İskoçya-İngiltere’de İlkokul & Eğitim Sistemi & Gözlemlediklerim

İlkin şunu belirtmeliyim: İlk okul deneyimimiz tam bir fiyaskoydu. Şehrin en seçkin, en güvenli semtlerinden birinde, istatistiki olarak çok iyi olduğu belirlenen bir okul seçmiştik lakin iyi olmaktan kasıt; bizim düşündüğümüz gibi insani yaklaşım, öğrenim genişliği vesaireyi içeren bir bütün değil salt akademik imiş. Haliyle karşımıza çok disiplinli, hata kabul etmeyen, ırk olarak da, davranış ve zeka olarak da farklılıkları  asla hoş görmeyen ve kafalardaki ahengi bozanları açıkça istemeyen bir okul imiş gittiğimiz. Dolayısıyla şimdiki okulla uzaktan yakından alakası yoktu. Sonradan anladım ki genel İngiltere-İskoçya sistemi ile de pek alakası yokmuş bu okulun. Öyle ki sanırsınız eski okul ve yeni okul iki farklı ülkede yer alan, iki farklı yaklaşımı kanıksayan iki ayrı devlet okulu. Aralarında öyle devasa bir uçurum var ki. Bakkal gibi işletmeciliğini yapan yönetim de, hırslı ve hata kabul etmez öğretmenleri de, Council denen; o yörenin eğitimle de ilgilenen belediyemsi yapısı da benzer zihniyette ve istisnai imiş velhasıl. Her neyse.

Gel gelelim şimdiki okulun ve bu şekil bir anlayışı/sistemi barındıran pek çok okulun yaklaşımlarına:

-İlkokul ‘Primary School’ diye geçiyor. Sınıflar Primary1: kısaca P1’dan başlıyor P7’a dek devam ediyor. Okula başlama yaşı yaklaşık 5. (Ay bazlı alıyorlar)

 -Okullar Sabah 9 ya da 9:15’de başlayıp, öğleden sonra 15 ya da 15:15 de bitiyor. Bu okullar devlet okulu niteliğinde oluyor. Özel okullar da var ancak sayıları bizimkiler gibi çok değil. Örneğin bizim her iki mahallemizde de (ki biri çok seçkin bir muhitti) özel okula giden hiçbir çocuk çıkmadı karşımıza. Tüm çocuklar mahalle okullarına gidiyordu. Ancak söylenene göre akademik olarak başarılı olan pek çok insan özel okullardan çıkıyormuş. (Bu sene Başbakan kendi çocuklarını devlet okuluna vereceğini açıklayarak sükse yaptı mesela. Demek ki onlar özel okula gönderiyormuş)

-Primary School’da bazı okullarda -Breakfast Club- var. Yani 7:30 gibi kahvaltı veriliyor. 1-1,5 pound arası ücreti. (1 pound yaklaşık 4 Lira)  Çocuklarını erkenden okula bırakma ihtiyacında olanlar için ideal tabii bu.

Ayrıca öğlen -Lunch Time- var. Öğlen yemeği zamanında çocuklar ya isterlerse evden -Pack Lunch- denen beslenmelerini getiriyorlar ya da gene Council’in hazır yemeklerinden yiyorlar. Bu yemeğin ücreti de 1,5 pound. Bu yemeklerin listesi geliyor her dönem eve. Her güne ait birkaç menü var ve bu menülerden biri illa ki  vejeteryan oluyor. Selim şu anda bu menüyü kullanıyor. Bazen karışıklık olsa görevli (ki görevliler çalışan çocukların anneleri oluyor genelde) tanıyor Selim’i ve ona ona göre birşey veriyor. Ya da özel bir günde, özel bir yemek verileceği zaman bir şeker bile uzatırken sen bunu yiyebiliyor musun, diye soruyorlar.

