Başlasın Öğrenme Devrimi 8: Homeschooling & Unschooling (Evokulluluk (Evde Eğitim – Evde Öğrenim) & Okulsuz Öğrenim)

Hiç aklımızda yokken, hatta bu kavramlar bizim için çok uzak, çok uçuk kaçıkken hayatımıza yerleşti usul usul şimdi. Homeschooling hatta daha çok Unschooling…

Önce bu kavramları bildiğim, okuduğum ve derlediğim kadarıyla anlatayım;

homeschooling(Myth; mit-efsane, Reality; gerçek, Public Schooling; Yaygın eğitim, Desire; bence arzulanan görüntü, result; sonuç)

.

HOMESCHOOLING (Ev Okulluluk) Nedir, Ne değildir?

-Homeschooling’in türkçeleştirilmiş tam bir karşılığı yok, evokulluluk diye çeviren olmuş ama evde eğitim demek de mümkün bu sisteme.

-Aileler, sağlık sorunu, güvenlik kaygısı, gezici olma, dini sebepler, çocuğun engelli olması, sistemin reddedilmesi, kırsal kesimde yaşama vesaire gibi nedenlerle  çocuklarının eğitimini ya seçtikleri özel öğretmenlerle ya da kendileri üstleniyorlar. Bazen özel yetenekli çocuklar da bu şekilde eğitime tabi tutuluyor. Bunun en bilinen örneği de Erik Demaine. Babası tarafından evde okutulan Eric Demaine 12 yaşında Kanada’da Matematik bölümüne kabul ediliyor. 14 yaşında bölümü tamamlıyor, 20 yaşında da doktorasını bitiriyor. Şimdi 32 yaşında ve MIT’de profesör. Ayrıca geliştirdiği Matematiksel Origami çalışması Museum of Modern Art (MoMA – New York) da daimi eser olarak kabul ediliyor.

-Homeschooling, gelişmiş ülkelerde uygulanıyor. Başta Amerika, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, Almanya, Japonya ve Fransa gibi… Kanuni uygulamalar ülkeden ülkeye çeşitlilik gösteriyor. Amerika’da eyaletten eyalete dahi çok fark var. Örneğin bir eyalette çocuk hiçbir kontrole, sınava tabi tutulmazken bir başka eyalette senede birkaç kez geçerlilik sınavına tabi tutulabiliyor. Bazı yerlerde 6 ayda bir devlet görevlisi, müfredatı ve gidişatı kontrol edebiliyor. İngiltere’de ise çocuk resmi okul kayıtlarına girmemişse kontrolü yapılmıyor. Ancak bir kez resmi okul kaydına giren çocuk Homeschooling’e başlarsa yetkili makamlar devreye giriyor. Öncelikle ailenin başvurusu kontrol ediliyor. 1 ayı geçkin bir süreyi bulabiliyor kabul almak. Malum buralarda hantal mı hantal bir işleyiş var. Ardından aile ehil mi, değil mi, müfredat kontrol ediliyor vesaire… Burada şu noktanın altı çiziliyor; Homescooling yapan çocuk herhangi bir okula geçiş yapmak istediğinde okul onu sınava tutma hakkına sahiptir.

-Homeschooling Türkiye’de resmi olarak uygulanmıyor zira ülkemizde çocuğu okula gönderme zorunluluğu var. Zorunluluk kelimesi rahatsız edici olsa da bazı kesimler için kısmen anlaşılabilir birşey bu. Zira Türkiye Batı Türkiye’den ibaret değil. Bu ülkenin Doğu ve Güneydoğusunda eğitime ihtiyaç var. Bu sisteme rağmen. Zira orada insiyatif aileye bırakıldığında ne yazık ki özellikle kırsalda sömürülebilir yasa ve çocuklar savunmasız kalabilir. Ki yasağa rağmen çocuğunu göndermeyenler var ve daha neler neler var. Bilinçsiz ailelerin elinde, bu sistemlerin özü varsayılan; -çocuğun çocukluğunu yaşaması, keyifli öğrenmenin amaçlanması ve çocuğun mutlu olması-ndan ziyade,  güçle çocuğun çocukluğunu öldürme tehlikesi doğuyor. Çocuklar okula gitmek yerine, tarlalarda, sokaklarda çalıştırılıp, zorla evlendirilebiliyor. Ve her ne kadar eğitim sisteminin şu halinden şikayetçi olsak da bu haliyle bile eğitim kurtarıcı olabiliyor o bölgeler için. Onun için bence Homeschooling tarzı sistemler için gelişmiş bir zihniyet gerekiyor. Yoksa çocuklar savunmasız kalıyor.

