Bize Yalan Söylediler

Okudum… yıllarca, yıl-lar-ca! İlkokul, ortaokul, lise, üniversite hazırlık…  Şükür ki etrafımda şimdiki çoğu ana baba gibi arkamdan ittiren, kaktıran, illa yapmalısın, illa başarmalısın diyen, üniversitede iyi bir yere girmeyi hayatın esas amacı yerine koyan  birileri yok, bu benim en büyük kazancım. Okula başlangıcımdan beri hiç kimse şunu yap demediği için korunduğunu düşünüyorum hala öğrenme güdümün. Sırf kendi öğrenme güdülerimle isteklendiğim ve onun verdiği şevkle hareketlendiğim için eğitim-öğretim diye adlandırılan o sisteme rağmen hala yaşıyor öğrenme içgüdüm. Güdük kalmışsa da hepten yitirmedim hepimizin fıtratına işlenmiş olan o mübarek içgüdüyü… şükür, şükür…

Üniversite sınavına girdim, kazandım.. Kazanmak neyi? Sanki hayatı… Elbette değil! Sosyal olarak değil ama öğrenim olarak çile yeri oldu bana üniversite. Çok sevdiğim matematiğin yüzünü dahi görmek istemedim bu zamanlar. Hala yatağımdan ter içinde, nefesim kesilmiş halde fırlarım okul bitmemiş kabuslarıyla. Ne için? Sözde eğitim için, hayat için, etiket için, maişet derdi için ve daha pek çok şey için. İşe yaradı mı, bırakın özü sözde bile değil! Aklımda hiçbir bilgi emaresi yok, elimde diri kalan tek şey; kabuslar!

Okullar bitti. Aradan yıllar geçti. Yolun yarısını çoktan geçtim. Kafamda okula, var olan sisteme, eğitim ve öğrenim dayatmasına karşı bambaşka düşünceler var. Çoğunu Başlasın Öğrenme Devrimi Kategorisi‘nde yazdım. Ancak tüm bunlara rağmen netlik yok! Der top değil düşüncelerim, zira içimize işlenmiş o zırva sistemin güdülemesi yokluyor ara sıra. Çocuklarıma dair gidip gelen hisler var elimde. Hisler var evet, bir de aklın ama, ama, ama zırıltıları… Sırf mutlu bireyler olsunlar diyemiyorum şimdilerde, çünkü salt kendi mutluluğumuzla ölçülemeyecek büyük bir şey var üzerimizde, insanda, insanın özünde. Başka bir şekli olmalı bunun. Bulabilecek miydim, yoksa hep böyle havada, savruk savruk uçuşan bilgi kümecikleri ile yarım yamalak hissedecek ve yarım ağızla savunma mı yapacaktım? Aklıma ve etrafıma.

Derlendi. Bir anda. Nasıl mı, anlatayım;

Minik bir mandalina ağacı almıştım eve. Evin bir köşesinde duruyordu. Derken çiçeklendi. Hayran hayran bakıyorum, enfes bir görüntü. Aynı sıralarda evin içinde bir koku dolaşıyor. Lilyum çiçeğinin keskin kokusu gibi bir koku. Nereden geliyor anlayamıyorum. Bir ara etrafı didik didik koklamaya başladım, kaynağı bulamıyorum. Ve sonra… Bingo! Mandalina ağacının çiçekleriymiş tüm evi bu harika kokuyla bezeyen… Farkettiğim an gözlerim doluyor… Basbayağı ağlıyorum sonra… İçim acıyarak…

evimin yeni güzelleri (3)

Okumuşum, bunca yıl… onlarca yıl… ama bir mandalina çiçeğinin kokusundan bihaber okumuşum… Okumuşum bunca yıl, kim bilir nelerden bihaber okumuşum… Okumuşum, neyi? Kupkuru, köksüz bilgileri… Okumuşum, yüzlerce kitap… Ama aslolanı okumadan, devasa ‘Kainat Kitabı’na dokunmadan… belki yıllarca varlığından bile haberdar olmadan…Okuyoruz, okutuyoruz kainattan bihaber… Ağaçları tanımıyoruz, çiçekleri bilmiyoruz, kokuları bilmiyoruz, mevsim dönümlerini, o mevsimdeki cümle değişimi bilmiyoruz! Okumuşuz.. sözde! Hangi mevsim hangi kuşlar gelir, hangi mevsimde hangi kokular belirir bilmeden, görür sanıp görmeden!!! Yaşıyoruz… yaşamışız… Sözde!

by delianne (4)

Oysa asıl okul kainat, dünya! Talebelik yapmaya gelmişiz dünyaya. Ama biz birilerinin bu iyidir, dediği bir ton zırva ile geçiriyoruz ömrü, gözler kapalı, rotalar belli, izler sabit, o izlerden gidilmesi kuralmış gibi… Dünya muhabbet üzerine kurulu, sevgi üzerine ve bu sevgi salt iki kere ikinin cevabıyla kurulmuyor işte!

by delianne

Zihnimin salıncağında avarane salınan her şey yerli yerine oturuyor bu noktadan sonra. Eminim artık! Gönlüme, o devasa muhabbete çelme takan kuru bilgi ayaklarımın tozu olur bu noktadan sonra ancak! Bilgi kainat kitabında pişerse, kalpte hakikat ilmiyle yoğrulursa ve muhabbete yol olursa işe yarar ancak! Yoksa her anı çok kıymetli ömürde, gözler kapalı, yılları kuru bilgiye vermeye çok yazık değil mi?

by delianne (3)

‘Oku da büyük adam ol’ diyen sesler, kör gözle okumayı en büyük gaye diye zihinlerimize yerleştirenler, makam, mevki sahibi olmayı allayıp pullayıp gösterenler, dünyaya kazık çakacakmış gibi dünyayı ve dünyevi şeyleri iliklerimize dek işleyenler, hepsi ama hepsi bize koca bir yalan söylediler! Ve söylemeye de devam ediyorlar.

Çocuklar okusunlar ama okul okumak uğruna dünyayı dar etmeyelim onlara. Kapanmasın gözleri dünyaya, kainata. Sınavlar, iyi okullar, aman iyi mevkiler deyip algılarını sınırlamayalım… Bu dünyada olağanüstü şeyler var… Doğa sere serpe duruyor önümüzde, açılmış bir kitap gibi, oku beni diyor… Bırakalım okusunlar, doğayı, dünyayı, kainatı… isteyenler okulda okusunlar. Okul da okusunlar. Ama tek kanatlı olmasın bu iş. Tek kanatlı uçuyor gibi görünseler de hakiki uçma değildir o. Dünyada mükemmel bir sanat, muazzam bir döngü, harikulade bir sistem ve işleyiş var. Ve devasa, eşsiz bir muhabbet! Tümünü kaçırmaya yazık değil mi? Hem ne uğruna? Ev, iş, etiket, geçim derdi gölgelemesin o eşsiz muhabbeti! Gördüklerimiz kısıtlı ama büyütmek de, büyümek de -gör-mekle başlıyor hep. Hakiki okumayla!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.