-Buralarda özel okul servisi yok. Council’in belirlediği bir servis var ancak o da belli bir uzaklıkta oturuyorsan (kimi Council bunu 1 mil olarak tayin ediyor, kimi 3 mil), çevrende de okul yoksa  (ki 3-5 evin olduğu yerde bile okul var) sağlanıyor ancak boş arazilerde tek tük evler, çiftlikler de var ve onlara servis şart. Onun dışında tüm çocukları ebeveynleri veya dadıları veya sadece evden alıp okula-okuldan alıp eve getirme işi yapan gençler götürüp getiriyor. Zaten %90 bu şekilde oluyor bu iş.

-Okullar mahalle içlerinde olduğu için yürüme mesafesinde oluyor çoğu. (Yani yukarıda bahsettiğim gibi yabanda tek başına olan evler dışında tabii). Dolayısıyla okula yürüyerek gitmek diye bir kavram var. Bu ülkede hava Türkiye’dekine göre çok daha sert ve çok, çok daha yağışlı olmasına rağmen, ben araba kullanamıyor olmama rağmen seviyorum bunu. Zira çocuğun elinden tutarak, yanında atlaya zıplaya oynamasına tanık olarak, çoğunluk sohbet halinde, konuşup paylaşarak o yolu almak paha biçilemez benim için. Ve bence özel zamanlar oluyor bu zamanlar. Yollarda türlü keşifler yapılıyor, çocuk sırça fanusta gibi korunmuyor; kar, tipi, dolu, sağanak, fırtına ne varsa yaşayarak büyüyor. Evet çok zor bazen, hele bizimki gibi tepede ve açıklıkta bir evse ama kıymetli de. Bizimkileri bazen baba arabayla bırakıyor, çoğunlukla benimle gitmeyi tercih ediyorlar, çünkü seninle yavaş yavaş her şeyi görerek, koşarak, oynayarak gidiyoruz diyorlar.

-Çocuklar sınıfa girecekleri zaman her sınıfın öğretmeni kendi sınıfının öğrencilerini kendi eliyle sokuyor içeri. Bizim okul yeni yapılmış bir okul, neredeyse her sınıfın kendine ait bir giriş kapısı var. Özellikle ilk üç sınıfın tamamen kendine ait giriş-çıkış kapısı var. (Eski okul çok eski bir binaydı, onun da iki girişi vardı; biri küçük sınıflar, biri büyük sınıflar için. Ama onu da yenileyeceklerdi, ki sanırım bu konuda büyük bir atak var; etraf tıpkı bizimki gibi renkli, bol kapılı, en fazla iki katlı yeni yapılmış okullarla dolu).

Primaryclass540_tcm4-845963
http://www.teachinscotland.org/

-Burada çok sevdiğim şeylerden biri; öğretmen çocuğu selamlıyor, veliyi değil. Daha doğrusu öğrencilerden veliye sıra gelirse selamlıyor. Öncelik öğrencisi ve bunu çok iyi ifade ediyorlar. Zaten burada her zaman, her yerde konu çocuğa aitse çocuk direkt muhatap alınıyor. Hastanede, restoranda her nerede olursa… Öyle annesi, babası deyip anne üzerinden konuşulmuyor çocukla. Ki biz buna uymakta zorlanıp çoğunlukla kendimiz atlayıp cevaplıyoruz bazen soruları… Çocuğun geç cevap vermesi, vermemesi mahçup ediyor biz mahçup Türkleri niyeyse. Belki de üzerimize işlenmiş -öğrenilmiş çaresizlik- duygusundan.

-Çocuklar okuldan çıkarken mutlaka aileye teslim ediliyor. İlk üç sınıfta çocuk kapıdan, öğretmen tarafından bizzat ve kesinlikle aileye teslim ediliyor, üst sınıflarda ise tercihe bağlı. Çocuğun anne-babası ya da okuldan alan her kim ise o görülmeden çocuk okul kapısından dışarıya salınmıyor.