Belki Amerikan modeli uygulanabilir. Bizde eyalet sistemi yok ama bölgelere göre kurallar esnetilip sıkılaştırılabilir. Ve ailelerin Homeschooling hakkı elinden alınmadan kanunlar konup işletilebilir.

-Homeschooling’de çeşitli eğitim yöntemleri uygulanıyor. En çok Waldorf sistemi uygulanıyor yanısıra Montessori, Klasik eğitim, Çoklu zeka vesaire. Bu yöntemlerin müfredatları online olarak satılıyor.

-Homeschooling’in en çok tartışılan mevzusu; çocuk asosyal olmuyor mu? Başlarda benim de aklımda bu soru sıkça dönüp duruyordu. Ancak araştırınca baktım ki, durum tam tersine de dönebiliyor. İlki, bu ailelerin kurdukları dernekler vesaireler var. Hatta bazı aileler çocuklarına topluca eğitim aldırıyorlar. Bu derneklerin çok sık aktiviteleri var. Amerika’dan bir anneciğimizin deyimiyle; öyle çok aktivite var ki hepsine katılmak mümkün olmuyor. Çocuklar, resim, sanat vesaire için sıklıkla bir araya geliyorlar. Yanısıra düzenli bireysel aktivitelere de katılıyorlar. Ve sokakta çokça vakit geçirdikleri için, mahalle, komşu ahbaplığı da var.

-Homeschooling’de aileye düşen çok görev var. Öyle okula göndereyim, hele ki özel okulsa, keyfime bakayım yok, her şekilde çocuklarla hakiki anlamda ilgilenmek sözkonusu çünkü.

.

unschooling-is-LIFE

.

UNSCHOOLING (Okulsuzluk) NEDiR, Ne DEĞİLDİR?

-Unschooling kulağa iyice uçuk gelen bir isim. Okulsuzluk deniyor kısaca. Ama bakın o sert ifade dinledikçe nasılda yumuşuyor ve naifleşiyor;

-Unschooling’de ders yok, müfredat yok, test yok, sınav yok.

-Klasik eğitim sistemin aksine, öğretmenin, okulun belirlediği hedefler yok, çocuk kendi hedefini kendi belirliyor.

-Bilgi öğretmenden öğrenciye geçmiyor, çocuk öğrenmek için kendisi kendisinin yetkilisi oluyor.

-Özel okul kitapları yok, özel materyaller yok, buldukları her kitap, anne, baba, müze, kardeş, ağaç, kuş, insan kısaca herşey onlar için birer öğrenim aracı. Hayatı hayatın içinde, yaşayarak öğreniyorlar.

-Öğrenme hızını kıstaslar, başkalarınca belirlenmiş standartlar değil, çocuğun kendisi belirliyor.

-Çocuk birilerinin belirlediği yönergeleri takip etmiyor, kendi düşünüp, kararlarını kendisi veriyor.

-Klasik sisteminin aksine öğrenme sınıfa hapsedilmiyor, çocuk her an her yerde öğreniyor. Dolayısıyla yaşam ve öğrenme bölünmüyor, bilakis içiçe giriyor bu iki güzel şey. Ki bu çok gerçek ve çok gerekli.

Ve en sevdiğim;

Jazz & Unschooling

“Okul yapılandırılmıştır. Okulsuz eğitim ise caz müziği gibidir. Doğaçlama gelişir ve öğrenci değiştikçe o da değişir!” *

-Ailenin görevi sadece şu; çocuğun önüne hayata dair mümkün olan herşeyi sunmak, doğallıkla ve zaten var olan doğal yaşam akışı içinde elbette. Ve çocuğun kendini, ardından ilgisini çeken şeyi bulmasına aracı olmak. Ardından bulduğu şeye dair her türlü kaynağı, kişiyi, uzmanı, materyali ona sunmak.

