Çocuğunuza ve Kendinize Yapacağınız Kendisi Küçük, Etkisi Büyük Hareketler

Çocuğunuza Yapacağınız Büyük İyilikler adı altında bir yazı yazmıştım. O yazı çok uzayınca bir kısmını taslak olarak koymuştum bir kenara yakında tamamlarım diye. Lakin arayı çok açmışım, 1,5 sene olmuş o yazıyı yayımlayalı. Ara ara aklıma geldikçe eklemeler yapmışım. Bugün de düzeltmeleri yazıp yayımlayayım.

İlk yazıda da dediğim gibi, sadece anneyim. Çok düşünen, düşündüklerinin birazını yeteri kadar hayata geçirebilen bir anneyim. Ve tüm yazdıklarım biraz araştırdıklarımdan, çoğu gözlemlediklerinden, hepsi yaşanmışlıktan ve kendi annelik birikimlerimden gelen ve açıkça faydasını gördüğüm şeylerdir. O kadar ki belki birine daha faydası dokunur diye yazıyorum buraya.

Emir kipinde yazmayı hiç sevmesem de, yazı uzamasın ve kolay olsun diye bu stili kullanacağım, affedin.

Basitten nisbi karmaşığa doğru gidiyorum, üşenmeyip sonuna dek okursanız işinize yarar birşeyler bulabileceğinize inanıyorum:

Çocuğunuza ve dahası kendinize ve de haliyle insana yapacağınız kendisi küçük ama etkisi büyük iyilik ve güzellikler:

 

  1. Eski oyunları oynayın, oynatın. Yakantop, birdirbir, körebe, saklambaç, ip atlama, beş taş (ki çocukların hemen hepsi sever taş toplamayı) … Beş taş için taş toplamak ayrı bir aktivite, oynarken o saf, enerjisi leziz taşlara dokunmak ayrı bir terapi görevi görüyor inanın. Ayrıca bir kaç oyun önerebilirim bu konuda uydurma:
  • Evin bilumum yerlerine gizlenmiş belirli eşyaları koyma. Biz önceden seçip belirliyoruz mesela bunları. Oyuncak olur, mutfak malzemesi olur, dal, yaprak olur, incik boncuk olur, karışık olur, nasıl hoşa giderse.
  • Dışarıdan malzeme topluyorum. Yaprak, taş, dal, tahta, çiçek, yün, metal vs. Sonra gözlerini bağlayıp ne kadarını bilecekler bakıyorum. Malzemeleri saklı tutmama ve değiştirmeme rağmen dokunarak bildiklerine şaşıp kalıyorum sonra:)
  • Evin içine kamp kurma. Geceymiş gibi ışıkların tümünü kapatıyoruz. Haliyle elektronik hiçbir alet yok. Bir iki fener oluyor ancak. İstersek nevresimlerden çadır da yapıyoruz, yahut minik çadırımızı kuruyoruz. Çocuklar bayılıyorlar böylesi içiçe sıcak ortamlara zaten bilirsiniz. Bu ortamlarda  isterseniz uydurma masallar da anlatabilirsiniz, isterseniz sadece birbirinizi dinleyebilirsiniz. Başta gürültülü yaşamlarımızdan sonra bilhassa evin babasına zor gelebilir bu duruma uymak ama inanın başkaca uyaranlar olmayınca herkes birbirine kulak vermeyi ve hakiki dinlemeyi öğreniyor. Özellikle kendim de yaşadığım için biliyorum, çocuklar genelde konuştukları için bir yerden sonra kulak aşinalık kazanıyor o sese ve dinleme yetisi isteseniz de kayboluyor, oysa ne cevherler saklı o konuşmalarda… İşte böylesi zamanlarda sabırsızlık ve tahammülsüzlük göstermeden dinlemek mümkün oluyor çocukları.. Hem onlar tatmin oluyor, hem biz. Zira dinlemeyince suçluluk da hissediyorum bir yandan, bir yandan da üzülüyorum. Ama bu bir gece bile onlarda da, bizde de pozitif bir hava oluşturmaya yetiyor. Şunu da söylemeliyim, hayalgücüm kıttır benim. Öyle fantastik hikayeler uyduramam, ancak işte böylesi bir gece öyle bir hikaye uydurdum ki ben bile şaşakaldım kendime. İskoçya’da çok etkilendiğim bir kale vardı aklımda ve onun üzerine uydurmuştum epeyce fantastikti, kısaca ömrüm boyunca olmadığım kadar hayalciydim o gece… Bence uyaranlar azalınca fantazya perdesi açılıyor… Ki bu çocukların yetişmelerinde de doğru… Ne yazık ki o gece o hikayeyi yarım bırakmıştım ve hatırlamıyorum, hatırlasam mutlaka yazardım…

