Hurma Orucu / Hurma Diyeti | Nasıl Yaptım, Ne Yaşadım, Ne Fayda Gördüm?

Arınma Yolculuğu ‘m beni kendimce uyguladığım Hurma Orucu/ Hurma ve Su Diyetine getirdi. Tüm hikayeyi okumak isteyenler Arınma Yolculuğu kategorisine göz atabilirler.

Açlığın bedenen ve ruhen temizlenmeye, arınmaya ve şifaya vesile olabileceğine inanınca ve Sevgili Peygamberimin günlerce en fazla 7 hurma yiyerek iftarını açtığını duyunca, ayrıca hurma ve su ile altı ay hiç bir şeye ihtiyaç olmadan yaşanabileceğine, hatta sırf hurma ve sütle ömür boyu rahatlıkla ve sağlıkla yaşanabileceğine dair yerli ve yabancı bilimsel dayanağı da okuyunca,  Vira Bismillah deyip, niyetimi de maddi ve manevi temizlik ve şifa üzerine yaptım ve diyete başladım.

Niyet her zamanki gibi çok önemli. Onu mümkün olduğunca halis tutmaya çalıştım. Esas amacım bu vesileyle maddi ve manevi arınmaya ulaşmak, nefis terbiyesinin en büyük adımlarından birini, yani az yemeyi uygulamak ve bu yolla da Allah’a yaklaşmak, mide küçülürken kalbin büyümesine olanak sağlamak kısaca her türlü şifa bulmak. Ama tabii tüm bunların yanında kilo da verirsem ne ala, o da ayrıca bir motivasyon sağlar çünkü benim üzerimde biliyorum. Hem görüntü tapınması, başkalarına cazip görünme kaygısı değil de, şeklen de kulluğa yaraşır olmak da bir dilek, bir niyet benim için. Gene de esas bu değil, olmamalı benim için. Niyetim bu yöne kayınca toparlamaya çalıştım kendimi hep.

Hurma Orucu / Hurmayla Diyet’i Nasıl Yaptım:

Gün içinde 7 hurma yiyecek şekilde bölüştürdüm zamanı. Sabah 7 civarı, Saat 11 gibi küçük oğlumu okuldan almadan hemen önce, (ki eve acıkmış olarak gelmeyeyim de saldırmayayım yemeğe diye), öğlen, öğlen 3 gibi (bu kez büyük oğlumu okuldan almadan önce), genellikle akşam 5 gibi ve daha da istersem 7 gibi son bir tane yiyecek şekilde sırf hurma ile beslendim, arada bol su içtim. Suyu limon damlatarak içerseniz daha da kolay oluyor. İştahı da kesiyor çünkü. En fazla 7 hurma yemeye çalıştım. Hatta çoğunluk 5 hurma yedim, yediye bile ihtiyaç duymadım. Hurmaları tek sayıyla yemeye gayret ettim zira Şifa Orucu’nda da tek sayıda yemek üzere tavsiyeler okudum.

İlk kez yaptığımda herhalde bir gün yapabilirim, diye geçiyordu içimden. Ancak gide gide 4 gün üst üste yaptım şükürler olsun. Ki hafta sonu araya girmese, birileriyle görüşme ve misafir olmasa daha da devam edebilirdim. Zaten başlayınca devam ettirmek çok daha kolay oluyor, giderek yerleşiyor o az yeme hali üstünüze. Daha sonra haftada iki gün yapmaya başladım. Bir hafta da gerçek oruçla uyguladım bu yöntemi. Sahurda su içtim sadece, iftarda da hurma yedim. 5 tane yiyebilmiştim. Ama bunda biraz zorlanmıştım. Gün içinde yiyerek uygulamak daha kolay gelmişti bana.

hurma orucu by delianne

Sonuç:

