Açlık Eziyet mi Yoksa Şifa Mıdır? Su Orucu, Şifa Orucu, Peygamber Orucu / Diyetleri Nedir, Neden ve Nasıl Yapılır?

Bir kaç yıldır peşinde olduğum; ‘Kilolardan Kurtulma ve Yeme Edebi Kazanma‘ anlayışım ile HipoTiroid, Haşimato ve hatta Böbrek, Kulak hastalıklarının yaşantımı, aile hayatımı, iç ve dış dünyamı ters yüz eden rahatsızlıklarının (Dikkat! Sayısız şikayetiniz varsa Haşimato, Tiroid Hastası Olabilirsiniz) aynı zamanda zirve yapması, büyük bir kuvvetle harekete geçirdi beni. (Tümünü Arınma Yolculuğu kategorisinde toparladım)

Arayışa girdim. Kah eskiden kulağıma çalınanlar, kah zihnimde bu yönde asılı kalanlar, kah araştırdıkça karşıma çıkartılanlar, kah sanki benim için özel olarak önüme sunulanlar, kah edilen bir küçük kelam ile sanki bir uyanış yaşadım ve bir yola çıktım.

Kimi yerde karaciğerin ruhun kalbi olduğunu söylediler, üzerinde düşündüm ve karaciğer temizliğini araştırmaya başladım. Kimi yerde açlıkla insanın ölmeyeceğini, bilakis maddi ve manevi temizlik için açlığın şifa olabileceğini okudum. Ve öncüm olan, kuvvet, inanç, güven veren şu hadisler:

Her hastalığın temelinde tokluk vardır.
Ademoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yeterlidir. (Peygamberimiz 13 lokma yermiş)
Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür.
Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.

Daha önce de yazdığım gibi bir yandan da tasavvuf okumaları, dinlemeleri yapıyordum. Tasavvuf erlerinin Allah’a yaklaşmak adına nefis terbiyesine girmeleri, nefse muhalefet adına az yemeyi tercih ettiklerini, nefsi şımartmamak adına da en başta canının istediğini yememek gayretlerini duyuyordum. Hatta dünyaya fazlaca meyillendiklerinde, ilk yaptıklarının yemeği kısmak olduğunu duyuyor ve etkileniyordum. Derken şunları işittim:

Allah’ın en sevdiği şey nefisle mücadeledir.
İnsanın derecesi ibadetle artmaz, nefse muhalefet etmesiyle artar. Âdaba riayet, nefse muhalefettir.
Nefislerinizi aç bırakınız ki kalpleriniz Allah’ı (O’nun cemâlini) müşahede edebilsin!
Açlık Allah’ın hazinelerindendir. Allah dilediği ve sevdiği kimselere verir.

Beri yandan Tiroid rahatsızlığından sebep zaten glutensiz, şekersiz, katkı maddesiz, çoğunluk sade şeylerle beslenmeye uğraşıyor, bu çizgide kendimi zaptetmeye çalışıyordum ama şikayetlerimden tastamam kurtulamıyordum, ne ki çizgimde sabit de kalamıyordum. O yüzden bir şeyleri geliştirmem gerektiğine inandım  ve en önemlisi külliyen değişiklik hissi içimi kaplıyordu. Sanki böyle yarım yarım, an be an, gün be gün sakınarak bu işte muvaffak olamayacaktım. Sanki bu titrek hale kökten ve etkin bir çözüm bulmak zorundaydım.

Derken su orucu, şifa orucu, peygamber orucu terimlerini duydum. (Aslında bunlara Su Diyeti ya da Peygamber diyeti demek de söz konusu olabilir. Zira anladığım kadarıyla kimileri gerçekten oruçla bu diyeti uygularken, kimi de oruçsuz uyguluyordu.) Araştırmaya başlayınca ilk bulduğum isim: Münir Arıkan oldu. Yazdıkları ve yaşadıkları çok etkileyici idi. Böbrek, astım hastası olan Arıkan bu vesileyle hastalıklarından kurtulduğunu söylüyor, elimden gelse bu diyeti herkese mecbur kılardım, diyordu. 25 günde 21 kilo verdiği bu diyetten öyle etkilenmiş ve en önemlisi arınmış  olarak çıkmış ki sözleri beni de etkiliyordu:

“Sağlıklı bir bedeniniz,
Berrak bir zihniniz,
Sevgi dolu bir kalbiniz
Ve gerçekten arınmış bir ruhunuz olmasını istiyorsanız”

bu programı deneyin diyordu.

.