2. Kağıttan uçak: Eğer bunu bir kez denediyseniz çocuğunuzun basit bir uçakla saatlerce oynayabildiğini de görmüşsünüzdür. Deneyin ve gereksiz plastik yığını onlarca oyuncağa basit bir kağıttan uçağı nasıl tercih ettiklerini izleyin. Ve basit olanla çok daha tatminkar oynadıklarını..

3. Çamurla oynamalarına izin verin. Çamur çocuklar için müthiş bir deneyim, onunla oynamak eşsiz bir lezzet. Eğer dışardaki çamurdan rahatsızsanız alın temiz toprağı çamur yapın ve bırakın oynasın. Küçük oğlum her gün gittiğimiz parkta bir parça çamuru keşfetti. Önce ‘scooter’ı ile dokundu, bir gün ayağıyla, derken en son elleriyle içine girdi çamurun. An be an dozu artan keyfine gözlerimle şahit oluyordum. Bana dönüp şöyle dedi gözlerinin içi parlarken: anne, ben çamurla oynamaya bayıldım.

4. Yağmur birikintilerinde oynamalarına izin verin. Toprakla da. Şunu farkettim; insan doğalı seviyor buraya kadar tamam ama bundan daha önemli bir şey var, kendi yaradılışımızdaki şeylerle içiçe olmak sevmekten öte terapi görevi görüyor. Yaratıldığımız toprak ve su, ya da ikisinin bileşimi çamurla hasbihalin bizim için terapi görmesi gibi… Özümüzde olan bu şeylerle haşır neşir olunca iyi hissediyoruz bilhassa yaradılışları henüz çok taze olan çocuklar daha iyi hissediyorlar bu irtibatı. Onları bunlardan alıkoymak onlara yazık etmek oluyor bu yüzden

5. Bir ağacı dost edinin. Bizim evde herkesin dost en az bir ağacı var. Hatta benim epeyce var. Yanlarından geçerken selamlaşırız, bazen kucaklaşırız. Oğullarıma bu ağaçların bizi duyduklarından sadece bizim gibi cevap veremediklerinden, belki bizim için duacı olduklarından, ki ben  gidip sarılıp, bazen yüzümü sürüp dua da isterim onlardan, ne ki çok masum ve temizdirler, hatta belki melektirler, ve belki bir gün bir başka yaşamda karşımıza çıkacaklarından bahsetmiştim, çok ciddiye almışlardı beni ve çok da hoşlarına gitmişti. Dahası ben fiilen olmasa da kalben konuştuğumuzu biliyorum artık ağaçlarla… Bence onlara yakınlaşmayı seçen herkes bir süre sonra vakıf oluyor bu dile inşaallah.

Huş ağacı by delianne

6. Doğayla temas ettirin. Öylesine değil, sahiden. Şunu çok net ve çok kesin söyleyebilirim;

 

Bir çocuk için iyi beslenme, iyi uyku gibi hakiki bir ihtiyaçtır doğada olmak!

Ve dahi bir yetişkin için de. İşte tam bu bilinçle, doğayla olmanın da gerçek bir ihtiyaç olduğunu bilerek, çocuğun yemesine nasıl dikkat ediyorsak aynı dikkatle ve özenle doğaya karışmasına izin vermek gerek. Hatta iddia ediyorum;  o çok özendiğimiz kusursuz beslenme, organik beslenme, yok glutenli, yok glutensiz diye devamlı dayatılan onlarca beslenme şeklinden çok çok daha elzemdir  çocuğun doğada olması. Ancak sanıyorum bu henüz ülkemizde furya haline gelmediği için, önemsenmiyor bunca. Keşke yok Gana’dan, yok Papua Yeni Gine’den adını sanını bilmediğimiz bir meyveyi çocuğumuza yedirmek için uğraşmak yerine, ya da hala 5 öğün olsun, aman meyvesi de  tam olsun, aman yesin diye çıldırmak yerine doğaya götürseydik çocukları aynı dikkat ve özenle. O bir meyveyi yemezse hiç birşey olmuyor ama doğadan, doğallıktan kısaca kendi doğasından mahrum kalan için ise çok şey oluyor. (Bir gün çocuklarım üzerindeki tesirlerini yazacağım inşaallah bunların.)