İlki; bu diyette çok hızlı tepki veriyor bünye ve ruh da öyle. Sonuçtan öyle çok, öyle çok memnun kaldım ki ben de Münir Arıkan gibi elimden gelse herkese bu diyeti mecbur kılardım, diyebilirim. Çünkü kilo veriyorsunuz ama, bu yaşadığınız diğer faydaların yanında özne olamıyor hiçbir zaman, olsa olsa ekstra bonus oluyor. Yeniden doğmak gibi, maddi ve manevi yükselmek gibi bir şeydi bana olan. Kim bilir Şifa Orucu’nu tutsam ne olurdum diyorum şimdi haliyle…

Yaşadıklarımı hatırladığım kadarıyla gün gün yazayım:

Birinci gün: Hafif bir baş ağrım oldu ama o kulak tansiyonu için aldığım ilaçtan da kaynaklanabiliyor. Biraz halsizliğim vardı ama sonra o da geçti. İlk akşamı bitirdiğimde çok iyi hissettim kendimi, hem başarmış olmanın coşkusu, hem de fiziksel hafiflik açısından. Sindirim problemim yok, ağrım yok, sızım yok, şişkinlik yok, çok konuşma hevesim yok… erken uyudum o gün… Zaten kahve vesaire de içmeyince doğal olarak gece olmadan uykuyu istiyor bünye.

İkinci gün: Şikayetim yok. Ne baş ağrım var, ne halsizliğim. İnanılmazdı ama daha ikinci günde değişiklik hissediyordum kendimde. Görüşümde berraklık, zihnimde açılma belirmişti. O aptal, avanak halim geçmeye başlıyordu. Üstelik ne yeme isteğim vardı, ne de açgözlülüğüm. İyi hissettikçe devam etme isteğim, şevkim kat be kat arttı. Çocukları okuldan alıyor, dikkatimi konuşmalarına verebiliyor, az konuşuyor ve en önemlisi sinirlenemiyordum. Eşim halin kalmadığı içindir, diyordu ama hayır gerçek öyle değildi. Ne halsiz zamanlarımda ne bağırış çağırışlar yapmış insandım ben.

Çocuklarla parka gittiğimizde oradaki spor aletlerini kullandım 40 dakikayı aşkın. Spor, açık hava, yürüyüş kesinlikle çok daha yardımcı oluyor ve daha da iyi hissettiriyor.

Ve doğumdan beridir gene benimle beraber yaşayan bir başka organizma; göbeğim, eridi gitti. İnanılmazdı. Hep özendiğim anneler kadar oldum… El ve ayaklarımın şişleri indi. Ayakkabılarımın içinde dönen ayaklarım vardı artık, eski ayakkabılar büyük geliyordu.

Üçüncü gün: Değişikliği tastamam hissettiğim gün oldu. Az uyuyordum, sabah erkenden zinde kalkıyordum. Ki bu yıllardır yapamadığım şeydi. Vücudumun, yüzümün şişliği daha da iniyordu. Ve açıkça gördüğüm şu değişiklikler; sararmış yüzüm, marazi cildim, saçım değişiyordu hatta değişmişti. Yüzüme herhalde ilk gençliğimden beri görmediğim renk; pembelik gelmişti. Cildim parıldıyordu, saçlarım da. Öyle inanılmaz gelmişti ki bu hal, dayanamayıp Instagram’da fotoğrafımı bile paylaşmıştım. Ama o üçüncü gün bile hala şişmiş yüzüm, sonradan farkettim.

İşin diğer yanını söylemeliyim, o üç gün eşim şehir dışındaydı. Yemeği gayet rahat yediğim günlerin aksine, tüm işlere çok rahat yetişiyordum; evim tertemiz ve mis gibiydi, çocuklara karşı çok daha duyarlı ve nazik yaklaşıyor, üşenmeden, sabırsızlanmadan onlara zaman ayırıyordum, markete gidiyor, çocukları okula götürüp getiriyor, parkta vakit geçiriyorduk. Kısaca hayatımın en verimli zamanlarıydı bu zamanlar. Sanki hakikaten zaman genişlemesi yaşıyordum ve bu sırada birileri işleri kolayca halletmem için beni kaldırıp koyuyordu. Kitap okuyordum, Mesnevi sohbetlerini dinliyordum, ibadetlerimi eskisine göre çok daha sabırla, şevkle yapar olmuştum. Eskiden vakit yok diye ertelediklerimi yapabiliyor, tam aksine vaktin çoğalmasını yaşıyordum. Bu bence niyetin gücünden geliyordu.

