Çocuğunuza Yapacağınız Büyük İyilikler

8 yılı aşkındır anneyim. İki çocuklu hayatım, nicelik açısından değil elbette ama nitelik açısından kuvvetli bir yoğunlukta geçti. Tıkabasa yaşadım anneliğimi, hatta çoğu zaman feryat figan ettim. Bir başına, sıklıkla evde baba bile olmadan, Homeschooling’e (Evde Öğrenim) varana dek, 7 gün 24 saat birliktelik ile harala gürele eşliğinde, ne olup bittiğini anlayamadığım anlar, günler, aylar geçirdim. Şimdilerdeyse çocuklarım büyüyor ve bu sırada etrafımdaki sis bulutları dağılıyor. Ben eski net görüşüme, berrak zihnime kavuşmaya başlıyorum. Bu sırada birşeyleri daha net farkediyorum; yaşadıklarımdan sayısız güzel şey öğrenmişim, sayısız güzel şeyi sahiden yaşayarak tecrübe etmişim.

Öğrendiklerimi sıralamam mümkün değil zaten amacım da bu değil. Birkaç şey var; gelişine, yaşayarak tecrübe ettiğim ve mutlaka paylaşmak istediğim. Zira bana, bize, ailemize ve en önemlisi çocukların ta kendisine öyle kuvvetli faydaları oldu ki bu şeylerin, illa ki duyurmak istedim.

Belki ukalalık gibi gelebilir, belki ahkam, belki de kibir, belki içine düştüğüm; sevemediğim uzman cakalarının ta kendisidir, ki ben uzman da değilim, ama asıl gayretim; küçük, basit şeylerin mucizevi etkisini paylaşmak içindir. Evet iddialı büyük laflardan edeceğim; çocuğunuza bir iyilik yapın ve bunları uygulayın!

1. Televizyonu yaşam alanınızdan çıkarın!

Gerçekten ve sahiden, bir ailenin kendine, çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerden birinin bu olduğunu yaşayarak tecrübe ettim. Televizyonu yaşam alanınızdan; oturma odası, salon, mutfak her neresiyse oradan çıkarın. Evinizden atın demiyorum, zira biliyorum ki televizyonsuz hayat birçoğumuza ne yazık ki ütopya gibi geliyor ve bu yüzden uygulanamaz kabul ediliyor. En kötüsü de bu kabulle televizyona tümden boyun eğiliyor. Oysa çok marjinalleşmeye gerek yok, sadece bir başka odaya atın televizyonu. Mümkünse izbe bir yere. Bu şekilde hal yoluyla birkaç şey anlatılıyor o evde;

1-Bu evde televizyon baş köşede tutulmuyor. Onca kıymetli bir nesne değil o. Hatta alelade bir şey işte.

2-Televizyon izleyene tüm ahali peşkeş çekilmiyor.

Eski zamanlardaki sigara meselesi gibi televizyon. Belki bir zaman gelecek; vay be, öyle cahilmişiz ki; birimiz tv izleyecekken herkesi esir ediyormuş da farkına değilmişiz cehaletimizin, diyeceğiz. Sigaranın pis kokusuna maruz kalmak gibi televizyon da; istemeden içeri aldıklarımız, gürültüsü ve görüntüsü ile iğrendirecek belki kim bilir, ya da dilerim :)

3- Yadsıma değil bayağılaştırma: Televizyonu tümden evden çıkarmanın da zararı olabileceğini düşünüyorum; etraftan gördüğünde televizyonla efsunlanmış gibi oluyor çocuklar, daha büyüdüklerinde sorgulama, yadırgama ve öfke beliriyor, dolayısıyla başka bir odaya atma eylemi ile televizyon tümden yadsınmıyor sadece televizyon ve izleme eylemi değersizleştiriliyor. Gene yukarıda dediğim gibi hem de normalleştiriliyor, alelalede bir nesne oluyor.