-Okulda yemek dağıtımı yapan görevliler var. Bunların çoğu çocukların velilerinden oluşuyor. Ücretli çalışıyorlar. Tuhaf olan; ne anne bunu yaptığı için gocunuyor, ne de çocuklar. Oysa bizde filmlerde bile vardır, hatırlarsınız Adile Naşit Hababam Sınıfı’nda bir öğrencinin annesiydi ve saklıyordu çocuğu bunu. Aman fakir olduğu bilinmesin diye. Ne tuhaf şeyleri işlemişler ruhumuza film diye. Zaten eski Türk filmleri güzel diyoruz da, sahtekarlık, aşağılanma, sözde masum (!) yalan gırla…

-Eğitim 4 döneme ayrılmış durumda. Yani 4 de tatil var demek. Seviyorum ben bu sistemi. Yaz tatili pek az oluyor bize göre ama genel olarak da yıldırmıyor, bıktırmıyor okul. Çocuklar tam sıkılmışken bir bakıyorsunuz tatil gelmiş, haliyle iş tadında kalıyor. İskoçya’da Ağustos’un ortasında açılıyor okullar. Ekim’de Sonbahar Tatili oluyor, Aralık’ta Christmas- Kış Tatili, Nisan’da Bahar Tatili ve en son Haziran’da 1,5 aylık bir yaz tatili. (İngiltere kısmında Temmuz’da kapanıp, Eylül’de açılıyor okullar) Ara tatiller 10-15 günlük oluyor.

-Her dönemin bir konu başlığı var. Bir dönem mutlaka tarihi bir konu seçiliyor. Bir dönem doğaya ait bir konu. Bir dönem dünyamız gibi… Örneğin bir dönem Antik Yunanı işlediler, bir dönem Amazon Ormanlarını, bir dönem böcekleri, bir dönem Romalıları… Bu dönemlerde bu konuya ait her türlü materyali kullanıyorlar, dileyen evden dilediğini getiriyor; kitap, film, oyuncak… Dönem sonunda da bu konuyla ilgili bir şov hazırlıyorlar. Ve bununla ilgili bir geziye katılıyorlar. Bazen müze gezisi oluyor bu, bazen gelişmiş bilim merkezleri vesaire. Bazen bu döneme ait bir de proje hazırlıyorlar ki çok basit oluyor projeler ve serbest materyalli oluyor. Örneğin birinde Antik Yunan yapılarını yapacaklardı, sınıfın tümü devasa şeyler yapmıştı, çoğu çok şaşaalıydı, Selim ise birkaç şamdan mumunu dikerek yapmıştı, eritip yapıştırarak… Çok basit kalmıştı diğerlerinin yanında ama öğretmen çok yaratıcı bulup özel bir kategoriye koymuştu projeyi.

-Ödevler geçen yıl haftalık oluyordu. Yani öğretmen Pazartesi günü ödevin tamamını veriyor. Perşembe-Cuma teslim alıyor. Bu yıl ise iki haftalık oldu ödevler. Bunu da velilerle fikir teatisinde bulunarak kararlaştırdılar. Ödevler çok basit. Bizim okullara göre çıtır çerez. Zaten konular bize göre öyle basit, öyle basit ki. Misalen; Selim 4. sınıfa gidiyor ve hala çarpım tablosunda 5’lerdeler. Bir aceleleri yok. Türkiye’deki at yarışı duygusuyla eskiden aman ne olacak bu gerilik diyordum ki koyverdim. Benim için severek öğreniyor olması çok önemli. Selim’in bazı sabahlar kendiliğinden; okula gitmeyi çok seviyorum, orada bir sürü güzel şey öğreniyorum demesi değil mi aslolan?  Ki öğrenme içgüdüsünün korunması ve hatta kamçılanması bence bu dünyada pek çok şeyden değerli.

-Her hafta Council’in kitaplığından bir kitap alıp okuyorlar.

