İskoçya-İngiltere’de Okul Öncesi & Gözlemlediklerim

İngiltere ve İskoçya Eğitim Sisteminde farklılıklar var. Hatta bölgeden bölgeye bile değişiyor bazı şeyler. Okul saatlerinden tutun da, tatil günlerine ve işleyişe dek. Ama genel sistem benzer. Türkiye’deki İlkokul ayarında olan Primary School’lar hakkında daha önce yazmıştım, şimdi de okul öncesinden bildiklerimi paylaşayım istedim. Zira önceki yazıya gelen yorumlardan ve dolaşan paylaşımlardan anladım ki bu bilgiler boşa gitmiyor, birilerine, bir yerlere fayda verecek bir küçük şeyi yazmaksa bana her zaman iyi geliyor.

-Burada devlet destekli okul öncesi ‘Nursery’ diye geçiyor. 3-5 yaş arası çocuklar buraya kayıt ediliyor. Daha önceki yaşlar için özel kreşler vesaireler oluyor. Ve ücretleri epey yüksek.

-Nursery’de sabah ve öğlen olmak üzere iki bölüm var. Bir kısım çocuk 8:45-11:50 arası okulda oluyor, bir kısmı da 13:30-15:30… Bu saatler bölgeden bölgeye bile değişiklik gösterebiliyor. Ama geneli bu şekilde.

-Çocukların pek çoğu en yakın Nursery’e girebiliyor. Açıkta kalanı duymadım ama ola ki böylesi bir durum oldu, ya da siz çocuğunuzu özel bir kreşe vermek istediniz devlet karşılıyor bunu. Tüm gün gönderseniz bile tüm gün ücretinin 2,5 saatini devlet karşılıyor.

-Nursery’de hiçbir ücret ödenmiyor. İsterseniz okul tişörtleri var ücretli, o da mecburi değil. Ben pek kullanmıyorum mesela. Zaten yıllarca üniformaya bağlı kalacak çocuklara bu yaşta tek tiplik getirmek içimden gelmiyor.

-Snack Time, denen atıştırmalık saati var. Bunun çok cüzi bir ücreti var. Haftalık ödeniyor. Bu atıştırmalıklar; yoğurt, süt, meyve, peynirli-tereyağlı sandviçler, bazen kek, bazen kurabiye şeklinde. Council denen Belediyemsi yapılar eğitimle de ilgileniyor burada ve bu yiyeceklerin teminini de onlar sağlıyor. Öğretmenler ise hazırlığını yapıyorlar. Marketten gelen yiyecekleri çocuklarla birlikte taşıyorlar, elmaları, sandviçleri hazırlıyorlar.

-Snack Time bitince çocuklar kendi kullandıkları malzemeleri kendileri kaldırıyorlar. Çöplerini kendilerini atıyor, tabak, çatal malzemeyi kendileri kaldırıyor yani. Bu benim için de çok iyi zira evde de aynısını yapıyor Kerim. Yemeğini bitirir bitirmez tabağının üstüne bardağını ve çatalını koyup lavaboya koyuyor hemen:)

-Okula kayıt yapıldığında mutlaka çocuğun doktorunun ismi (aile hekimi kıvamında olan GP), herhangi bir maddeye alerjisi olup olmadığı, devamlı kullandığı bir ilacının olup olmadığı, hassasiyetleri, dini inancı (ki  yemesi-içmesi hususunda ona göre tavır alsınlar diye) yiyebildikleri, yiyemedikleri, özel günler bilgisi alınıyor. Biz vejeteryan beslendiği bilgisini vermiştik, şükürler olsun büyük hassasiyet gösteriyorlar bu konuda.

Bir keresinde çıkarken çikolata dağıtıyorlardı, öğretmen Kerim’e de uzattı ve bana dönerek: vejeteryan, dedi ki çok hoşuma gitti hassasiyeti.

nursery_2449997b
Foto: Telegraph

 

-Muhtemelen Primary School için de yazmıştım ama burada da yazmalıyım tekrar çok hoşuma giden bu bilgiyi. Giriş çıkışlarda öğretmen selamı  direkt ve hatta bazen yalnızca çocuğa veriyor. Eğer çocuklardan sıra gelirse, geniş bir zamansa dönüp veliye selam veriyor. Bizde veliye pek bir önem verilir, öğrenci yapayca selamlanır çoğunlukla ne yazık ki. Oysa bir çocuk buradaki değeri ve önceliği hemen idrak eder aslında. Burada ise bu hareketle öğretmen önceliğin ve onun için önemli olanın öğrencisi olduğunu şeklen de ruhen de hissettiriyor ki bu çok önemli. Çocuk değerli ve önemli hissediyor kendini, silüet gibi kalmıyor anne baba arkasında bizdeki gibi .. ya da bangır bangır sunilik akan bir selama veya vedaya maruz kalmıyor.

