OKU!

Bir kaç zaman önce bir dostumla Selim’lerin Türkiye’deki eğitim sistemine göre neredeyse yok derecesindeki akademik eğitimleri üzerine söyleşiyorduk. İngiltere’de sıradan devlet okullarından çıkanlar makam, mevki sahibi yerlere gelmiyormuş, çocukları iyi okullara göndermek lazımmış, ülkenin ileri gelenleri hep seçkin okullardan çıkıyormuş, çocukları Grammar School denen bize göre Fen Lisesi düzeyindeki okullara hazırlamalıymış, yoksa çoğunluk İskoç gibi vasıfsız olurlarmış, oysa bakın Hintliler tüm üst mevkileri kapıyormuş, eğitimlilerin çoğu onlardan oluşuyormuş (ne yazık ki onların da akademik akıbeti tıpkı bizimki gibi, sürekli yarış halindeler) hatta öyle ki ülkede göçmenler elit yerlere geliyor diye dert oluyormuş yerellere, bizim çocuklar için de bir şeyler yapılmalıymış vesaire üzerine… Ne zaman böylesi konular açılsa içimde büyük, derin, kapkaranlık bir boşluk açılıyor sanki. Etrafım bile karanlık bir gölge ile haleleniyor. Boğuluyorum. İçinde haklılık payı bile olsa;

İçime gelecek endişesi zerk eden her şeyden çok ama çok sıkılıyorum.

Bunu yapanın yanından derhal kalkıp gitmek istiyorum ama her zaman yapamıyorum. Bu kez de yapamamıştım. Ben ki bırakın bu hafif eğitimi, yapabilsem ‘Okulsuz Öğrenim‘den; yani keşifle, merakla, içgüdüyle desteklenen öğrenimden yanayım. Ancak içimde yılların güdülenmiş yarış atının etkisi hala var. Böyle zamanlarda anlıyorum ki bu güdü üzerimdeki gücünü epey yitirmişse de tümden terketmiş değil beni. Sol yanımdan sokuluyor ve: -evet ya, evet… iyilerden olmak için bir şeyler yapmak lazım, diye öne atılıyor. Sağ yanım ise güdülenmeden ziyade tecrübeyle, bilgiyle ve en önemlisi hisle dolu olarak konuşuyor. Kuvvetli de…  Biliyorum ki kalbim doğruyu biliyor ancak zihnimin ama-ama zırıltıları durmuyor ve ben ne zaman zihinden kalbe tazyikle başbaşa kalsam sadece endişe duyuyorum. Oysa kalbimle başbaşaysam, kalp teskin edici etkisiyle zihnime sükunet ve teslimiyet pompalıyor ve huzur buluyorum.

Böylesi dış etkenlerle endişeye maruz kalınca kendime tatminkar olamadığımdan iki yanımın atışmaları ile bir süre cevap veremez oluyorum. Usta iki pinponcunun maçındaki bir seyirci gibi, bir sağa bir sola gidip gelen kafamla gene de inandığım bir kaç şeyi söylüyorum:

Fisherground camping, lake district by delianne

“Yaradılışa kodlanmış olan merak ve öğrenme güdüsüne, daha doğrusu cevherine ket vurmayan, çocukları aşırı bilgiyle doldurmayan, onları hantal bilgi yığınlarına dönüştürmeyen, kuru, köksüz, hakikate köprü olmamış ve hakikatle ilişkilendirilmemiş, dayatmacı bilginin çöplüğü haline getirmeyen kısaca onları rahat bırakan eğitimi seviyorum. Çocuklara zaman kalmalı. Öyle ki kaldırıp başlarını göğü görebilsinler. Görsünler ki kainatı okuyabilsinler. Okusunlar ki genişlesin sineleri, büyüsün daha da kalpleri. Hem düşünsenize o küçücük yaşta, saf haliyle büyüyen kalbi, muazzam olmaz mı daha da onun etkisi?