-Ödevlerde en sevdiğim şeylerden biri seçmeli oluşu. Yapılması gerekenler birkaç seçenekle sunuluyor öğrenciye. Zor kolay demeden öğrenci hangisini isterse onu yapıyor. Ayrıca serbest ödev seçeneği var, çocuk ben şunu şunu yaptım diye bambaşka bir şey de yapabiliyor. Bunun dışında; dış aktiviteler de ( bir spor klubünde bir maç kazanmak, bir şeyi öğrenmek, bir şey hakkında kendini geliştirmek gibi) ödev notlarına eklenebiliyor. Not dediysem puan anlamında değil, not tutmak anlamında. Bunların tümü birlikte değerlendiriliyor.

-Karne yok! Sınav yok! Not yok! Yıl sonunda öğretmenin her bir çocuk için dolu dolu hazırladığı bir dosya dolusu (15-20 sayfalık) bilgi var. Çocuk nasıl başlamış, ne ilerleme kaydetmiş, nede zayıfmış, nede kuvvetli (ki bu bahsettiklerim akademikten ziyade davranışsal şeyler) ne de kendini geliştirmiş, neden çok zevk almış, neyle nasıl baş etmiş vesaire üzerine… Çocuğunu başka bir gözle böyle dopdolu okuyunca  farklı ve keyifli oluyor.

-Okulda puanlama sistemi var. Hoşnut olmadığım bir şey bu ama mecbur kalıp evde de uygulayan biriyim ben bazen, dolayısıyla niye yapıyorlar demek istesem de diyemeyeceğim maalesef. Neyse ki puanlar kişiye değil gruba veriliyor, hem böylece bireysellikten ziyade takım çalışması ve birliği içinde destekleniyor. Üzüldüklerinde birlikte, sevindiklerinde birlikte oluyorlar.

En çok puanı alan haftanın grubu oluyor ve kalem, silgi gibi minik hediyeler ve ekstra aktiviteler kazanıyor.

-Çocuğun kendine ait özel bir gelişim dosyası var. Her dönem kendileri dolduruyorlar bunu. Önümüzdeki dönem hangi konuda kendimi geliştirmek istiyorum, geçmiş dönem hedefim neydi, bu dönem ne oldu, (gene akademikten ziyade davranışsal şeyler bunlar) gibi bir dolu konu var. Örneğin birinde Selim şunu yazmıştı: okulda beni rahatsız eden birini -ignore etmeyi (gözardı etmeyi)- öğreneceğim. Birinde sağlıklı besinlere ağırlık vereceğim diyordu. Birinde teniste -back hand-imi geliştireceğim gibi… Böyle bir sürü şey var ve hoşuma gidiyor bu. Sonuçta kendi hakkında düşünmeye, kendini iyileştirmeye, geliştirmeye yönelik geliyor bana bu tutum. Hele çocuğun kendi düşünüp buna karar vermesi etkileyici. Hakikaten Selim sınıfın arızası olan ve sık çatıştıkları bir çocukla bu şekilde baş etmeyi öğrendi, çocuğun tacizlerine tepki vermedikçe (ki eskiden deliye döner çocuğa istediğini verirdi) çocuk da uzaklaştı ondan.

-Yıl sonu gösterileri, dönem ortasında da başka bir gösterileri oluyor. Selim bazılarından çok keyif alıyor, bazılarını pek de sevmiyor. Ben bu şovları çocuklarda topluluk önüne çıkma fobisi adına olumlu bulsam da, çocuk istemeyip ona sıkıntı verirse diye de olumsuz buluyorum. Sanırım tercihe bağlı, araştırmalıyım bunu.

-Yıl sonu gösterilerinde kıyafet ücreti vesairesi yok hiç. Okul imkanları ile temin ediliyor her şey. Ya da evden uygun renkte giysiler getirtiliyor. Bazen öğretmenler giysileri yapıyor/dikiyor. Alma eylemi yok kısaca, ancak yapma var ve bence bu kıymetli.