Bu ülkede en çok uygulanan  şeylerden biri bu zaten; çocuk direkt muhatap alınıyor. Her nerede olursa olsun; doktorda, acilde, restoranda, okulda, ‘nursery’de, markette aklınıza neresi gelirse. Öyle annesi, babası deyip anne üzerinden konuşulmuyor çocukla. Ki biz buna uymakta zorlanıp çoğunlukla kendimiz atlayıp cevaplıyoruz bazen soruları… Sanki bekletmeyelim, ayıp olur misali… Çocuğun geç cevap vermesi, vermemesi mahçup ediyor biz mahçup Türkleri niyeyse. Belki de üzerimize işlenmiş -öğrenilmiş çaresizlik- duygusundan.

-Ana giriş biri açık, biri de kapalı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Kapalı olan bölümde giyinme yerleri var. Çocuklar burada montlarını asıp, bez ayakkabılarını giyiyorlar.

-Çocuklar okuldan çıkarken mutlaka aileye teslim ediliyor. hazırlanmış listelerden çocuğu teslim edenin adı, imzası, alacak kişinin adı yazılıyor. Çıkışta ise teslim alan gene bu bilgileri dolduruyor.

-Hava buzlu, karlı ve sık yağışlı değilse çocuklar illa ki dışarıya çıkıyor. Soğuk çıkmaya engel değil. Hava yağışlı ise içeride aktivite yapıyorlar. Özellikle bizim okul çok yeni olduğu için devasa bir alana sahip. Hiç bölünmemiş bir evden daha büyük bir alan düşünün. Her köşede bir başka şey var. Su oyunları, kum oyunları, masalar, kitaplar, kaydıraklar, hamurlar, Kerim’in pek sevdiği mıknatıs oyunları, dinlenmek isteyenler için çadırlı uyuma yerleri ve daha pek çok şey.

-Okula ait bisikletler var bahçede. Karting tarzı. Bunları diledikleri gibi kullanıyorlar. Bahçede bazen serbest, bazen öğretmenle birlikte oynuyorlar. Bazen bisiklet yarışı, bazen koşu, bazen top oyunları oynuyorlar. Bir de Çin Ejderhası gibi bir şey aldılar, rüzgarda şişip dalga dalga uçuşan bu ejderhayla oynamak müthiş keyif veriyor çocuklara.

-Her mevsimin, dönemin özel bir köşesi oluyor. Örneğin sonbaharda bir odalık bir alanı Sonbahar için düzenliyorlar. Okulu ilk kez görmeye gittiğimizde bizi karşılayan manzara buydu. Tıpkı Waldorf okullarındaki gibiydi manzara. Ahşaptan yapılma masalar, tabaklar, masaları örten tüller, tabaklarda pek çok Sonbahar materyali; yaprak, kabuk, kozalak gibi… İçimin ısınmasına vesile olmuştu bu sıcak görüntü.

-İngilizlerin en sevdiğim yanı; sırf ismin bile cazibesine kapılıp gitmek/yapmak/görmek isteyeceğiniz şekilde bir şeylere güzel isimler vermeleri. Örneğin İlkbaharda ‘Daffodil Tea Time’ adıyla ailelerle birlikte çay saati düzenliyorlar. Bu iş için Nursery değiştiriliyor. Çocukların masaları çay masası oluyor. Minik sandalyelerine oturup, hem onlarla, onların boy ayarına otomatikman gelip, hem onlar gibi hissetme güzelliği oluyor. Daffodil, bir nergis türü. Baharda doluyor buralar o çiçeklerle. Masalarda gene çocukların kullandığı bardaklara bu çiçeklerden konuyor. Ve bir çay, bir de bisküvi ikramı oluyor. Çocuklar şarkı söylüyor biz izliyoruz vesselam. Şarkısını söyleyen masaya geliyor.

