İskoçya Tanıtım Rehberi – Selam

Ara sıra bahsediyorum bu konudan. Bu ülkede selamın nasıl da yaygın olduğundan. Önemsiyorum zira selam vermek çok basit görünen ama içeriği iyilik ve güzellikle dolu, kalbi ısıtan ilk hareket ve bu yüzden çok önemli. Selam vermek, merhaba demek; benden sana zarar gelmez demek, kısaca ben dostum demek. Düşünsenize bu pozitif halin yaydığı pozitif enerjiyi.

Selam vermek sadece kalplerin ısınması demek değil, bir de sevap kazanmak demek. Kısaca çifte kazanç demek. Selam vermek, birine bir iyilik yapmak demek, belki günü mutsuz birinin gününü ısıtmak demek, belki kötü hisler içinde olan birine iyilik bulaştırmak demek, belki sizi sevmediğini düşünen birine hissettiğinin ne o kadar önemli, ne de gerçek olmadığını hissettirmek demek ve daha neler neler…

Önce selamla ilgili canım hadisleri yazayım da bu yazdıklarımın salt kendi uydurmam olduğu sanılmasın. Özellikle bazısı çok sarsıcı… Ah, ah ne çok şaşmışız yoldan!

.

by delianne Scotland (65)

“Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.”

.

by delianne Scotland (43)

“İnsanların en acizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.”

.

by delianne Scotland (16)

“Genelde, iki kişiden, Allah indinde derecesi yüksek olan önce selam verir.”

.

by delianne Scotland (61)

“Tanıdığından başkasına selam vermemek kıyamet alametidir.”

.

by delianne Scotland (2)

“Selam konuşmadan öncedir.”

.

by delianne Scotland (87)

“Müslümanın Müslüman üzerindeki altı hakkından biri selam vermektir.”

.

by delianne Scotland (30)

“Bir yere girerken oradakilere selam vermek borç olduğu gibi, çıkarken de selam vermek borçtur.”

.

by delianne Scotland (51)

“Nefsim elinde olana yemin olsun ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Ben size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Selamı aranızda yayın.”

.

by delianne Scotland (77)

“Size şerri dokunabilecek kötü adamlara rastladığınızda, onlara selam veriniz. Ta ki, size karşı olan kötü düşünce ve düşmanlıkları dinsin.”

.

by delianne Scotland (97)

“Selam verdiğinde duyur! Çünkü o, Allah katından bir sağlık dileğidir, mübarektir ve hoştur.”

.

by delianne Scotland (15)

“Gülümseyerek selam veren sadaka verenin sevabına ulaşır.”

.

Selam onca önemli ki usulüne dair ayrıca hadisler var. Mesela;

by delianne Scotland (47)

“Binekli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.”

“Küçükler büyüklere selam verir.”

.

Ve son kelam En Büyük Yerden:

by delianne Scotland (41)

Size bir selam verildiği zaman ondan daha güzeli ile veya aynı selamla karşılık verin.

Nisa Suresi 

.

Bunca önemli bir mevzuda bizim geldiğimiz noktayı çok da zikretmeyeceğim, herkesin parmağını ötekine değil de, direkt kendine çevirmesi yeterli tahayyül etmek için.

Gelelim burada gördüğüm manzaraya:

Selamsızlık büyük bir edep eksikliği burada. Üstelik öyle ince bir çizgide tutturuyorlar ki bunu. Bir kere birine dik dik bakmak asla yok. Bakmak çok ayıp. Selam vermek için bakıyorlar ama uzun süreli, dik dik bir bakış olmuyor bu, başını kaldırıyor kişi, siz de başınızı kaldırmışsanız hemen selamı veriyorlar, gülümseyerek, gergin bir gülümseme değil bu, ama ola ki aynı anda kaldırmamışsanız başınızı gülümseyerek geçiyorlar yanınızdan. Anlıyorsunuz ki size tebessüm ediyor gelen.