-Okuldaki her türlü değişiklik çocuklara toplantı salonunda topluca bildiriliyor. Alışık olmadığımız bir şey bu bizim için. Yeni gelen bir öğretmen bu şekilde tüm okula tanıtılıyor, ya da evlenen bir öğretmen ya da bebeği olan, ya da hamile olup doğum iznine çıkan, onların yerine gelenler, okuldaki başka her türlü değişiklik vesaire…

-Sınıfta kalma yok! Genelin gerisinde kalan öğrenciler ya da üst sınıfa yakın ama tam olarak o ayarda olmayanlar için ara sınıflar açılıyor. Misalen 3-4 sınıfı, 1-2 sınıfı gibi…

-Okulların tümünde değil ama pek çoğunda engelli-otistik öğrencilerle birlikte eğitim yapılıyor. Bu öğrencilerin olduğu okulda özel eğitimli kişiler oluyor. Eğer bir okulda böyle bir öğrenci olacaksa, Council bu eğitmeni temin etmek zorunda kalıyor. Engelli çocukların okula giriş kapıları ayrı oluyor ki sıkıntı çekmesinler. Selim’lerin okulunda otistik bir çocuk var mesela çok seviyor Selim onu ve ne ki çocuk da Selim’i. Hatta çocuk bazen bir şey yapmak için direndiğinde öğretmeni Selim’le beraber yapabilirsiniz deyince hemen kabul ediyormuş çocuk. Çocuğun kendine ait özel bir çadırı var. Yalnız kalmak istediğinde oraya gidiyor. Tek fark bu.

Bizde hasta gibi muamele edilir ya böylesi çocuklara, burada bilakis normalleştiriyorlar. Selim asla farklı bulmuyor o çocuğu, diğerleri gibi arkadaşı sadece.  Ne derece önemli bir şey bu, ne kıymetli! Olağanlaştırmak… olması gereken tam bu!

-Yabancı öğrenciye ekstra hoca, ekstra dil dersi ayarlayan okullar var. Hatta bizim ilk okul da bile Selim’e Türk bir Hoca ders veriyordu. Yabancı öğrenci sayısı çok olan, karma olan, özellikle merkezi yerlerdeki okullar çok daha bilinçli ve sistematik bu konuda.

-Hayır işleri, yardım kampanyaları çok aktif işletiliyor. Ailelere yardım geceleri düzenleniyor. Çocuklar ihtiyacı olan bir yere, bir konuya tam vakıf olsunlar diye tüm hafta bilgilendiriliyorlar. Haftanın bir günü de o konuya ait; ülkeyse o ülkenin bayrağına ait renklerle, kurumsa o kurumun renkleri ya da ilgi çekici bir maskotuyla okula gidiyorlar. Örneğin bir keresinde Afrika’daki Malawi’ye yardımlar düzenlendi. Çocuklar kendileri yardım paraları topladılar. Bir gün de Malawi bayraklarının renkleri ile giyinerek okula gittiler. Öğretmenler de öyle. Ya da özel günler oluyor tüm ülkede. Kanserliler için dikkat çekme günleri mesela. Ya da gene yardıma ihtiyacı olan yerler, ülkeler için. Örneğin Red Nose Day var. Alınan her bir giysi den yardım payı ayrılıyor. Ya da palyaço burnu şeklinde kırmızı burunlar takılıyor, ilgi çekmek ve tanıtmak için. Çocuklar o gün okula kırmızı beyaz giysilerle, burunlarla gidebiliyor. Giderken de 1 pound yardım parası götürüyorlar.