2. Yaşam alanınıza televizyon yerine bir kitaplık koyun.

1. madde ile paralel gelişecek bir şey bu. Televizyonu yaşam alnından çıkarıp yerine kütüphane koyma eylemi birlikte yapıldığında ortaya mucizevi sonuçlar çıkıyor. İlk başlarda farkedilir bir değişim gözlenmiyor ama giderek harika birşey oluyor. Çocuklar odaya her girdiklerinde kitaplığa yöneliyorlar. Ben çeşitli oyunları da bu kütüphaneye koymuştum. Satranç, hafıza kartları, mıknatıslar, Jenga, ahşap birkaç şey, mikroskoplar vesaire… Ama çocuklar için gene de en değerlileri kitaplar. Zaten sihirli bir dünya değil mi onlar?

eve televizyon yerine kütüphane by delianne

Şimdilerde bizim evde durum nasıl anlatayım; kitap sevmediğini zannettiğim Kerim boyuna kitap çıkarıp okuyor, Selim’e kitap yetiştiremiyoruz, kısa hikayeler kesmiyor artık ansiklopedi kıvamında 500-600 sayfalık kitaplar okuyor… Öyle sırf börtü böcek de değil artık ilgilendiği şeyler; efsaneler, mitler, insan, dünya, uzay vesaire.. Yanısıra sahici anlamda devasa ansiklopedilere geçti.

kitaplar by delianne

ansiklopedik kitaplar by delianne

Bazen uyanır uyanmaz kuruluyorlar kitapların başına, bazen Selim Kerim’e okuyor, çok nadiren bize ihtiyaç duyuyorlar, çoğunlukla kendi işlerini kendileri yapıyorlar. Bize düşen gece yatmadan kitap okumak sadece. Bir de Kerim yalnızken ona okumak. O da kendi isterse.

4. Yaşam alanına bir ‘Kuncik’ Yapmak.

Kuncik; büyüdüğüm yerde; sıcak, minik yer anlamına gelen bir kelime. Çocuklar çok sever böylesi yerleri değil mi? Masa altlarını, çadırları, minik alanları. Ben de bunu uyguladım. İlkin kütüphane yanına oturma yeri yapmıştım, minderlerle ama neden sonra aklıma bir kuncik yapmak geldi. Kitaplığın olduğu köşe ile koltuğun birleştiği alanı çocuklar için kurtarılmış bölge yaptım:) Minderleri, annemin el emeği, kanaçive yastıklarını koydum, çocukların hazırladığı haritayı da astım ve en son çaprazdan bir ip gerip, ipe de perde astım.

Kuncik by delianne

Şimdi istedikleri zaman perdeyi çekip köşelerine çekilebiliyorlar. O kadar seviyorlar ki o köşeyi. Hele ilk günler sayısız kez teşekkür ettiler bana, tüm günlerini, mutlulukla orada geçirdiler. Hala da öyleler, hele sabahları Selim ilk iş oradaki ışığı açıp perdesini örtüyor ve okumaya çekiliyor.

Böylece salonumuz da süs bebeği olmaktan çıktı, herkesin hakiki yaşam alanı oldu ve ben en çok bundan memnun kaldım. Zaten çocukların varlığına değen herşey çok daha sıcak, çok daha samimi. Öbür türlüsü rahatsız edici derecede soğuk geliyordu.

evde, salonda sıcak çocuk köşesi yaratmak by delianne

Görüldüğü gibi boyama izleri, halıda lekeler var, evet temizlemesi zor da,  ancak herşeye rağmen diyorum ki keşke ev benim olsa, o zaman duvarları elleriyle boyatırdım çocuklara.

4. Ortak Kullanılan Her Odaya Çocuklar için Bir Yer Ayırmak, Birşeyler Koymak

Bilirsiniz çocuklar yalnız kalmayı pek de sevmezler. İsterseniz harikulade bir odaları olsun sizinle olmak uğruna, kolaylıkla o odayı tuvalete tercih ederler. Haliyle her odaya onlara hitap edecek birşeyler koymak, hem onlar için hem de bizler için çok rahatlatıcı oluyor. Ama bahsettiğim şeyler plastik oyuncaklar falan değil. (Bu tür oyuncakların büyük kısmını evden çıkardım. Bir kısmı yukarıda televizyonu attığım izbe odada, tepelerde duruyor. Akıllarına hiç gelmeyenleri direkt gönderiyorum evden, doğrusu çoğu pek de akıllarına gelmiyor. Hemen her anne baba bilir, oyuncaklar beyhude bir uğraş, almakla sadece pis yığınlar oluşturuyoruz, hem para kaybediyoruz, hem dünyayı kirletiyoruz ve hem de çocuğa doyumsuzluk yaşatıyoruz. Mümkün olduğunca oyuncak alımını azaltıyoruz. Evet maalesef mümkün olduğunca)