İyileşmeye bir örnek olması bakımından şunu da anlatayım: Çocuklar evde baba yokken benimle yatıyor. Ve bu pek de kolay olmuyor. Birbirlerini dürterek, uyandırarak üç saat kadar geciktirdiler uykuyu. Ben uyku için kıvranıyorum, onlar tepişmek için. Biri ayağını uzatıyor, öbürü elini, bir anda kavga başlıyor, ya da biri kıkırdayınca öbürü hemen yüz bulup yatakta çıldırmaya başlıyor. Normalde o halde onları yaka paça dışarı atardım, bağırış çağırışı ise hiç demiyorum. Ancak tüm o gecelerde sinirlen(e)medim ben. Hayret ediyordum kendime. Sesimi yükseltmek içimden gelmiyordu ne ki sesimi yükseltemiyordum da zaten. Ama bahsettiğim şey kesinlikle halsizlik değildi. Son derece alçak bir sesle uyumalarını salık veriyordum ancak. Tabii çocuklar bu sakinliğime alışık olmadıklarından aldırmıyorlar ve bu sakinliği fırsata dönüştürüp, patlama anına dek şartları zorluyorlardı. Saat 11’i gösterdiğinde hala uyumadıklarından tek yaptığım; uyuyayazanı uyandıranı yatağına göndermek oldu.

Dördüncü gün: Yüzüm incecik oldu. Tiroid hastalıklarından beri, hele son üç senedir tanınmaz halde olduğumu anladığım gün oldu bugün. Meğerse ne şeklen, ne de ruhen ben bende değilmişim, bunu çok iyi anladım. Yıllardır fotoğraf çektirmiyorum, ne ki o koca patates suratı görmeyeyim. Tanınmaz haldeymişim velhasıl. Ama o dördüncü günde bol bol çektim kendimi.  Eşime gönderiyordum fotoğrafları habire; a-aa ben böyleymişim eskiden, hatırladım, sen de hatırladın mı diye:)

Yoluk, tülerik saçlarımla barıştım. Yıllardır (sanırım Hipotirod’in verdiği sıkıntı nedeniyle de) saçlarımı topluyordum. Yüzüme tek tel düşse sıkıntı hissediyordum. Bir de baktım saçlarımı toplamamışım ve fenalaşmıyorum. Soğuk ve sıcağa tahammülsüzlüğüm azaldı. Bunu da dışarıda epeyce durduğum ama üşümediğim günden anladım.

Hele o halim selim hal. Son birkaç senedir karakterime sonradan yerleşen ve beni bir daha bırakmayacak sandığım asabiyetim kaybolmuştu. Çocuklarla konuşurken kullandığım ses tonu, üslup öyle değişmişti ki Caillou’nun annesi gibi bir kıvama oturmuştum. Eşim geldiğinde çocuklara yaklaşımına bambaşka bir gözle baktım… Terslikleri farkettim… Sen de bu diyeti yapmalısın, dedim. O sabırsız, tahammülsüz ve gergin hal evet ben bunu tanıyordum ve şükürler olsun ayırdına varıyordum. O gün çocuklarla oyunlar oynadım, aç olan ben değilmişim gibi hoplamalı, zıplamalı, danslı oyunlar oynadık. Enerjime hayret ediyordum.

Hani sanıyoruz ki aç kalınca halsizlikten yığılacağız, dizlerimizde, zihnimizde derman kalmayacak da öleceğiz. Oysa tam aksi sözkonusu oluyor, deneyimlemeden bilinmeyecek bir durum bu. Benim için özellikle anneliğimin belki de hayatımın en zinde, en dinç, en verimli zamanları oldu bu zamanlar. Glutensiz, katkısız, şekersiz beslenmede ulaşamadığım noktalara ulaşmıştım. 