-Bazen de önemli bir konuda bilgilendirme için özel günler yapılıyor. Örneğin neon giysileri giymenin önemini vurgulamak için (bisiklette ya da ışıksız ve karanlık yerde görülebilmek için) çocuklara o gün neon bir şeylerle gelmeleri söyleniyor. Tabii gene isteyen o şekilde geliyor, zorlama yok. Çok eğlenceli oluyor bu zamanlar, saçlar, başlar, her şey rengarenk cıvıl cıvıl oluyor. Öğretmenler çocuklar gibi rengarenk dolaşıyor ortalıkta.

-Okula her dönem ya da iki dönemde bir, bir dalda tanınmış birileri çağrılıyor. Bir keresinde bir çocuk kitabı yazarı, bir keresinde ünlü bir çizgi filmin çizerleri, bir keresinde karikatüristler, bir keresinde Bilim adamları vesaire… Ufuk açıcı oluyor bu uygulamalar. Çocuklara tekniklerini, işlerini samimiyetle anlatıyorlar. Selim karikatürü keşfetti bu vesileyle mesela ve muzır tarafını değerlendirmenin iyi bir yolu oldu bu.

-Gene yardım kampanyaları adına eski oyuncakları, kitapları satma günü düzenleniyor. Çocuklar en fazla 1 pounda alışveriş yapıyorlar diğerlerinden.

-Okulda kantin, kafe vesaire yok. Sadece sabah ve akşam çalışan yemekhane tipinde bir yer var. Onun dışında bazı dönemler -sağlıklı yiyeceklere- yönlendirmek amaçlı geçici kafeler açılıyor. Bu ülkenin en berbat yönü; sağlıksız beslenme. Çocuklar korkunç besleniyor. Sabah bile ellerinde çikolata, şeker, asitli içecekler, cips görebilirsiniz. Bebeklere bile (kesinlikle abartmıyorum, çok gerçek) içecek yerine asitli içecekler, berbat meyve suları veriliyor. Çocuklar günde birkaç kez cips yiyor. Zaten yemekleri asla bizimkiler gibi değil. Sulu yemek diye bir kavram yok, en fazla sulu yemeğe benzer çorbalar var ki bunlar evde pişmiyor, hazır satılıyor. Bizim çocukları bu durumdan uzak tutmak çok güç bu yüzden. Selim’le en büyük tartışmalarımız hep bu konudan çıkıyor. Neden ben de onlar gibi rahatça istediğimi yiyemiyorum diyor. Anlatınca anlıyor ama anlamak istemiyor. Dolayısıyla sağlıklı beslenme kafeleri bir ihtiyaç burada ama sağlıklı dedikleri yiyecekler bile gene pankek, reçelli kruvasan oluyor.

-Haftada en az iki gün spor dersi var. Bir de özel spor klüplerinin aralarda verdiği dersler var, dileyenin katıldığı. Bu derslerde az ya da çok bildiğimiz birçok spor dalı uygulanıyor. Bir hafta basketbol, bir hafta amerikan futbolu, bir hafta futbol, bir hafta badminton, bir hafta tenis, kriket, rugby gibi paylaştırıyorlar. Çok faydalı buldum ben bu yöntemi zira pek çok spor dalını gözlemleyen ve yaşayan çocuk, seveceği sporu kendi keşfediyor böylece. Ailenin tek tek her birine ait kursa, kulübe götürme olanağı zor ve zahmetli iken okul bunu topluca ve severek uygulamış oluyor.