Evet, çocukları alıp doğaya götürün. Hareketlerine müdahale etmeden, uzaktan güvenli gözlem mesafesinde durarak yanında olun. Çocuk hakları diye kurallar var mesela, bence doğaya götürmek de oraya konulacak en baş madde olmalı. Çocuğunuzun hakkı olarak görün bunu. Richard Louv’un çok sık tarif ettiği gibi manikürlü alanlara değil, yabani ortamlara götürün daha çok. Sahici doğaya yani.

 

Doğanın beş duyuya (hatta bence altıncı ve yedinci hisse de) hitap ettiğini, televizyonun en fazla iki duyuya (görme ve işitme) hitap ettiğini, televizyonun dayatılmış öğretilere, doğanın ise içine gizlenmiş hakiki sırlara, Hakikat’e ve haliyle engin bir öğretiye götürdüğünü bilerek çocuğunuzu düzenli olarak doğaya götürün. Düzenli takım sporlarına, o aktiviteden bu aktiviteye, o sanatsal etkinlikten bu sanatsal etkinliğe, bazen zorlama ve yapaylık içinde koşturmak yerine engin bir deryaya; doğaya götürün. Doğa dediğimiz; bazen yaban, bazen orman, bazen deniz, bazen kum, bazen bir ağaç, bazen bir ağaç kütüğü, bazen kırpılmamış minik bir alan dahi olabilir…

by delianne (2)

Tabiat ilahi sırlarla dolu, çocuk ya da biz tabiatla içiçe iken, hiçbirşey yapmıyor sadece seyrediyorken bile o ilahi sırlar dolar içimize bir nefes gibi… Kendiliğinden değildir elbette ama sanki kendiliğinden, zorlamasız, sınavsız, ödevsiz üstelik hakiki ilimle direkt irtibatlı olarak eğitim verir kişiye doğa… Tabiatla olmak; irfani, ahlaki eğitime tutulmak gibidir bu yüzden. Bunun için kadim toplulukların insanlarına, öğretilerine bakmak yeterli zaten. O bilgelik, o erdem günümüz insanının çok, çok azında var maalesef.. Oysa en çok şimdi, cümle çökmüş eğitim sistemlerinden, zalim sistemlerden ziyade hakikate, irfana, insaniyete, masumiyete geri dönüşe ve gerçek insana ihtiyacımız var. Dünyanın şu haline bakmak bile yeterli bunu görmek için. Bunun için çok önemsiyorum ben tabiatla tabiatta olmayı..

7. Eğer mümkünse çocuğunuzu okula yürüyerek götürüp getirin. Her türlü fayda sağlayan bir hareket bu. İster istemez görüp gözlenenler hakkında konuşmak imkanı olur. bu da hem çocuğunuzun, hem sizin farkındalığınızın artmasına, hem de ebeveyn-çocuk ilişkisinde sıcak ve doğal bir yakınlaşmaya, iyileşmeye vesile oluyor. Üstelik bence çocuk için de güzel ve sıcak anılardan biri olarak saklı kalıyor bu anlar kalpte ve zihinde. O küçük eli kocaman anne ya da baba elinde sıcacık iken, kalpler irtibatta iken o masum konuşmalar en sevdiğim şeylerden biri benim için.

8. Özellikle babalar ve çocukları için yapılacak en güzel aktiviteler var. Bence genelde annelerin çocuklarla ilgilendiği toplumumuzda böylesi baba-oğul ya da baba-kız aktivitelerine büyük ihtiyaç var. Neler yapılabilir; mesela balık tutmaya gidilebilir. Kendini dinlemeyi, doğayı dinlemeyi, kısaca konuşmaktan çok daha evla olan -dinle-meyi sağlayan, sabırlı olmaya vesile olan çok faydalı bulduğum bir aktivitedir bu. Yetişkin, çocuk demeden fayda sağlar.. Zaten denizle, nehirle kısaca suyla olmak ayrı bir terapidir.

by delianne

 

Kamp yapmak çok faydalı ve her bakımdan müthiş bir deneyim. Ve büyük ihtimalle unutulmaz bir çocukluk anısı olarak yer ediyor bellekte… Nitekim küçük oğlum Kerim her ne yaparsak yapalım kamp yapmayı her şeyin üzerinde tutuyor.