Kısaca;

“Unschooling’de öğrenmek için ayrılmış bir mekan, bir zaman yok. Çocuk istediği her yerde ve her anda öğrenmeye hazır ve nazır oluyor. Dünya sınıf, yaşam konu, yaşamın içindeki herşey, hayata dair her enstrüman materyal sayılıyor. O konulardan hangisi ilgisini çekiyorsa o konuda materyal ve kaynak sağlamak da ailenin görevi oluyor.”

Kulağa hoş ve tatlı geliyor değil mi?

Sonuç; yapılan araştırmalarda ulusal sınavlarda Homeschooling yapan öğrencilerin, okula giden öğrencilerden daha başarılı olduğunu saptanıyor.

“Biz bilginin peşinde koşan çocuklar arzuluyoruz, çocuğun peşinde koşan bilgiler değil” diyor kendi de evde eğitim alan Nobel ödüllü yazar George Bernard Shaw.

.

Şimdi size Homeschooling ve Unschooling yapan ünlülerin çok azının isimlerini vereyim ve varın siz düşünün bu sistemler iyi mi, değil mi?

Benjamin Franklin, George Washington, Theodore Roosevelt, Albert Einstein, Michael Faraday, Blaise Pascal, Pierre Curie, Claude Monet, Leonardo da Vinci, Alexander Graham Bell, Thomas Edison, Orville & Wilbur Wright, Wolfgang Amadeus Mozart, Felix Mendelssohn, Charles Dickens, George Bernard Shaw, Walt Whitman, Louis Armstrong, Charlie Chaplin ve daha sayısız sanatçı, sporcu, bilim adamı, kaşif, kurucu vesaire var. Şaşırtıcı değil mi?*

 .

Ama ben şaşırmıyorum. Çünkü araştırdıkça, üzerinde düşündükçe şuna kanaat getirdim; klasik eğitim sisteminden paçasını kurtaranlar hayalgüçlerini, yaratıcılıklarını, çocukluğun mucizevi kaynağını eğitim sistemine ezdirmemiş olduğundan, gene mucizevi bir ikram olan -öğrenme güdüsünü- korumuş olduklarından ileri düzeyde işler yapan insanlar oluyor. Dünyayı yerinden oynatan fikirler, işler genellikle bu insanlardan çıkıyor.

Ya bu insanlar sistemden kurtuldukları için şanslı, ki ben şansa inanmıyorum, ya da zeki ama aynı zamanda öngörülü ve akıllı oldukları için sistemin bünyelerine yaptığı hasarı tespit ederek ondan kurtulma yolunu seçiyorlar. Yani eskiden bilinenin aksine okula gitmeyen çocuk şanssız değil şu durumda şanslı oluyor. Çünkü klasik eğitim sisteminin prototipleştirme, hayalgücünü, sanatsal yetileri öldürüp gözü realiteye çevirme kısaca robot bünye yetiştirme tehlikesinden, gözü dönmüş safi ve sevimsiz akademik bilgiden, öğrenmenin zorla dayatılmasından ve bunun getirdiği soğumadan korunmuş oluyorlar. Fıtrata yerleştirilmiş olan öğrenme güdüleri de korunmuş olduğundan,  öğrenmeye açık, hevesli, son derece şevkli olup dünyayı ayağa kaldıracak keşifler, buluşlar yapıyor. 