Tabii bunların yanında maddi ve manevi hafiflik hissinin verdiği lezzet vardı. Bedenen çok hafiflemiştim, göbek, şişlik namına hiç ama hiçbir şey kalmamıştı. Ruhen ise neredeyse kanatlacak gibi hissediyordum. Kısa süre önce çok açık depresyon alametleri gösteren ben ne bunalıyor, ne bulanıyordum. Zihni berraklaştırıcı, hafızayı kuvvetlendirici olarak da tavsiye edilen Kuran surelerini ezberlemeye gene bu dönemde başladım. Bir de 40 hadis ezberlemeye. Yıllardır hamlayan zekam aktif hale geçince başka türlü hafiflemeler de eklendi bu halin üstüne. Çok da keyif aldım bu ezberler sırasında, madden ve manen çok iyi geldi bana. Ben bu halde olunca eve de yansıdı pek çok şey. Çocuklar da bir kaç günde bir, bir tane hadis öğrenmeye heveslendiler. Kerim kağıdı süslüyor, Selim yazıyor ve eve asıyoruz. Kısaca sadece benim iyileşmeme değil tüm hanenin iyileşmesine, evin enerjisinin pozitif yönde değişmesine vesile oldu bu iş.

Eşimle tartışmalarımız azaldı. Çünkü tıpkı çocuklara sinirlen(e)mediğim gibi tartışmayı kavgaya dönüştürecek isteği de bulamadım kendimde. Normalde eşim bana ters gelen bir laf etse peşine takılır kavgayı sürdürürdüm ama hiç içimden gelmedi bunu yapmak. Kısa süre sonra o sakinleşmiş olarak yanıma geldi ve tufana dönüşmeden atlattık bu hali. Eşim bendeki değişimi görünce kendi de başladı benzer denemelere…

Kısaca yediğimize, içtiğimize, fiillerimize, işittiklerimize bile sirayet etti bu olumlu hal. O yüzden devam etmeyi bunca arzuluyorum ve tavsiye ediyorum. Çünkü gerçekten tecrübe etmeden bilinecek şey değildi yaşadıklarım. Ki tüm detayları yazamıyorum, bir kısmını hatırlamadığımdan, bir kısmı da yanlış anlaşılmaya sebep olabileceğinden.

Rüyalarım bile değişti bu evrede. Gece boyu karma karışık şeyler görürdüm, seçemediğim ayıklamadığım bir yığın zırva. Oysa şimdi çok net şeyler ve isimler görüyordum. Dediğim gibi bence hepsi niyetin gücünden geliyordu. Ki niyet “O” olunca başarısız olmak olası değil, yanısıra aklımıza bile gelmeyen sayısız lütuf da iliştiriliyor sanki o açlık ve niyet paketinin yanına.

Kısaca; anladım ki yediklerimiz bize şifa değil, zehir olmuş bunca zamandır. Var olan maddi ve manevi hastalıklar da hadisteki gibi çok yemekten olmuş. Tüm bu yaşadıklarımdan sonra açlıktan değil, çok yemekten korkar oldum. Hatta öyle bir halde geldim ki; glutensiz, şekersiz, katkısız beslenmeye geçerken bile vicdan azabı ve fazlalık hissi duydum/duyuyorum.

O ilk dört günlük denemeden sonra yemek yemeye dahi kıyamadım. Tüm  bu güzellikler uçup gitmesin diye. Ertesi hafta iki gün, diğer hafta gene iki gün yaptım. Arada bazen dağılmama rağmen 3 hafta en az iki gün bu yöntemi uyguladım. Bu haftaya dek. Zira bu hafta sonu glutene de, şekere de batıp çıktığım bir hafta oldu. Eş, dostla görüşürken epeyce zıvanadan çıktım. Pişmanım zira şiş karın, ağrı, sancı eskisinden de güçlü geri geldi. Asabiyetim de. Bir an önce toparlanmam lazım. Ama bunu da öğrendiklerimi pekiştirmem için yaşamam lazımmış diyorum kendime.