Kamp yapmak, doğayla direkt içiçe olma imkanı veriyor, yabanda yaşamayı, yaşamı yerinde okumayı ve tanımayı sağlıyor …

Fisherground camping, lake district by delianne9. Balkonda bile olsa, bir küçük saksıda bile olsa bir şey yetiştirmeyi deneyin. Birlikte. Böylece marketten çat diye sepete attığımız ürünün, aslında zamanla  ağır ağır oluşmasına tanıklık eder çocuk ve en önemlisi bu vesileyle doğaya, yaradılana ve haliyle Yaratan’a saygı duymaya başlar. Önüne konan yiyeceğe başka açılardan bakmasını sağlar bu hal.

by delianne (6)10. Harçlık verip kendi parasını toplamasını sağlayın. Bu şekilde de har vurup harman savurmamayı öğrenir. Ve isterse birikim yapmayı… Ama daha önemlisi bu harçlıktan bir kısmını ihtiyacı olanlara ayırmayı da anlatıp, veren el olmaya şahit tutmak çocukları… Ömür boyu o şuurla yaşar çocuk inşaallah.

11.Doğadaki Son Çocuk kitabından aklımda kalan en somut örneklerden biri, kesinlikle şiddetle tavsiye ediyorum bunu: Arabada giderken oyalanması için akıllı telefon vs türü şeyler vermeyin. Bırakın etrafı izlesin. Yazarın dediği gibi çocukken arabada oturduğumuz zamanlar doğal sinemamızı izlerdik. Yani dışarısını ve akıp giden hayatı. Bu sırada gördükleriniz konusunda birkaç kez dikkatlerini çekersiniz, çocuklar da peşi sıra dikkat kesilmeye ve hatta sizin gözünüzden kaçanları size söylemeye başlar. Bunu yaparken belli oyunlar oynayabilirsiniz. İlk ağacı gören, ilk kuşu gören, ilk mavi nesneyi gören türünden oyunlar oynanabilir.

Ebeveynliğimde çok karar alıp, çok batırmışımdır ancak bu konuda neredeyse ilk kez tatmin oldum diyebilirim. Eşimle çok kararlıydık bu konuda. Ve işin kilit noktası bu oldu. Kararlılık. Yaşayarak öğrendim ki ebeveyn faydalı bir durumda tutarlı ve kararlı ise, çocuk o net tavrı bal gibi anlıyor ve bir süre sonra oradan buradan sizi çekiştirmeye, kuralı yontmaya uğraşmıyor. en azından bir süre dayanmak gerekiyor ilk taarruzlara, sonrası inanamayacağınız bir selamette ve ahenkte gidiyor. Bizim gibi çok seyahat eden bir ailede bile, arabayla Avrupa turu, yarı Türkiye turu yaparken bile uyguladık bu kuralı. Yapay ekran yok… camdan dışarı bakarken akıp giden canlı, dinamik, gerçek hayat filmine bakmak… Bazen öylece saatlerce oturup etrafı izliyor Kerim mesela… Sonra hikayeler anlatıyor… keşke bilmem ne olsaydım deyip:) çok lezzetli zamanlar bu zamanlar..

12. Daha önce de dediğim gibi televizyonu yaşam alanınızdan çıkarın ve yerine kitaplık koyun. Ardından değişimi izlemenin keyfine bırakın kendinizi.

13. Ama bir kitaplık koymaktan daha ötesi olduğunu gördüm ben. Kitapları aralıklarla değiştirip evin bilumum yerlerine koymak. Ve en önemlisi de bu kitapları sık sık değiştirmek. Çünkü çocuklar bir süre sonra o görüntüye aşina oluyor ve ilgilerini çekmiyor hep aynı şey. Bu yüzden bu bahsettiğim serpiştirme ve değiştirme yöntemi, açık bir kitaplıktan çok daha faydalı bence. Evin bilumum yerlerine, bazen salonun bir köşesine, bazen odanın ortasına, halının üzerine, bazen mutfağa, bazen masaların üzerine kitaplar bırakırım… Çoğu zaman kitaplığa gidip kitap almak akıllarına gelmez ama yerdeki bir kitabı alıp çok kez okumuşlardır ilk kez görüyormuş gibi…

14. Hadi bugün dışardan birşeyler toplayalım deyin ve dışarı çıkın. Yaprak, dal, taş hep çok ilgisini çeker çocukların. Amaçsa hep daha çok şevklendirir.

by delianne (5)
Doğada kendiliklerinden buldukları, uzun süre oynadıkları oyun… Akan suya düşen yapraklarının üzerine bindirdikleri taşlar ve taşların yolculuğu, kimi zaman da yarışı

.15.