Homeschooling Amerika’da 1800 lerden beri var. Sayıları her geçen gün artıyor. Düşünüyorum… İTÜ’de ilk günlerim. Matematik hocamız derse giriyor ve söylediği ilk şey ve daha sonra sık sık tekrar ettiği o şey: dünyanın neresine gitseniz bundan daha öte, daha iyi bir akademik eğitim alamazsınız. Doğrudur! Türkiye akademik eğitim konusunda gerçekten iyi. Hatta en iyilerle kapışabilir. Bizim gibi Hintlilerle mesela. Ama, dünyanın en iyi akademik eğitimi alan bizler, ne yaptık? Hadi beni geçelim, ben istisnaydım diyelim, binlercemiz, onbinlercemiz ne yaptı? Hangimiz dünyayı yerinden oynatacak işler yaptık? En iyilerimiz en iyi ülkeler tarafından kapışıldı, ama bunda da sonuç; ola ola, en fazla işi götürmüş mucitlerin modern yamağı yani asistanı olduk anca. Ya da ıvır zıvırlarının geliştirici vesaire. O ıvır zıvırlar bizden çıkmıyor ama!

Zeki bir toplumuz buna canı gönülden inanıyorum, birçok toplumdan çok daha zekiyiz bence. Ancak ileri düzeyde işler yapamıyoruz, hep imkan yok diyoruz ama değil! Biz buz gibi akademik eğitim uğruna zekası heder edilenler oluyoruz. Ve sanki canla başla iyi ülkelere yamak yetiştirmek için uğraşıyoruz. Tıpkı denildiği gibi; büyüklere ara eleman yetiştiren bir ülkeyiz. Hintliler ve biz. 

Bildiğimiz klasik eğitim sistemi geliştiriliyor evet, ancak çok yetersiz! Ken Robinson’ın dediği gibi, okullu klasik eğitim sanayileşme ile başladığı için, sanayiye adam yetiştirmek üzere bir sistemin olması anormal değil. Onun için  gene Ken Robinson’ın dediği gibi geliştirme, değiştirme değil devrim gerekiyor.

Ben Matematik Mühendisliği okudum. Yıllarca mekanik derslerinden kaldığım için okulum uzadı da uzadı. Mekanik derslerinin ne işi var demeyin; meğerse bu derslerle bize matematik alıştırması yapılıyormuş ve tüm o ızdırap ondanmış. Oysa ben fiziği sevmezdim hiç, elzem derecede öğrenip geçerdim. Bu kez geçememiştim. Ve mezun olana dek -abartmıyorum- matematik başta olmak üzere ne anlattıklarına dair kafamda hiçbir şey canlanmadı. Ezberleyip kurtulmaya bakıyordum, birçoğumuz gibi.

Mezun oldum, aradan yıllar geçti, elime bir kitap geçti. Matematiğin Estetiği… Orada birden uyandım ve matematiğin ne denli zarif (ki üniversiteden önce müptelasıydım matematiğin, bulmaca gibi gelirdi, çok severdim) ve hayata ne çok tekabül eden bir bilim olduğunu anlamaya başladım. Hasılı üniversite bana bir vizyon kattı bunu inkar edemem ama gerisi bomboş! Hala rüyalarıma girer dersler, hala en büyük kabusum derslerde başarılı olmadığımı görmektir, hala bu rüyalarla kan ter içinde uyanırım. Ne uğruna!

.

john lennon when i was ..happy

“5 yaşındayken annem bana hayatın anahtarının mutluluk olduğunu söylerdi. Okula gittiğimde, bana büyüyünce ne olmak istediğimi sordular, ben de -mutlu- dedim. Bana soruyu anlamadığımı söylediler. Ve ben de onlara hayatı anlamadıklarını söyledim.”

—————————————————————————————————————-

.

Başlasın Öğrenme Devrimi Serisi şimdilik burada bitiyor.. Başlarken demiştim ki acaba bizim için doğrusu hangisi? Her çocuğa, her topluma, her ebeveyne göre değişebilir tercih ancak benim için; Montessori mi, Waldorf mu, Reggio Emilia mı, ya da bir başkası mı, aman yoksa klasik sistem en rahatı mı, derken aklıma en çok yatan, gönlümü en çok çelen; Homeschooling oldu. Ama ondan da güzeli Unschooling… Tabii ki gönlümü çelenle iştigal etmemiz hiç de kolay değil. Zaten tüm sancının kaynağı da bu!

Bir sonraki yazıda bizim son halimizi ve ne durumda olduğumuzu yazarsam konu açıklığa kavuşur sanırım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.