-Özel günler için gereken malzemeler, bisküviler için sepetler hazırlanıyor. Ve bir yazı bırakılıyor üstüne. Şu kadar şundan getirmek isteyen bu sepete koyabilir diye. Çok seviyorum bu uygulamayı. Büyük büyük harcamalar yok burada. Ailelerden büyük paralar istemek yok. Eylemin güzelliğini zorunluluklar ve yaptırımlar örtmüyor. O sepet de ilk girişin hemen yanına bırakılıyor, siz bırakırken de kimse görmüyor. Dolayısıyla ne verdiğinizle böbürlenme hali oluyor, ne de vermediğinizle yerinme!

-Çocuklar için özel günlerde; örneğin Easter’da (Paskalya Bayramı) dev çikolata yumurtalar veriliyor, buna yönelik aktiviteler yapılıyor; yumurta avı, parti gibi, Christmas’da Noel Baba geliyor, hediyeler getiriyor; genellikle kitap ya da yap-boz gibi ya da hafıza oyunları gibi. Burada çocuklara verilen küçük de olsa hediyeler oluyor kısaca ve bunları Council kendisi karşılıyor. Aileden hiçbir yardım alınmıyor.

-Hemen her dönem bir konu üzerinde çalışıyorlar. Çalışıyorlar dediğim de şu; o konuya ait oyunlar, materyaller, aktiviteler yapılıyor, varsa bu konuya ait kişiler getiriliyor, ve bir de gezi düzenleniyor. Bir dönem uzayı inceliyorlar mesela, bir dönem Afrika’yı, bir dönem müzeleri vesaireyi.

-Her dönemin bilgilendirme kağıtları geliyor eve, tıpkı Primary School’lardaki gibi. Bu dönem ne olacak, neler yapacaklar, nereye gidecekler, tarihler vesaireler üzerine.

-Çıkıştaki odada her çocuğun kendi çekmecesi var. Buraya gün içinde yaptığı aktiviteyi koyuyorlar. Genellikle boyamalar, resimler oluyor burada. Çocuk kendi çekmecesini biliyor, gidip alıp çizdiklerini gururla ailesiyle paylaşıyor. En azından bizimkisi öyle yapıyor:)

-Çocukların yedek kıyafetler vesaireleri için bir hazırlık, bir yer yok. Okulda yedek tutulan kıyafetler okula ait kıyafetler oluyor. Çocuk ıslansa ya da başka bir problem olsa okulun yedek kıyafetlerinden kullanılıyor. Bu işin güzel tarafını yazayım: Bu kıyafetler velilerden toplanıyor. Ama sıfır değil! Gene elde olana başvuruluyor hemen. Şöyle ki; okulda pijama, tişört eksiği var diyelim. Bir not yazıyorlar giriş-çıkışa; şunlara ihtiyacımız var, çocuklarınızın kullanılmayan temiz giysilerini verebilirsiniz diye. Bu giysiler misler gibi yıkanıp, ütülenerek tutuluyor işte tam orada kullanılmak üzere. Böylece siz sürekli kıyafet taşımak zorunda kalmıyorsunuz, çocuklar çanta taşımıyor vs.

Bu ülkede müthiş bir döngü var zaten bu konuda. Yazmalıyım bunu!

-Okul gezileri çok önceden gene o çocuk çekmecelerine konan kağıtlarla haber veriliyor. Herşey son derece sistemli ve karmaşa yok hiç. O kağıt bile bir sistemle kurulmuş: Üstte bilgi, altta makasla kesilip okula geri götürülecek kısım var, oraya çocuğun adı, velinin imzası oluyor. Ücretiyle beraber teslim ediyorsunuz bunu.