15. Çocuğunuzla birlikte bir Kızılderili çadırı yapın. Çocuğunuza Yapacağınız Büyük İyilikler yazısında bahsettiğim maddelerden biriydi ‘Kuncik’. Yani yaşam alanınızın içine çocuklar için tatlı bir köşecik yapmak. İçinde diledikleri gibi vakit geçirebilecekleri, hem sizinle bir arada ama hem de ayrı durabilecekleri, tamamen kendilerine ayrılmış sıcak bir yer kısaca. Şimdiyse Kuncik yerine bir başka alternatifi yazayım istedim. Gene yaşam alanınıza harika ve sıcacık bir Kızılderili Çadırı yapmak. Evet yapmak!  Naylondan yapılmış uyduruk çadırlar yerine, sadece kumaş, dal ve ipten oluşan basit ve doğal maddelerle ile harika bir çadır yapabilirsiniz. Satın almaya girmeden, çocuklarınızla birlikte bir şeyler üretmenin keyfine varabilir, beri yandan  her şeyin satın alınmadığını, üretmenin ve birkaç basit malzemeden harika  bir sonuç elde etmenin en canlı örneğini sunabilirsiniz çocuklarınıza. Hele ki tüketim manyağı olduğumuz şu zamanda üretmek her zamankinden daha kıymetli. ‘Şunu alma, bunu alma’ nevinden boş tembihler yerine çocuğu üretmeye şahit kılmak, hatta üretme aşamasına dahil etmek ailedeki herkes için oldukça faydalı bir eylem. Paradan tasarruf, çocukla yapmacık, zorlama faaliyetler yerine hakiki birşeyler yapmak, birliktelik, birlikte ortaya birşey çıkarmak, satın almak yerine üreterek dünyaya, dünya kaynaklarına daha az zarar vermek, üretmeyi sevme, sevdirme, kişisel ve öznel birşey oluşturma, hem de ortaya iyi bir iş çıkartarak görünürde basit ama içerikte dopdolu bir eylem olabilir bir çadır yapmak. Kısaca çocuk eğitiminde neredeyse tek geçtiğim maddeyle; hal diliyle çok şey anlatabilir bu basit eylem.çocuklar için ev yapımı Kızılderili ÇadırıNasıl, harika değil mi? Yapım aşamalarının tamamını http://www.lachicadelacasadecaramelo.com/ blogundan görebilirsiniz. Gereken tüm malzeme; eni 1, boyu 2 m. olacak bir kumaş, 1.30 cm’lik 6 adet ağaç dalı (Orada bambu dalları kullanılmış ama pek ala değişik ağaç dalları kullanılabilir)  ya da tahta, iplik, makas ve cetvel… işte hepsi bu. (blogda yazı kaybolmuş olabilir ama araştırılabilir, pinterest de dolu bu örneklerle)

16. Doğal şeylerden aktiviteler yapın. Dalları boyamak, taşları boyamak, dalları iplerle örmek, ya da iplerle örgü, halı dokuma vs…. Ya da parkta yere düşmüş salları soyun mesela.. öyle büyük ciddiyetle ve keyifle yapıyorlar ki bunu…

 

Kısaca doğayı yaşamın ana gövdesine, hatta kalbine sokun…

by delianne (9)17. Gölge tiyatrosu yapın. Özellikle evde kamp günlerinde çok güzel uygulanabilir bu. Elle şekiller yapmak ise çocuk gözündeki epeyce arttırır ebeveynin fiyakasını unutmayın:) Özellikle -kahramanım babam- hikayeleri için …

18. Olana Çare: Mucizevi Terapi. Dünya zor, bazen insan kötü, çocuk büyütmek kimi zaman korkunç bir eylem gibi… Yetersizlik, dengesizlik ayrı bir dert… Bazen kararıyor içim, bu dünyada çocuk büyütmek delilik diyorum, bazen kendi gelgitlerimden ve huysuz-huzursuz ve hırçın anneliğimden yana dertleniyorum.. hatta çokça… bazen somut bir şey istiyorum, reel bir öneri.. Ve buldurdu Allah onu.. zira somut, kendiliğinden akan hakiki bir öneri… Gene işin içinde doğa. Çocuk kendini keşfediyor doğada, kendi hakikatini öğreniyor, oradan asıl Hakikate gidiyor.. buraya kadar yazmıştım zaten.. Ama doğanın bir de bambaşka bir yönü var.