Ortak kullandığımız iki odaya onlara ait birşeyler koydum. Birinde kitaplık, türlü oyunlar, salonda sehpa üzerinde onlara ait kağıt, kalem, defterler, boyalar, bir de ahşaptan yapılmış bir kaç oyuncak… Bir diğer odaya; yazı tahtasını koydum. Gene herkes bilir ki bu eşyalar kendi odalarında pek de kullanılmıyorlar. Şimdi ben bu odada oturdukça doğal olarak yanıma gelen çocuklar, direkt tahtaya yönleniyorlar. Yada gidip kağıt kalemle birşeyler yapıyorlar. Ya da öyle sehpa üzerinde tuttuğum, belki normalde aldırmayacakları ahşap evlerden şehir oluşturuyorlar, satranç oynuyorlar vesaire… (Tabii bu bahsettiğim haller hep devam eden şeyler değil neticede çocuklar ve sıklıkla kuduruyorlar ve ben de burada yazdığım gibi hep makul ve mantıklı değilim:))

salonda çocuklara yaşam alanı yaratmak by delianne

5. Koy ve Çekil.

İlk iki maddenin etkisi ile yeniden gözlemlediğim ve hayranı olduğum şey; çocuğun önüne malzemeyi koy ve çekil. Örneğin yukarıda anlattığım gibi; biz kitap okunmalı demedik, okuyun diye asla diretmedik, sadece -koy ve çekil- gibi bir sistem varsa işte öyle oldu, kitapları koyduk ve geri çekildik, gerisini çocuklar halletti.

Zaten farkettim ki bir çocuğa yapılacak en büyük iyilik; çocuğa malzeme sunmak!

Elden ne gelirse, elimizde ne varsa, neye ulaşabiliyorsak o kadar. Abartmadan, uçmadan, kaçmadan, doğallıkla. Giderek çocuk belirleyici oluyor sunduklarımız konusunda. İhtiyacını ve isteğini farkedip ona göre sunumlar yapmak ve asla dayatmadan bir kenarda durmak Unschooling öğretileri gibi. Çocuk yönlendirici oluyor, aile sadece kaynak sağlamada, çocuğu kaynakla buluşturmada yardımcı oluyor. (Unschooling, yani bir nevi okulsuz öğrenim, yaşayarak öğrenme diyebileceğim bu şey, favorim:)  Bu konudaki yazıyı okumak için tıklayın)

Zamane öğretilerinin ve bilhassa biz Türk annelerinin fazlaca ilgilenme hastalığı var. Hatta ilgiyi yönlendirme sanma hastalığı. Benim de içine sık düştüğüm bir hata bu. Farkettikçe kurtarmaya çalışıyorum kendimi bu; anneliği aşırı ilgi sanma illetinden. Oysa çocuğun; kendinin, esnekliğinin, sınırlarının, doğasının farkına varması için de gerekli bu koy ve çekil sistemi.

6. Çocuğunuza Bir Fotoğraf Makinası Alın.

Bunu bağıra çağıra söylemek istiyorum. Lütfen hiçbirini yapamazsanız sırf bunu yapın. Harika şeyler yakalayacaksınız.

Selim’in sinemaya meyli var. Tabii itiraf etmeliyim; bu hevesi tetiklemekte benim de epeyce payım var. Fotoğraf makinası istiyordu, basit bir makina aldık. Kah kardeşiyle, kah arkadaşlarıyla, kah sokakta yalnız başına uzun süre çekimler yaptı. Birgün hafıza kartını boşaltıyorduk ve videolarını izlemeye başladık. Görmeniz gerek, öyle güzel anlar yakalamış ki. Kardeşini kovalamış, bazen makinayı bırakıp ikisi beraber oyunlar oynamış, bazen Selim taklitler yaparken kendini kameraya almış, bir gün sokakta bisiklet üstünde hem anlatıp hem çekimler yapmış, arkadaşlarıyla sohbetler yapmış, sözün kısası ortaya hayatın en muhteşem anları hatta yaşamın ta kendisi çıkmış!

İlk makinası kırıldı ve kısa süre sonra ona yeni bir makina aldık. Zira o muhteşem anlar kaçırılmazdı.

Eğer çocuğunuz makina kullanacak yaştaysa ona da, kendinize de bu güzelliği yaşatın. ve bir fotoğraf makinası alın. İddia ediyorum; sonuca bayılacaksınız!

Geriye kalan daha basit, daha öznel maddeleri ise bir başka yazıya saklayayım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.