.

by delianne

‘Oku’sunlar, okusunlar ki içlerindeki hazineyi keşfetsinler… O hazinenin ışığıyla Maksada ilerlesinler… Okusunlar ki büyüsünler… Hakiki anlamda büyüsünler… ‘İnsan’ olsunlar. Gayeleri ‘BÜYÜK’ olsun! Büyük sandığımız küçük, beyhude şeyler; geçim derdi, makam mevki, sultanlık, saltanat, ün, şöhret gibi ucuz şeyler olmasın gayeleri.”

.

Dostum dedi ki; iyi ama göğe bakarken geçimlerini nasıl sağlayacaklar, ihtiyaçlarını nasıl giderecekler, bak sen bir yerden bir yere arabayla rahatça gidebiliyorsun onlar da araba sahibi olabilecekler mi? Başka bir ülkeye böyle rahat gidebilecekler mi? İyi insan olmak yetmiyor ki iyi de kazanç lazım… Kimseye muhtaç olmadan yaşamak lazım. Bak senin o çok sevdiğin Waldorf okullarından çıkanlar orada burada beyhude dolaşan, bir şey olmaya çabalayan sanatçılar oluyor çoğunlukla… Hem sonra ilerde neden bana bu eğitimi aldırmadınız demesinler!

İçimize yerleştirilmiş o pis zırvaların dayatmasıyla ve o dayatmanın getirdiği endişeyle kendime bile net olamamıştı o zaman cevabım ama şimdi o cevabı biliyorum:

rızık ile ecel by delianne

Rızık ile eceli yarıştırmışlar. Rızık eceli geçmiş! Yani? Yanisi; bu dünyaya gönderilen her canlı rızkı ile birlikte gönderiliyor. Bu kesin! Bize çok iddialı ve uçuk gelse de, çünkü madde aklıyla düşünüyoruz sadece, şu tam bir gerçek ki: çalışsak da, çalışmasak da ezelde belirlenmiş olan rızkımız belli ve sadece bizim. Şüphe ediyoruz, oysa Allah’ın bu konuda vaadi var. Kısır, güdük öğretilerle bulanmış, ama-ama diyen kuru akla mı inanmalıyız, yoksa O’na mı? Evet çalışmasak bile gelir bize rızık. Ne ise o şekilde. Ama çalışmak rızkın gelmesi için bir sebeptir, kaldı ki sevilen de bir ibadettir. Çalışmalıyız, elden geldiğince ve makul ölçüde, teslimiyetle! Ki teslimiyet yere yatıp hadi teslim oldum demek değildir, benliğin kıskacına; hırsa, tamaha, hak hukuk yemeye, yalan dolana girmeden, aşırılığa düşmeden elden geleni yapıp gerisini ‘Herşeyin Sahibi’ne bıraktım demektir.

.

piknik by delianne

Biz kendimizi paralayıp, gece gündüz çalışsak da rızık sabittir.  Fazla çalışma, hırs, tamah, belki yanlış işlerle kazancımızı arttırabilir,kısaca değiştirebiliriz ancak rızkımızı değiştiremeyiz. Yediğimiz içtiğimiz miktar belirlidir. Madden ve manen bize gelecek olan, bizim olan belirlidir! Dolayısıyla bunun için ömrü perişan etmeye, büyük adam (!) olacağım diye hayatı çileye dönüştürmeye, yaşıyorum zannedip dünyaya mahkum ölüye dönüşmeye, görmemeye, bilgi hamalı olup da aslen hiç bilmemeye, bulmayaya, olmamaya, hatta daha ileri gidip hak yemeye ve daha nice edepsizliğe girmeye yazık değil mi?

.

evimin yeni güzelleri (4)

Sen rızk için telaş etme, o benim işim diyor, Allah. Sen tahsilini tamamlamak üzere gönderildiğin şu yerde, her anı pek kıymetli şu ömürde okumana bak! Oku! Efendimiz’e gelen ilk emirdeki gibi tıpkı: OKU! Ne de yanlış anlamışız bu emri.