Hepimiz yanlışlar, hatalar, istemediğimiz şeyler yapabiliyoruz. Ya da etraftan hoş olmayan davranışlara maruz kalabiliyor çocuklar. Bazen bir öğretmen, bazen biz, bazen bir arkadaş çok şey olabiliyor sebep. Bazen çok büyük travmalar da olabiliyor. Peki ne olacak bu durumda? Sadece söylenecek ve karanlık dehlizlere mi düşeceğiz? Olan oldu deyip çaresiz mi hissedeceğiz? Ya da sürekli pedagog, psikolog eşliğinde, kapalı alanlarda, kim  bilir ilaçlarla mı gezeceğiz? Elbette hayır. Çocuğu doğaya götüreceğiz. Evet doğaya. Israrla ve ısrarla.  Doğa hiç zahmetsiz, acısız terapi eder zira inşaallah… Doğadaki Son çocuk kitabında oldukça travmatik vakalarda bu terapinin nasıl da işe yaradığından örnekler vardı, terapi dediğim de özel bir çaba yok, sadece yabana gitmekti olan.  Kesinlikle hem fikirim. Üstelik daha da önemli bir şey var. Buna Küçük Ağaç’ın Eğitimi adlı Kızılderili kitabında da şahit olmuştum.

Çocuğun gizli yerini keşfetmesine olanak sağlamak. Bu ne demek, kendine ait bir yer… Burası bir ağaç dibi de olabilir, bir göl kenarı da, bir kıyı da, bir ormanın bir köşesi de… Neresi olacağına karar verecek olan tek kişi; o çocuk ve o çocuğun kalbi. Çocuk kalbinin irtibatlanacağı yeri kendi bulacak… ısrarla götürmenin bir sebebi de bu. Çocuğu yabana götürüp, güvenli bir uzaklıkta serbest bırakmak ve onun kendi yerini bulmasına olanak tanımak gerek. Gizli yer bulunca ne oluyor peki? Çocuk şehrin ortasında bile ona acı veren, üzüntü veren, kısaca ona ağır gelen bir olay yaşadığında hayalen o gizli sığınağa gidiyor. Ve dışarıda olan bitenden sıyrılıp, sığındığı yerde yaşadığı rahatlamayı aynen hissediyor… oradan kalbine, belki kalbindeki Öz’e… Giderek etkisini kaybediyor bu sırada üzüntü veren… Çünkü Hakikat’le irtibatlanınca aslında tüm olan bitenin bir illüzyondan ibaret olduğu çıkıyor ortaya. Gene Küçük Ağaç’ın Eğitimi kitabında bu illüzyon meselesi ile de ilgili bir örnek vardı; ağrını, acını gerçekten hissetmemek ile ilgili… o kitabı tavsiye ediyorum gene ve gene…

Bir de, doğayla, hele o gizli yerle, bir kere direkt irtibat kurulduğunda uzaktan da o irtibat sağlanabiliyor artık. Bir keresinde bir resim görmüştüm; yerin altındaki asıl internet ağını anlatan… ağaçların kökleriyle kurulmuş şekilde… Ben bunun bir kez yerinde yakalandıktan sonra (sanki eve internet bağlanması, modem kurulması gibi) devamlı kurulabileceğine inanıyorum. Bu anlattıklarım herşeyi maddeye dönüşmüş şu dünya için hayal gibi gelebilir belki, ne zırvalıyor bu kadın da diyebilir birileri, ama hissediyorum ki asıl hayal şu dünya.. ve bu gördüğümüzün ötesinde muazzam bir akış, muazzam bir sistem, harikulade bir hayat var. Asıl hayat!

