Dünyada Çok Güzel İnsanlar da Var: Köylü Ekrem

Dün akşam ÇokBilmiş arkadaşım bir tweet attı: “Bu topraklarda böyle ADAMlar da yetişiyor işte! Günüm aydınlandı: Köylü Ekrem.”

Saniyesinde videoyu izlemeye başlamıştım. Bir anda, son günlerde iyice kararan dünya silüet halini aldı, sevimsiz gerçekler gözden kayboldu, hayat, insan, yaşamak yeniden anlam ve cazibe kazandı. Ah Köylü Ekrem…

İlk cümle, o ilk cümle beni mıhladı Köylü Ekrem’in karşısına.

“40 yaşımda doğduğumu hissediyorum. Şimdi çocukluğuma doğru büyüdüğümü ve kesinlikle çocuk öleceğimi söyleyebilirim.”

Sonrası müthiş bir merak, ilgi ve çarpılmışlık oldu.

Kendini keşfedişin müthiş hikayesi var burada. Ve insan olmanın. Okuyarak değil, yaşayarak, bilinçle, şuurla insan olmanın, adam olmanın hikayesi. Aslında hayata sımsıkı tutunmuş; sahici anlamda yaşamakta olan bir Tutunamayanın hikayesi, ya da çoğumuza ve bugünkü çürümüş, yoz sisteme göre kaybedenin ama aslında alasıyla kazananın hikayesi.

İzlemediyseniz mutlaka izleyin!

Video akıp gidiyor ve o derin, kıymetli sözlerin üstünden çabuk çabuk geçiliyor ve bu da beni kesmiyor. Üstüne basa basa, altını çize çize yazmak istedim herbirini ve yazdım.

“Beni hep rahatsız eden eğitim sistemini bir türlü kabul edemedim.”

“Gerçek okulun toprak olduğunu, tabiat olduğunu, bizzat içinde yaşanarak öğrenebileceğini düşünüyorum ve bunun için sistem dışı şeylere giriştim, sistemin kabul etmediği, reddettiği, yadırganan herşeyi, kendime estetik ve ahlaktan başka hiçbir sınır koymadan, herşeyi denedim.”

“Beni zamanı boşa harcamak çok fazla rahatsız ediyordu.”

“Okuyordum ve fazlaca birikti sanırım. Bunları da kimseyle paylaşamıyordum. Kimsenin sokakta yakasına yapışıp ben bunları düşünüyorum ve bunları hissediyorum diyemezdim. Ve yontmaya başladım.”

“Kendimi ifade yöntemi olarak, insanı insana anlatma çabası olarak görüyorum.”

“Bence sanatta estetiğin dışında hiçbir sınır olamaz, olmamalı.”

“Hiçbir sanat akımını tanımıyorum, tanımak da istemiyorum.” (Hele buna çarpıldım. Sanatın taklitle değil içten gelerek, üreterek, deneyerek oluştuğuna inanıyorum ve -diğerlerini bilmeyen yapamaz- söylemlerinden bu yüzden hoşlanmıyorum)

“Ben sadece tabiatın kendi kendine oluşturduğu müthiş estetiği gizlememeye, hatta bir sürü anatomik hatayı üstlenerek, doğanın oluşturduğu müthiş ahengi, estetiği kapamamaya, kendime mal etmemeye çalıştım. Bu bence doğaya saygısızlıktı.”

“İkimiz ortak yaptık diyorum, doğayla ortak yaptık.”

“Taşa taş diyemezsiniz, ağaca ağaç diyemezsiniz. Onların da bir ruhu var.”

“Yontarken hissedersiniz, hiçbir yonga bir diğerinin aynı değildir, sadece şekil olarak değil, doku olarak, lezzet olarak, koku olarak (Ve tam bu esnada yüzünün aldığı o munis hal, gözlerindeki o canlılık ve o duygulu ıslaklık, sözlerin ne derece derinden geldiğini bağırıyordu adeta) hiçbiri birbirinin aynı değildir, her biri birer bireydir, şahsidir.”