Burada çocukların çoğu tıpkı Türkiye’deki gibi futbol hastası. Selim ise ilgisizdi futbola, biraz da ailede kimse ilgilenmediğinden. İlk başlarda kendini kötü hissediyordu bilgisizlik ve tecrübesizliğinden ötürü. Aralarına girmek için futbolu öğrenmeye zorladı kendini. Hissediyordum sevmiyordu ama kaynaşmak için oynamaya ihtiyacı vardı. Çocuklar hiçbir şey bilmiyor diye istemiyorlardı onu. Sahiden de ne maç izlemişti, ne de futbol konusunda bir fikri vardı. Beraber maç izledik, bir ara klübe yazıldı. Sonra gitmek istemedi. Babası kendinden örnek verdi, ben de senin gibi mahallede çocuklarla birlikte oynamak istedim, futbola ısınmaya çalıştım ama sonradan farkettim ki basketbol benim için çok daha keyifli, basketbola başladım dedi. Biraz rahatladı Selim. Derken masa tenisi oynadı okulda, çok sevdim dedi. Badminton oynadı, onu da çok sevdim dedi. En son tenis oynamış. Anlata anlata bitiremedi. Galiba ben sporumu buldum, dedi. Bir kulübe yazıldı. Gideceği gece heyecandan uyuyamadı. Hala da çok severek gidiyor. Okulda tenis seçmeleri olmuş, hiç haberimiz yok ilk elemeyi geçmiş ama finalde seçilememiş, çok üzgündü. Ama her şeye rağmen okul vesilesiyle sevdiği sporu buldu.

-Dünyada yıllardan beridir Eko school diye bir kavram varmış. Doğadaki Son Çocuk kitabında duymuştum bu adı. İskoçya’da bu konuda ilklerdenmiş dolayısıyla bayağı yaygınmış bu okullar ve Selim’lerin okulu da bu okullardan. Denilene göre tam donanımlı Eko School. Çocuklar doğayı sevme, doğayla ilgilenme, bizzat ekim yapma, inceleme imkanı buluyorlar. Okulda bir botanik bahçeleri var, bazen veliler dikime gidiyorlar… Bahçenin yarıdan fazlası çim zaten.

-Hava buzlu, karlı ve sık yağışlı değilse çocuklar illa ki dışarıya çıkıyor. Soğuk çıkmaya engel değil. Hava yağışlı ise içeride aktivite yapıyorlar. Evden getirdikleri yahut okula ait kitaplar ve legolar, kutu oyunları  giriyor devreye. Zaten sınıflar oyun merkezi gibi.

– İkinci dil için az da olsa bir gayretleri var. Örneğin Selim de, Kerim de Fransızca ders alıyor. Çok basit, çok uyduruk kelimelerle iş görüyorlar şu anda ama iyi bence.

-Disiplinler arası, dinler arası diyalog var. Örneğin Bilim Merkezlerinden profesörler geliyor, kiliseden papaz geliyor, dinleri anlatıyorlar, Selim İslam’ı anlatıyor, bazen Peygamberimizi… Selim dışarıda papazı ya da kilise görevlilerini görünce gidip selamlaşıyor, onlar onu tanıyorlar.

-Eve düzenli olarak bilgi paylaşımı için belgeler geliyor. Neler oluyor, değişikliklikler gibi…

-Öğretmenlerin çocuklarla diyalogu yetişkin-çocuk kibri ve sevimsizliği içinde değil. Selamlaşmaları, giriş çıkışta laflamaları, şakalaşmaları arkadaş gibi…

-Fairtrade diye bir kavram var. Daha önce de yazmıştım: Adil Ticaret diye çevriliyor Türkçe’ye. bir ürünün ilk üreticisinden son tüketicisine ulaşana dek hak ve adalet gözetilerek, temizce ticaretinin yapıldığını, o ürün için hiçbir kimsenin hakkının yenmediğini gösteriyor bu kavram. Bizimkilere anlattığımda sünnete riayet demişlerdi, ki doğru. İşte burada bu şekil ürünler var. Özellikle Afrika, güney Amerika gibi yerlerde bire alınıp 10’a satılan, bu sırada işçinin, üreticinin onca emeğine aldırmayıp, onları sefilce çalıştırmaya rağmen yüksek payla satılan kahve ve muz için çok ihtiyaç var bu kavrama ve en çok da bu yönde kullanılıyor Fairtrade. Varsın üç kuruş fazla olsun, yeter ki adaletli olanı tercih edeyim arzusundayım, çocuklara da anlatıyorum ara sıra. Şimdi okulda da buna dikkat etme çalışmaları yapılıyor. ‘Fairtrade kafe’ açıldı.