Tüm bunların üstüne okuduklarımın sahiciliğini ve en önemlisi açlığı araştırmaya başladım. Malum Ramazan oruçları da olmasa açlık unuttuğumuz bir şey. Eskiden iki öğün yerken, giderek üç öğünlük kallavi sofralar kurar olduk, giderek o da yetmedi günde 7-8 öğüne çıkardık işi. Kısaca gün demek, yaşamak demek; yemek oldu bizim için. Açlığı hakiki anlamda bilmiyoruz, bize ne yaptığını ise hiç bilmiyoruz. Hatta aç kalırsak öleceğimizi sanıyoruz. Bu yüzden hakiki örnekleri taramaya başladım, ki kalben teslim olayım. Peygamberimizin orucunu bazen tek hurmayla açtığını, en fazla yedi hurma yediğini ve günlerce böyle devam ettiğini, hatta 40 gün sadece zemzem ile beslendiğini, Abdülkadir Geylani’nin 40 günde bir iftar ettiğini, Hz. İsa’nın 60 gün, Hz. Musa ve Hz. İlyas’ın 40 gün hiçbir şey yemeden oruç tuttuklarını okudum. Ayrıca Halvet konusu vardı. Genellikle 40 gün su, birkaç zeytin, birkaç hurma ve birkaç günde bir elmayla ve zikirle yaşamak hep ilgimi çeken şeydi.

Zihnimde açlığa, yemeğe dair iliştirilen belki de dayatılan pek çok zamane bilgisinin fiyasko olabileceğine inanmaya başladım. Sürekli değişen uzman(!) bilgileri burada da zihnimize kazınmış çünkü. Üç öğün yemeği dahi aşan yedi öğünler bana normalde de ne makul ve ne de sevimli gelmezken sürekli yemek hali, sürekli yemek düşünme zaruriyeti çok iticiydi benim için. Daha kahvaltı esnasında öğleni düşünen, öğlende arayı düşünen insanları bile itici buluyordum ben. İçimdeki ses bu türden dayatmaları makul gibi gösteren güncel bilgileri tümden reddediyordu. Hepi topu bir kaç lokma ile doyacakken ve bu yolla yemeyi sıradanlaştırmak varken, gösterişli sofralar kurmak, olmadı bunu her yerde paylaşmak, sünnetle alakası olmayan iftar sofraları, hele ki israfın alası olan açık büfeler, kaldı ki açık büfeyi cazibe unsuru olarak sunan Hac ve Umre turları düşüncemi arttırıyordu. İçimdeki ses bu türden yaklaşımları açıkça reddediyordu, hem de hiç işitmediğim denli güvenle ve güçle. Ki son bir kaç senedir, zihnimde, kalbimde sıklıkla dönenip duran o cümle:

“Mideyi küçült, kalbi büyüt!”

için ilmen de dayanak bulmuş olmanın sevincini yaşıyordum.  İçinde olduğum karmayı toparlamaya başladım. Zihnimde şimşeklerin çaktığı, aydınlandığım anlar oldu bu anlar. Demek ki diyordum açlıkla sanıldığı gibi hasta olmuyoruz, bilakis açlık şifa vesilesi belki. Ya da belki gereksiz, tam öyle!

Su orucu, şifa orucuna dair yeterli bilgi yok internette. Ancak yurt dışında ‘Water Treatment, Water Healing, Water Fast, Fasting Treatment’ adlarıyla bizden çok daha bilinen bir yöntem olmuş. Özellikle Amerika, Avrupa, Rusya, Hindistan ve Çin’de yaygın olarak kullanılıyormuş. Haftada en az bir günü sabitleyip oruç tutmayı uygulayanlar var. Tıpkı Pazartesi, Perşembe oruçları gibi…

Isle Of Skye, Portre, Fairy Pools, Old Man Storr , Museum by delianne  (74)

Benim anladığım kadarıyla iki farklı yöntem var bu konuda. Biri gerçekten oruç yöntemini kullanmak. Ki buna Şifa Orucu demek doğru terim oluyor. Diğeri ise saat başı su içilerek yapılıyor, bence buna da Şifa Diyeti denmeli ki kavram karmaşası olmasın. Her iki yöntemin en önemli noktası niyet. Hep dediğim/inandığım gibi niyet sihirli bir güç bence. Niyet halis olunca, Şafi olandan maddi ve manevi şifa niyeti ile inançla niyet tutulunca çok daha kolay yürüyor işler, hem de gerçek fayda da geliyor.

Gelelim bu oruç/diyetlerin nasıl yapıldığına.

Münir Arıkan’ın Aidin Salih denetiminde uyguladığı, saat başı su içilerek yapılan yöntemi aşağıda. Adına Şifa diyeti diyebileceğimiz bu yöntemi 21 gün uygulamış Münir Arıkan. Yöntemi alıntılıyorum, dileyen yukarıdaki linke tıklayıp detayları oradan okuyabilir:

1. gün; sadece pişmemiş ham sebze ve meyve yiyorsunuz. Akşamında 1 kaşık İngiliz tuzunu bir bardak suda eritip içiyorsunuz. Bu, bağırsaklarınızı temizliyor. Su orucunda bağırsak temizliğinin önemi büyük. Çünkü, bağırsak iç çeperindeki zifte benzer birikimler, batın bölgesinde kirlenme, kısmi zehirlenme ve toksit birikintisi oluşumu ile enfeksiyona davetiye çıkartıyor, vücut hararetini artırıyor. Beslenme, bağırsak iç çeperi kanalıyla oluyor. Oradaki kılcal-emici uçlar, yediğimiz besinleri emmese, yediğimiz hiçbir şeyden en ufak bir besin ve kalori değerini vücudumuza alamayız. Bağırsak temizliği ile bunu daha sağlıklı bir yapıya kavuşturuyorsunuz. İngiliz tuzu, müshil etkisi yaparak bağırsakları temizliyor. Eczanelerde satılan lavman seti ile de bağırsak temizliği yapılabiliyor.