Çocuklarımız hep güvenli fanuslarında yaşamayacaklar, dünyanın fıtratına aykırı bu bir kere. Bu yüzden onları kendi zayıf gücümüzle korumayı denemek yerine, hayattan düşmemeleri için onlara yardımcı olacak aksiyon neyse onu yapmak gerek. Gizli yer konusu bu yüzden çok önemli bence. Dediğim gibi iki kitapta da bu konuya dair örnek vardı. Ama daha önemlisi çok yakın bir dostumun benim de bildiğim küçüklük travmalarında da, hatta büyüdüğünde bile bu yöntemi şuursuzca uyguladığı ve kim bilir akıl sağlığının bu vesileyle korunduğu oldu. Öyle annem bağırdı, babam ilgilenmedi travması da değil bahsettiğim, pek çok çocuğun uğramadığı bir travmadan bahsediyorum. Ne diyordu dostum hep biliyor musunuz; bir yerim var. Küçüklükten beri ne zaman sıkılsam oraya giderim. Yeşil, yemyeşil çayırlar var… güneşli, yeşil çayırlar ve masmavi gökyüzü… Ve ne zaman oraya gitsem dünyanın ağırlığı hafifler, giderek daha iyi hissederim. Sığınağım o zihnimdeki yerim benim…

En ala okulun bile yapay çimlerden bahçesinin olduğu, hiçbir şeye temas etmeden servise, arabaya binip götürülen, orada da ekranla başbaşa kalan, bu boğucu  şehirlerde çocuklarımızın sığınağı bir yer yok. Lütfen onların bu yeri bulmasına izin verin. Ve lütfen burada doğa yok demeyin. Bence kolayına kaçmak ve kendi üzerinden bu sorumluluğu atmaktan başka bir şey değil bunu söylemek. Beş yıldızlı tatiller yerine Köye gidin… evet en basit köye mesela…

19. Ve aklımda kalan son ve önemli tavsiye: Çocukların evde evcil bir hayvan ile büyümelerine izin verin. Bu doğayla olmak kadar önemli.  Bu konu neden bu kadar önemli, gene şahidi olduğum için yazacağım bunu da. Merhametin insanlığı kurtaracak bir duygu olacağına inanıyorum ısrarla. Dikkat edin merhametli insandan zarar gelmez asla… ya da bilerek veya ciddi bir zarar gelmez diyelim. Peki merhamet en basit, en doğal yoldan nasıl hissettirilir? Doğayla olmak gibi, bir hayvanla içiçe olmaktan. Kendine bağımlı, sorumluluğunu aldığı hayvanla birlikte olan çocukta merhamet duygusu otomatikman gelişir. Hayvanla birlikte olan insanda kalbi bir akış olur. Tıpkı doğada olan insanın kalbinde doğal akışın olduğu gibi. Uzaktan uzağa sağlanmaz bu akış. İlla ki beraberlik, illa ki dokunmak gerekir.

by delianne (4)

Ekofobiyi Aşmak adlı kitapta yakınlık konusunda çok önemli bilgiler vardı. Çocuklarımıza bilmem kaç km ötedeki bir doğa faciasından dem vuruyoruz mesela Amazonların ya da buzulların yok olmasından.. Ya da bir hayvanın türünün yok olmasından.. Çocuk eğer bir hayvanla yahut doğayla tanış olmamışsa, hayvan yahut doğayla kalbi irtibat kurmamışsa, zaten bu bağın talimini de yapmadığından, uzaktaki yokolma onda çare bulma dürtüsü değil büyük bir paniğe ve endişeye sebep olur ancak. Yapılan araştırmalarda bu türden çocuklarda depresyon ve yıkım etkisi oluyormuş mesela. Ama çocuk bir hayvanla kalbi bağlantı kurmuşsa, türü yok olma tehlikesindeki bir hayvan için de evindeki hayvan dostu üzerinden bağlantı kurabiliyor ve ancak o şekilde birşeyler yapacak kuvveti, inancı bulabiliyor kendinde… Dahası aciz bir hayvanın kendisine yüklediği otomatik merhamet duygusu ile merhameti kuvvetleniyor.. Şunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum; dünyanın bu gaddar, zalim gidişatına bakıp da en çok ihtiyaç duyacağımız insan tipi nedir diye sorsalar herhalde hep beraber merhametli insan derdik değil mi?

 

Şimdilik bu kadarla kalsın vesselam…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.