-Çocuklara daha şimdiden seçmeli ders seçeneği sunuluyor. Bu derslerin kimi okul sonrası için, kimi öğlen araları için ayarlanıyor. İçeriğinde, bilim, aşçılık, eğlence, el emeği gibi dersler var. Selim birinde bilimi, birinde el emeğini seçmişti.

-Tüm Primary’ler için bölgesel yayımlanan ‘Primary One’ Dergisi var. Nerede ne var, tiyatrolar, oyunlar, aktiviteler, yeni bilgilerle dolu.

-Bilgiye verilen kıymet var. Örneğin Selim birkaç kez bir konuyu kendiliğinden kalkıp anlatmak istemiş. Anlatışı da normal değil zaten bizimkinin rakamlarla, kaynaklarla yapıyor açıklamasını. Bizim haberimiz olmuyor tabii anında. Derken eve bir belge geldi. Bilgi paylaşımında bulunduğu için. Öyle hoşuma gitti ki bu; bilgi sahibi olmasından ziyade, bildiğini paylaşmış olmasına kıymet verilmesi çok değerliydi bizim için.

-Dediğim gibi sınıfta gruplara ayrılmışlar ve grupça puan topluyorlar. Bir kaç zaman önce Selim eve uçarak geldi. ‘Anne öğretmenim bizden dolayı grubumuza tam dörtyüüüüüüz puan verdi’ .

Havalar iyiyken ailecek bisiklet turlarına çıkıyorduk. Hatta cümleten şehir merkezine gidip-geliyorduk. Öğretmeni bizi bu günlerin birinde görmüş ve hepimizin üstünde de neon giysiler varmış. Bu sebepten 400 puan almış Selim’in üzerinden Selim’in grubu.

-Sene sonunda gösteri sonrası aileler çocukların sınıfına çıkarılıyor. Tüm sene ne yapmışlarsa sınıfta sergileniyor. Çocuklar kendileri anlatıyorlar. O zaman okulda neler olmuş bilgisini daha iyi anlıyoruz…

-Sınıf öğretmenleri sabit değil. Her sene değişiyor. Bu kısmen iyi; zira öğrencinin saplantılı bağlılığını da engelliyor. Hem iyi değilse değişmiş oluyor. Hoş Selim önceki seneki öğretmenini hala çok özlüyor.

-Yıl sonunda pek çok konuda ödüller dağıtılıyor. Spor başarıları, akademik başarılar vesaire üzerine. Hediye olarak burada çok yaygın olan ‘gift card (hediye kartı) veriliyor. Bu kartlar kitap mağazalarına ait oluyor.

-Okullarda kıyafet zorunluluğu var. Genellikle kumaş pantolon, koyu renk ayakkabı, gömlek, süveter, kravat şeklinde. Veya tişört giyiyorlar. Kızlar isterlerse etek, isterlerse pantolon giyiyor. Sıcak havalarda ise kızların çok sevdiğim bir üniforma stili var. Mavi-beyaz veya kırmızı-beyaz mini pötikareli elbiseler var. Yenilesi ‘Vintage’ stilinde. Erkekler de eski tip kumaş şortlardan giyebiliyor.

-Okul içinde bez ayakkabı giyiyorlar.

-Kitap, defter, dosya ne varsa tüm masraflar bizzat devlet tarafından karşılanıyor. Çocuklar her türlü materyali okuldan temin ediyorlar. Ancak kalem, silgi vesaireyi kendileri alıyorlar.

Şimdilik aklımda olanlar bunlar. Buraya yazıyorum bunları zira ihtiyacı olana ulaşsın ve ben de unutmayayım tüm bunları diye. Bir başka zaman okul öncesini de yazarım inşaallah.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.