Köylü Ekrem Efsanesi

“Heykelde denenmemiş bir şeyler arıyorum.”

“Mesela balerini öpen hava isimli çalışmamda herkesin aksine ben objenin değil, subjenin heykelini yapmaya çalıştım. İçinde balerin yok ama onu kuşatan hava… Havanın kırılım hareketlerini denemek istedim.”

“O yolda bulduğum, belki üzerinden binlerce kişinin basıp geçtiği taştı. Ben hiç müdahale etmedim, onu olduğu haliyle, insanlara nelere basıp geçiyorsunuz demek için aldım, hiç dokunmadan, sadece takviyeyle oluşturduğum figürü, ayakların altından alıp baş hizasına koymaya çalıştım.”

“Belki de İşletme okumanın verdiği tesirle sadece para daha kolay nasıl kazanılır, en verimli işletmecilik nasıl yapılır, belki bu öğretiyle sadece para kazanmak için yaşadığımı ama hayatın sadece bu olmadığını, bir gün bir kaya tırmanışında düştüm ve iki kaburgam kırıldı, orada iki gün yattım. Ve o an düşündüm ki; varla yok arası bir saniyeden bile kısa bir an, o yüzden hiç ölmeyecekmiş gibi sadece çıkar hesapları ile yaşamak, işte parayı baz alarak yaşamak, parayı amaç edinmek çok çok yanlıştı. Çünkü kazandığım herşey bir anda yoktu.”

“Tabii ki çevremden çok tepki aldım. Çok, çok zekiydi şimdi ıvır zıvırla uğraşıyor diyorlar. Çirkin şeylerle karşılaşıyorum, ama bir şekilde  bu insanlara gelip yardımcı olmak lazım.”

“Şimdi paranın çok iyi bir köle olduğunu, sadece bir araç olduğunu, temelin aslolanın, hedefin amacın insan olduğunu biliyorum.”

“Tıp öğrencilerinden birisi heykeli devirdi, o kadar üzüldü ki. Bakın dedim, isterseniz ben bunların hepsini tutar camdan atarım, gözümü bile kırpmam. Lütfen üzülmeyin, ben bunların hepsini sizin için yapıyorum. Yazık, o kadar üzüldü ki, hiç önemli değil. İnsanın yanında heykel ne ki yani, nihayet ağaç parçası, taş!”

Köylü Ekrem Heykel

(Önemli değil dediği eserler bir şaheser. Şu heykeldeki gözün sahiciliği ve sahiciliği yanında derinliği hayranlık verici. Çok çok az heykelde hatta resimde bu derinliği hissetmişimdir ben)

“Başhekim sordu, bunları siz mi yaptınız dedi, dudak bükerek, yani köylüler hiçbirşey yapamaz. Maalesef ben yaptım, dedim. Neden öyle dedin dediler. Yani başhekimmiş, hiç farketmiyor, ben de Köylü Ekrem’im!”

Video bitince içimden sadece şunu haykırmak geçiyordu; Seni Yaradan, seni bu güzel kalple donatana kurban olayım ben. Öyle güzelsin ki Köylü Ekrem. Öyle insansın ki. Evet moda tabirle #Anlayamayız, birçoğumuz! Paranın şah olduğu şu dönemde kolay değil anlamak zaten!

Bir örnek de;  Christopher McCandless! Bilmeyen kaldıysa tık tık. 

Koca koca yazılar döşeyebilirim Köylü Ekrem’den yola çıkarak, en evvela eğitim sistemine saydırabilirim, okumakla adam olmadığının milyon tane kaydını verebilirim, hele bugünlerde adam olmayanlarla doluyken ortalık, paraya tapınma konusuna hiç girmiyorum o devasa bir mevzu, düşünerek kendini buluş, yalnızlık, iyilik, insanlık çok şey mevcut… Neyse, herkesin aklı yetiyor kendine, azıcık düşünsek kafi Köylü Ekrem üstüne.

Zaten düşünmekten üşenmeyen buluyor yolu, bulmayan ise durup bakakalıyor.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.