Ruh Yolculuğu’na Giriş

Herkesin kendince bir yolu var O’na yaklaşmak için. Herkesin kendince bir yolu var ‘Bilmek, bulmak, OLmak’ için… Belki de bunun için tek bir yol yok, bunca ayrıymış gibi görünen yol var; neticede aynı yerde ‘BİR’leşen. Ben başka pek çok yol varken ve başka pek çok yola da aşinayken, tasavvufta yaklaştım/yaklaşıyorum en çok kendime ve O’na.

by delianne (44)

Hiç bilmediğim sonsuz bir derya tasavvuf! Aşk yolculuğu, ruh yolculuğu, muhabbet ve mest yolculuğu. Adını yıllardır bildiğim, her bir terimini bile öpüp sevdiğim, müthiş yakınlık hissettiğim ancak kıyısında dolaşmaktan başka bir şey yapamadığım bir derya. Bazen uzak, bazen yakın taşlarını ara sıra farkedip topladığım bir derya yalnızca. İçine girmeyi çok istediğim ama nasıl girilir hiç bilmediğim, belki zaman zaman eşiğinde beklediğim, zaman zaman terkettiğim…

Bilmeye uğraştım, bilindik isimleri okumaya çalıştım. Azını okudum da. Ancak deryada bir katre bile olamadı okuduklarım, ne ki o deryada bir parmağımı bile ıslatamadım. Zamanı varmış. Ağzıma bir parmak ham tasavvuf balının çalınmasının ve o tadı kovalamanın…

Muhyiddin Şekur okudum. Su Üstüne Yazı Yazmak, diyen Amerikalı bir sufinin yazdığı kitabı. İki yıl önce Timaş Yayınları’na gelmiş ve ben Instagram’da tevafuken görmüştüm adını. İlk kez gördüğüm bu yüzün peşine düştüm. Neden bilmeden! Derken kitabını kovaladım. Ancak bu sene elime geçti. 4 ay kadar önce okudum kitabı. Kitap ilk bakışta basit bir anı kitabı gibi, ruhani yolculuğu anlatan. Şeyhi kitabı yazmasını destekliyor, hatta arada sırada akıbetini soruyor. Şekur anlamıyor bu merakı. Ama ben kitabı bitirdiğimde ve hele ki şimdilerde çok iyi anlıyorum bu merakın sebebini. O kitap beklenmedik biçimde tesir ediyor okuyana. Okuyanlar iyi bilir. Neden etkilendin deseniz cevabı çabuk çıkmaz belki ama gönüller üzerinde çok etkilidir. Üstelik hiç bilinmedik yerlere, kişilere ulaşma yönü var yazının. Nitekim çok örneği var bunun.

Bu kitaptan sonra Ayşe Şasa’ya başladım. Nitekim Ayşe Şasa da Şekur’un bu kitaplarından çok etkilenmiş, hatta Şekur’le mektuplaşmış ve bundan çok faydalanmış. Ayşe Şasa ve Muhyiddin Şekur bir isimde toplandı derken; Muhyiddin İbn-i Arabi! Bu ismi elbette biliyorum ama hakikatini bilmekten çok uzağım, okumalardan bunu anlıyorum. Bir kaç da etkili sözü var aklımda, bir de kadınlar konusunda günümüzün bile çok ilerisinde olan cesur konuşmaları. Büyük ablam anlatırdı bana onu en çok. Her zaman ileride/ilerimde olan ve bana her zaman büyük bir kaynak olan canım ablam….

Muhyiddin İbn-i Arabi’yi, bana ilk kapıyı yıllar önce açan Abdulkadir Geylani’yi, İmam Gazali’yi, Mevlana’yı okumaya, araştırmaya başladım yeniden. Karşıma yeni isimler çıktı. Onları araştırdım. Okumalar, dinlemeler yaptım… İçine girmeden daha susamışlığım kat be kat arttı bu deryaya. İstedim. Ne ki ilim her isteyene verilirdi. Bu da Allah’ın vaadiydi. Rızık sırlıydı, hikmeti ondaydı ama ilim isteyene illa ki veriliyordu. İstedim, canı gönülden, hep… hep! Sabırla ama ısrarla!

Bu sırada karşıma çıkartılan bölük pörçük bilgileri derlemeye uğraşıyordum/uğraşıyorum. Aklımda bir yığın bilgi, kalbimde heyecan, coşkunluk ve taşkınlık vardı/var.  Sakinliği salık veriyordum kendime, zira hiçbir şey bir günde olmuyordu. Aceleci yanım telaşa sürse de beni, tohumun meyveye dönüşmesi bile zaman gerektirirken ben nasıl herşey hemen olsun diyebilirdim ki? Bir bir çıkarıyordu İlmin Sahibi bir şeyleri karşıma. Bana düşen gayrete ve samimiyetle istemeye devam etmekti.