2. gün; sabah 2 limonu sıkıyorsunuz. 1 litre suya 2-3 kaşık kaliteli bal karıştırıyorsunuz. 2. günden itibaren her sabah kalkar kalkmaz yarım çay bardağı bu limonatadan içiyorsunuz. 1 saat sonra her saat başı bir bardak su içiyorsunuz. Günlük 2-3 litre su içiliyor.

Her 4. günde; lavman seti ile veya İngiliz tuzu ile bağırsak temizliği yapıyorsunuz.

Sadece oruç tutmak yeterli değil elbette, sabah ve akşam 2 km yürümek gerekiyor.

Şifa orucu süresinde hızlı kilo verildiği için vücut metabolizma hızı yavaşlıyor. Yaklaşık olarak metabolizma hızı 1/3′e düşüyor. Yani su orucundan önce metabolizmanız günde 2 bin 400 kalori yakabiliyorken diyetten çıkarken bu rakam 700′lere iniyor. Bu sebeple, oruç esnasında ve sonrasında muhakkak surette, metabolizma hızını artıracak etkin spor faaliyetleri, ona uygun ve kesinlikle taviz vermeden uygulanan bir beslenme düzeni ve ilave metabolizma hızı artırıcı destekler -eczane veya diyetisyenlerden alınabilir- almak gerekiyor. Bunu yapmazsanız, verdiğiniz kiloları yeniden alıyorsunuz. En azından günlük spor ve yürüyüş bile yeterli oluyor ama sürekli yapılması ve bırakılmaması kaydıyla.

Bu deneyime gün be gün şahit olmak isterseniz böylesi bir blog var, göz atabilirsiniz.

Anladığım kadarıyla Şifa Orucu ise kabaca şöyle yapılıyor:

“Başlamadan hemen önceki gün hafif şeyler yeniyor. Tercihen ham sebze, meyve. Akşamdan 7’den sonra yeme/içme kesiliyor. Ve öncesinde mutlaka bağırsak temizliği yapılıyor. (Yukarıda detayları yazıyor) Ardından dilenirse bir gün, dilenirse iki gün, dilenirse üç gün üst üste sadece su ile iftar edilen oruçlar tutuluyor. Sahurda da sadece su içiliyor. İçilmese şifa daha kolay oluyor deniyor ama bünye istiyorsa ihtiyacı olabileceği için içilmesi öneriliyor. Oruçlu günler bitince ertesi gün de  dikkat edilmesi gereken uygulamalar var. Ki burası önemli. Normal güne limonlu, zencefilli su ile başlanıyor. 1 çay kaşığı soğuk press çörekotu yağı alınıyor. Tek sayılarla en fazla 11 hurma. Öğlen acıkma hissi varsa salata, akşam  basit bir sebze yemeği yeniyor. Yani hafif bir geçiş yapılıyor ki durmuş olan sindirim yavaş yavaş harekete geçsin ve ciddi bir problem olan bağırsak burkulması vesaire gibi sıkıntılar belirmesin.  Bu oruç belli bir süre böyle devam ediyor. Haftada bir, iki, üç gün şeklinde. Bu şekilde 6 ay devam edenler var ama süresine oruç konusunda destek veren uzman karar veriyor. Tam bilgi ve güvenlik için mevcut hekimlere, kurumlara başvurulmalı. “

Önemli!! Bu diyetler mutlaka bir uzman kontrolünde yapılmalıymış, ki katılıyorum. Riskleri olan bir yöntem, o yüzden cahilce uygulanmamalı, bir bilenin gözetiminde yapılmalı. Bu konuda destek veren kurumlar var. Aidin Salih’in kitabı var.

Ben bu oruçtan/diyetten ziyade kendime uygun olanı deneme kararı aldım ve kendimce kurguladığım Hurma Orucu/Diyetine başladım. Sonradan öğrendim ki açlık orucunda da dayanamayanlar hurma yiyebiliyormuş iftarda. Onu nasıl yaptığımı da ertesi güne yazayım zira bu yazı gene beklemediğim ölçüde uzadı, bekleyenler beni bağışlasın.

Önemli: Bu yazı kendimce toparladığım bir yazıdır. Uzman tavsiyesi yerine geçmez. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.