-Gezi yapılan yerlerin küçük dükkanları olur. Bu ücretler hem giriş ücreti, hem de küçük dükkandan mini bir alışveriş yapmak için alınır. Çocuklar ücretleri taşımazlar üzerinde, oradan 1-2 poundluk bir şey alırlar diledikleri gibi. Ödemeyi önceden yapmıştır okul yetkilileri. Kerim bedava verdiklerini sanıyor bu yüzden:)

-Senelik, göz muayenesi olur. Ve birkaç kez de diş muayanesi. Dişler için florid sürdükleri oluyor. Bir de senede iki kez diş macunu ve diş fırçası veriyorlar. Okulda da dişler fırçalanıyor. Anladığım kadarıyla bu iş çok önemseniyor. Zaten bana çok mantıklı geliyor bu durum. Hastalanmadan önce sağlığı korumak önemli olmalı. Hele dişler sözkonusuysa. Bu şekilde devlet de, kişi de kazanıyor. Yalnız ben ilk kez burada gördüm, çocuklara dağıtılan diş macunları tükürülmüyor. Fırçalayıp hayatlarına devam ediyorlar. Ben dayanamayıp yıkatıyorum ağızlarını ama:)

-Diş, göz muayenesi veya toplu aşılarda aileye mutlaka haber veriliyor ve izni dahilinde yapılıyor.

-Sonbahar’da Harvest Festivalleri oluyor. Hasat Şenlikleri ve şükür günleri. Daha önce de yazmıştım çok kıymetli, çok sevimli birşey bu benim nazarımda. Keşke yabancıların bize denk düşmeyen pek çok gününü alıp yapayca üstümüze kondurmaya çalışacağımıza, çekiştirip orasından burasına  kendimize uygun hale getirmeye çalışacağımıza,  bu günü alsaydık biz de. Ki eskiden varmış buna benzer şeyler bizde de, özellikle Anadolu’da. Çok sıcak, çok manidar bu günler. Çocuklara şükür şarkıları öğretiliyor, okullarda şenlikler, gösteriler yapılıyor, ailelerden bu konuda yardımlar toplanıyor ve bunların hepsi yardım kuruluşlarına bağışlanıyor.

-Dönem dönem çocuklara kitaplar veriliyor. Gene Council’ın kitaplığından. Çocuklar var olan kitaplar içinden istediklerini seçiyorlar. Bu kitaplar bir çanta ve bir not içinde veriliyor onlara. Çocuğa bu kitabı birkaç gün okuyor aile. Ve sonuna yorum düşüyor. Şöyle ilgilendi, ya da ilgisini çekmedi vs gibi. Ama daha güzeli gene direkt çocuk muhatap alınıyor. O listede bir gülen yüz, bir de surat asan yüz var. Çocuk kitapla ilgili fikrini bunları çizerek ya da boyayarak belli ediyor. Okulda zaten okuma saatleri var ama evde de yönlendirmeleri ve teşvik etmeleri açısından faydalı bu yöntem de.

-Gene hem Primary School’da hem de Nursery’de Kitap günlerinde yılın ödüllü kitapları bedava veriliyor. Bir bez çanta içinde bir yığın kitapla, boyalarla eve geliyorlar. Ya da çocuklara bir şey öğretmek istediklerinde; örneğin trafikte ne yapmaları, forforlu giyinmenin önemi gibi şeyler bunları kitaplarla ve komik karakterle pekiştiriyorlar.

-Çok sevdiğim bir şey daha: okulda mini bir kaza ya da iki arkadaş arasında bir tartışma oldu diyelim. Saklama asla yok. Sorumluluğu direkt üstlerine alıp, geçip karşınıza hemen anlatıyor çalışanlar. Çıkışa gittiğinizde; bir arkadaşı ile tartıştılar, ya da çarpıştılar, ya da düştü deyip anlatıyorlar müdahalesi ile birlikte. Çocuk kendini kötü hissettiğinde sarılıp paylaşıyorlar acısını. Ki ben bunu bana hastanede bile yaptıklarına şahit oldum. Sırf çocuklara değil bana da. İlginçtir yapay olmuyorlar, böyle alışageldikleri için sanırım doğal olarak yapıyorlar bunu.

-Senede iki kez ailelerle görüşme oluyor. Bu sürede anlattıkları çok etkiliyor beni. Çocuğu şişirmeden, veliyi asla pohpohlamadan ama alaşağı da etmeden durumu anlatıyorlar. Kerim’in bazı yanlarının onlar dile getirdikten sonra farkına vardım ben en çok. Örneğin; pratik zekasını çok iyi çalıştırdığını, değişik materyallerle makina türü şeyler yaptığını, problemli şeyleri değişik yöntemler kullanarak çözdüğünü, zaman zaman birlikte oynamaktan keyif aldığını ama zaman zaman da ayrı durduğunu ve bunun da yapısı olduğunu (ki biliyorum bunu, benim gibi Kerim, insanlarla içiçe olur ama illa ki bir süre kendiyle de kalmak ister), dansı, müziği çok sevdiğini duyduk bu şekilde.