Abdülkadir Geylani’yi podcast’ten dinlemeye başladım. İçime yıllar önce o ilk ateşli ve coşkulu tutuşmayı zerk eden, daha doğrusu vesile olan Fütuhul Gayb’ı dinledim yeniden. Derken aralandı bir kapı. Mesnevi Sohbetlerini buldum, Küre Fm’in kayıtlarından. Fatih Çıtlak Hoca’nın dersleri vardı. 2010 yılından 2014 yılına dek süren Mesnevi şerhi. Henüz 2011 yılının başındayım ancak bana öyle faydası dokundu ki bu derslerin. Siz samimiyetle niyet ettiğinizde daha mana size akmaya başlar, diyordu Hoca bir derste. Aynen öyle hissediyorum. Sanki bana özel dersler alıyormuş gibi hissediyorum bazen, zira yıllardır zihnimi kurcalayan, cevabını bulamadığım çok, pek çok şeyin cevabını aldım bu derslerden… Bu bakımdan çok tatminkarım. Fatih Çıtlak Hoca dersleri radyoda yapmış ve o sıra pek tepki gelmiyor diye biraz şikayetlenmiş. Şimdi dinlerken tıpkı Muhyiddin Şekur’un durumunu hissediyorum. O yazarken yazdıklarının nereye gideceğini, kimlere ulaşacağını bilmiyordu, ona yaptığı iş belki gereksiz ve değersiz geliyordu… Fatih Hoca da anlatırken… aradan yıllar geçiyor ve birileri adeta gani oluyor o derslerden. Yine anlıyorum ki, hiçbir şey boşuna değil! Bu muazzam sistemde birşey varsa mutlaka pek çok manası var. Az, çok demeden hayra devam etmeli bu yüzden. Kimse ses vermiyor demeden, benden ne olur demeden, ben kimim ki demeden… Ki ben bu deryayı kurcaladığım ilk sıralarda büyük bir utanç duymuştum. Nasıl cüret etmişim bilmiş bilmiş konuşmaya, üstelik hiç ama hiçbir şey bilmeden diye. Kendimi küçücük hissetmiş ve bir daha bir şey hakkında yazamaz sanmıştım. Bir süre yazamamıştım da.  Ama sonra şunu hissettim: Bir kere hiçbir şey sebepsiz değil! Ve bir yerlerde sizin dilinize ihtiyacı olan bir insan, sizin dilinizin dokunabildiği bir kalp (muhtemelen de çok kalp) mutlaka var. Hele ki başka niyetler gözetmeden, halisce yazıyorsanız ve bilerek haddi aşmıyorsanız.

Bu dönemde Arınma Yolculuğu‘na da başladım. Okuyorum, dinliyorum, araştırıyorum, izliyorum…  Her kanalı açık tutmaya çalışıyorum. Sırtımı ilmi vaad edene dayayarak, bu emniyet ve teslimiyetle… Tabii elden geldiğince… Zira her zaman bunca stabil, sakin olamıyorum. Az yemek, az uyumak, az konuşmak gayretine giriyorum… Ne ki ilk olarak nefis terbiyesine gireyim diye. Ne ki, nefse kaptırıp da bir yandan alırken, çok yandan da vermeyeyim diye.

Mesnevi şerhinin yapıldığı sohbetlerini dinliyorum. Bir yandan da büyük zat Muhyiddin İbn-i Arabi okumaları yapıyorum. Bazen farklı kaynaklardan farklı şerhleri dinliyorum. Şükürler olsun internet leb-i derya bu konuda. Eteğinden tuttuğum değerli bir kaynak oluyor bu sırada bana. Bana kendiliğinden yazanlar oluyor. Sanki ucundan öğrendiklerimi pekiştirmek istercesine gönderilen. Allah hepsinden razı olsun. O bilgilerden de çok faydalanıyorum. Ve Cevşen… ilk kez taşımaktan ziyade okuyorum. Türkçesiyle paralel okuma yapınca müthiş etkili, müthiş şekilde destekliyor ve besliyor beni.

Evet hala kıyısında dolanıyorum bu koca deryanın.  Sıcaklığını hissediyor, içine dalmak istiyorum ancak henüz yüzmekten çooook, çok uzağım. Belki hiç yüzemeyeceğim, bilmiyorum. Ama Mesnevi derslerinde başlangıç olarak söylenen şu sözler: “Asla ben yapamam, ben olamam deme! Kerimlerle iş yapmak kolaydır. Zira kerimler almak için değil vermek için çalışır.” Bu inançla belki kıyıda bile olsa yüzme ümidi taşıyorum. Şimdilik kıyıya vuran minik sızıntılarla besleniyorum. Bu bile mest ediyor beni. Bu ilmin kırıntısı bile bu denli mest edip, bu denli tatmin ederken beni ilerisini düşünemiyorum. İçinde olanların vecd halini de daha çok anlıyorum. Ah merkeze ilerledikçe ne olduğunu ise hayal dahi edemiyorum.

——————–

Bu şekilde başlayan bu yolculukta karşıma çıkan (bence) sarsıcı noktaları, derslerden, sohbetlerden topladıklarımı peyderpey yazmayı istiyorum buraya. Yani inşaallah! Ne ki bilgi paylaşıldıkça kıymetli! Ve hiç ummadığım bir kalbe dokunan bir söz çıkar belki… Tıpkı bana olduğu gibi… Çok şey paylaşan birinden çok hoşuma giden bir şey duymuştum: bildiklerimin zekatını veriyorum paylaşarak, demişti. Ne güzel bir bakış açısı değil mi? Bildiğini, faydası olabilecek bir bilgiyi sakınan, hırstan, tamahtan, cimrilikten ve kirli ve irinli nefisten korusun Allah hepimizi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.