.

by delianne (6)Bu okumadan kasıt; al birilerinin dayattığı boş bilgiyi oku değildir değil mi? Biliyorum diyen ahkam kesicilerin dayattığı bilgiyi düşünmeden, sorgulamadan, yaşamadan mideye indirmek midir okumak? Akıl işte tam da bunun için gerekli! Sürüye kapılmaktan ziyade ferdi düşünebilmek için. Tıpkı Hz. İbrahim gibi…

.

Keşif bunun için çok değerli. Bulmak için, bilmek için, olmak için! Keşfetmek için de gene Hz. İbrahim gibi önce okumak gerekli! Bunun için çocuklara zaman ve mekan verilmeli. Bunun için geriye zamanları kalmalı. Bunun için doğa kıymetli. Doğa keşif yeri çünkü. Tefekkür yeri. Bulma yeri. Ama doğa demek illa Amazon Ormanları demek de değildir. Bazen tek bir ağaç da keşfe vesile olur çünkü. Bazen bir gök hareketi, bir kuşun kanat çırpışı. Yeter ki -gör-meye niyet edilsin. Evet niyet sihirli. Niyet açıyor kapıların her türlüsünü en evvela çünkü. Niyet ettiğimiz an daha akmaya başlıyor mana içerimize ve çağlayan olup geliyor her şey üzerimize!

.

tavuşkuşu denge by delianne

Oku diyor Güzel Yaradan! İlk seslenişi bu! OKU! Kainatı, Kainat kitabını oku!  Her salise hareket halinde olan, her an yeniden yaratılan kainatı oku! Yeryüzü Sanatı apaçık duruyor önümüzde, oku beni diye çağırıyor herbirimizi… Birer ayet gibi…

.

tavuskuşları byd elianne

Oku da yaklaş! Dünyanın en büyük hazinesi olan o muhabbete yaklaş! Sen bunun için var edildin çünkü. O muhabbete hasıl olmak için muhabbetle varedildin. O muhabbete talip olmalıyız biz, küçük işlere değil! Evler, arabalar, eşyalar, ünvanlar, takipçiler, şöhret, ün, nam, boş işler, hatta aile, eş, çocuk her şey ne küçük kalıyor o devasa muhabbetin yanında oysa. Ah bir anlasak, anlamaktan ziyade yaşasak!

.

gitmek hali by delianne (4)

Rızıkta bir sıkıntı varsa  kilit nokta gene niyet! Çocuk sahibi olma niyetlerimiz bile saf değil. Ya sürüye uyuyoruz, ya çocuğumun kardeşi olsun diye diyoruz, ya erkek ya da kız çocuk istiyorum diyoruz… Niyeti halis tutmuyoruz ki? Ya da çalışmakta ya da her şeyde niyeti halis tutmadığımızdan varolan imtihan oluyor bu kez bize en ağırından. Oysa niyet halisse iyilik ve güzellik oluyor, çiçek bahçesi oluyor yaşam… Niyet BÜYÜK olmalı! Niyet O ise, gam yok, keder yok, elem yok ki zaten!

.

Aslında ne kolay yaşamak! Her şeyin anahtarı elimize verilmiş… Daha doğrusu kalbimize girilmiş.. Gizli kodlar misali… O kodları açmak için, tıpkı ziplenmiş bir dosya gibi, açıp da işlemek için ilk hareket belli: OKU!

.

gitmek hali by delianne (33)

Aslında ne kolay yaşamak!  Bizse ne çok seviyoruz zorlaştırmayı. Dizginleri elimizde sanıp sıkı sıkıya asılıyoruz sözde, yükleniyoruz yükleri, oysa yüklerin sahibi var, bana bırak diyor… Bırak yahu! Ama biz hayır diyoruz; hayır BEN yaparım! Tanrıcılık oynuyoruz benliğimizin kibriyle. O zaman da haliyle çok güçleşiyor her şey!

.

Fisherground camping lake district by delianne

Bıraktım Ya Hu demeli! belki başta iliklerimize dek hissetmeyiz bu teslimiyeti ama niyetle o teslimiyeti de verir herşeyin sahibi! Aklın karanlıklarında boğulmadan, korkmadan, cesaretle! Arkamızda KİMin olduğunu düşünerek, şuurla!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.