-Gene her mahallede bir kaç Primary School olduğu gibi, bir kaç da Nursery oluyor. Genellikle aynı binada bulunuyor bunlar. Dolayısıyla çocuklar yürüyerek okula gitme diye bir eylemin içinde oluyorlar. Bazen çok zor olsa da hepimiz şükrediyoruz bu duruma.

Buraya kadar genel kısmı yazmaya çalıştım, bir de daha özel olanları ve bu şekilde yaklaşımı anlatmaya çalışayım:

-Okulun iç ve dış girişinde birkaç dilde selamlamanın olduğu bir karşılama levhası var. Türkçe de -Merhaba- yazıyor burada. Şeklen çok mini minnacık, basit bir iş gibi duruyor ama altındaki derin düşünce şekli açısından çok değerli bir şey bu benim için. Sadece bizim için yazıldı o merhaba oraya çünkü. İngiltere’de bu yaklaşıma sık rastlamak mümkün. Sainbury’s diye sevdiğim bir market var, orada da Ramazan’ın gelişini kutlayan tabelalar konulmuştu. Küçücük bir tabela hepi topu ama insanın içini nasıl da ısıtan, kendine yaklaştıran ve yalnız değilsin dedirten şeyler bunlar. Keşke bizim ülkemizde de samimiyetle yapılsa bunlar.

-Bazı özel günlerde çocuklara paketler hazırlanıyor. Çikolata, oyuncak, marşmallov  gibi. Bilenler bilir buradaki jelli, jöleli, marşmallovlu şeyler eğer özellikle yapılmamışsa tümü domuz jelatini içeriyor. Bizim çocuklar normalde bunları sevmiyor çok şükür ama gördükçe bazen istedikleri oluyor. Helalinin satıldığı marketler oluyor ama bunlar özel marketler oluyor. Her neyse. Bizim paketten de böylesi şekerler çıkmıştı. A, derken baktım ki helal olanından koymuşlar. Çok etkilenmiştim o gün ben. Hani diyorum ya, hassasiyetinizi soruyorlar, inancınızı, işte tam bunun için. Yoksa ayırmak, aşağılamak için değil.

-Kerim okula ilk başladığında keyifliydi. ama giderek istememeye başladı. Bunda öğleden sonra gitmesinin de nedeni vardı. Uykulu ve yorgun oluyordu. O dönem gitmesinde ısrarcı olmadık. Sadece durumu bildirdik. Bir sonraki döneme dek evde kaldı Kerim. Ertesi dönem sabah grubuna aldılar. Gene de ara sıra isteksizleşiyordu Kerim. Durumu anlattık. Öğretmenleri özel bir ilgiyle karşıladılar onu her defasında, tıpkı yeni gelmiş bir çocuk gibi. Sevdiği ne varsa kapıda daha önüne yığdılar. Misalen mıknatısları çok sevdiğini farketmişler ve bununla eğlendirdiler onu.  Böyle bir kaç denemeleri oldu. Ama en can alıcısı şu oldu: sanırım canının sıkkın olduğunu farkedip alıp Selim’in sınıfına götürmüşler. O kadar sevinçliydi ki o gün Kerim. Anne ben abinin yanına gittim diye. Selim anlatıyor bu anı: Sınıfın kapısı açıldı, bir de baktım ki öğretmeninin yanında Kerim. Geldi sarıldı bana sınıfta. Arkadaşlarım da, ben de şaşırdık :)

O günden sonra hakikaten ısındı Kerim okula. Ve dahi bizim de içimiz ısındı.

Olumsuz yanları yok mu, bir de bunu yazayım: Bazen bitiş saatine doğru, bazen birşeyleri öğretmek için televizyona başvuruyorlar. Keşke bu olmasaydı diyorum.  Sayıları, harfleri çaktırmadan öğrenmelerini sağlıyorlar, herşeye rağmen bence gerek yok şu anda kafalarının bunlarla dolmasına. Bir de gösteriler de sıkıldıklarını düşünüyorum çocukların.

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.