Gel gelelim sayısal sonuca; 3 haftalık bu sürede 5 kilo verdim.

Karşıma bu bilgileri, paylaşım seven insanları, kitapları, dinletileri çıkarana sonsuz şükürler olsun.

Şimdi kendime hedef olarak yapabildiğim gün kadar Şifa Orucu tutmayı koydum. Ve içimde bir ümit; Kanser hastalarına bile şifa vesilesi olduğu söylenen ve bana da makul delen bu oruçların Tiroid, böbrek, kulak hastalıklarım için de şifaya vesile olması yönünde. Hatta ruhsal olarak da iyileştirici olması yönünde. Kim bilir zararı çok büyük olan o sentetik tiroid hormonunu almaktan da kurtulurum. Aidin Salih’in tiroid bezine dair bir yazısını**** okudum, üzerinde düşünmek ve unutmamak adına bir kısmını alıntılıyorum, dileyen linke tıklayıp okuyabilir yazının tamamını:

“Kalbe gelen ilim, bilgi, sezgi,  düşünceye ve eyleme dönüştürmek için kalp enerjisinin cismani beyne devredilmesi gerekir. Bu, boğaz merkezi (tiroid bezi) vasıtasıyla gerçekleşir.
İnsan sadece boğaz merkezini (psiko-cismani merkez) uyarmakla şuurlu bir varlık olma mertebesine yükselebilir.
Beyinsiz kalp pratik anlayıştan ve ilimden mahrumdur; kalpsiz beyin ise soğuk ve lakayd bir varlıktır.
Vücudumuzun maddi ve ruhi güçlerini ahenkli bir şekilde harekete geçirmek sadece ve sadece boğaz merkezi ile gerçekleşir.****

……..

Benim anladığım; bağlantı koptuğunda veya bozulduğunda kalp ve beyin iletişimin kesilebileceğinden ve vücuda yapay yollarla alınan her türlü şey gibi bu türden hormonların da maddi ve manevi güçlerimizin ahengini bozulabileceğinden bahsediyor. Gerçi Aidin Salih kesin ve kati bir dil kullanıyor ama ben öyle düşünmüyorum.

(****Yazılanlar yoruma açık, kişisel fikir beyanı. Kanıtlanmış, kesin bir hüküm değil. Benim ilgimi çekti ve  üzerinde düşünmek istedim bu yazının… Tiroid bezini aldırmak zorunda kalanlar için de, tiroid bezinden tamamen yoksun kişiler için de, bu ilacı benim gibi hala kullananlar için de ümit hep var. Aksini söylersek aşağıdaki canım hadisle de çelişiriz zaten.

Bu yazıların amacı çözüm bulmaya çalışmak, yoksa bir yazıda bu yazıyor diye illa buna bağlı kalmak değil. Evet, bu yazıda kesin ve keskin bir dil var.  (Bu kısmından ben de rahatsızım ancak üzerinde düşünmeye değer buluyorum fikirleri) Her şeye rağmen ümidin ve çarenin hep var olduğuna inananlardanım.  Neticede inanan ümitsiz olamaz.)

Şifayı şifanın sahibi olan Şafi’den bekleyince ve usule göre hareket edince her türlü hastalığın/derdin şifasının/devasının bulunacağına inanıyorum. Ruhsal ve fiziksel her türlü… Çünkü:

“Allah-u Teala hiçbir dert vermemiştir ki, devasını da indirmemiş olsun. Ancak bunu bilen bilir, bilmeyen bilmez.”
Hadis-i Şerif

———–

!!!!Önemli: Bu diyet /oruç kendimce uyguladığım bir yöntem. Uzman tavsiyesi yerine geçmez. Sağlık sorunu olan, anne adayı, emziren anneler için de tavsiye değildir. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.