Selam vermek büyük bir gelenek burada ama asla evlerin içine bakıp da selam vereyim diye bir eylem yok. Asla ve kat’a evlerin içine bakmıyorlar. Eski bir komşumuz çocuklar camı tıklatmasına rağmen dönüp de evin içine bakmıyordu ki, bu anlatır sanırım ne demek istediğimi.

Yolunuzun üstünde polisler duruyor diyelim. Hemen kenara çekiliyorlar ve hanımefendi, deyip gülümseyerek selam veriyorlar. Postacı geliyor selam veriyor ilkin. Kargocu, temizlikçi ha keza. Hastaneye gidiyorsunuz, sizinle ilgilenen hemşire içtenlikle gülümseyerek selam veriyor önce. Doktor, sıranız gelince gelip sizi bekleme salonundan alıyor, selam veriyor ve kendini tanıtıyor. Çöpçü hem işini yapıyor, hem selamını veriyor sizi görür görmez. Okulda, kreşte öğretmenler mutlaka selamla karşılıyor çocukları ve giderken de mutlaka vedalaşıyorlar. Karşı caddedeki komşunuz selam veriyor ama uzakta olduğunuz için bağırmak yerine el sallıyor. Kasaya ödeme yapmaya gidiyorsunuz, görevli illa ki selam veriyor, ölgün ve mekanik değil. Zoraki değiller, selama alışık oldukları için tüm yüz mimikleri ve gözler de selam veriyor ve sahte gelmiyor size bu yüzden. Eğer sizi bekletiyorlarsa mutlaka sohbet açıyorlar ki öyle ‘öküzce’ bir hal oluşmasın. Bu da çok olan bir şey burada. Parkta temizlik görevlileri var, sizi gördükleri an işlerini bırakıp içtenlikle selam veriyorlar. Çoğu selamla da yetinmiyor, illa havadan sudan konuşuyor. Hele yaşlıları çok sevimli. İlla ama illa bir laf atıyorlar size. Gençler pek selam vermiyor, bir de bazen orta yaşlılar. Bizim ilk oturduğumuz yer daha eski bir yerleşim yeriydi ve daha nezihti, orada çok daha yaygındı selam, şimdi oturduğumuz yerin alt mahallelerinde biraz cahil bir kesim var, o insanların selam vermesi daha az. Suratını büzüp gezen kadınlar var mesela o bölgeden. Ama selam vermemek istisnai bir durum burada her şeye rağmen.

Benim burada şahit olduğum ve hala ayak uyduramadığım bir durum var. Yaşadığımız yer çıkmaz sokakla biten bir mahalle. Genelde bu şekilde zaten burada evler. 40 hanelik bir yer sanırım aşağı yukarı. Dolayısıyla giren çıkan belli gibi. Ve dolayısıyla arabayla gelen giden de tanıdık oluyor çoğunlukla. O zaman ne oluyor, yaya olan, geçen arabaya mutlaka bakıyor, ne için, merak için mi, değil, selam vermek için. Evet, arabaların içine bakıyorlar ki selam versinler diye. Ha keza arabanın içindekiler de öyle.

En sevdiğim örnekse şu oldu: bisikletle caddeden geçiyorum. Başka bir mahalleden geçiyorum. Evin birinde tadilat var. İşçiler kaldırımda ben caddedeyim. Ben geçerken yanlarından, işlerini bırakıp selam veriyorlar bana. Ya da kaldırımda geçen biri selam veriyor.

Şaşıyorum. Ve genelde ilk selamı vermek için geç kalıyorum. Hele ilk geldiğim zamanlarda tümden geri kalıyordum bu hususta. Ne ki İstanbul’dan gelmiştim, aynı binada oturduklarımızla bile selam sabah etmezdik. Hatta bir keresinde Selim küçüktü, en alt katta bir komşu evinden çıktı, merhaba dedi Selim, adam dönüp bakmadı. Selim ısrarcı, bir daha, bir daha dedi. Cevap yok, adam en sonunda başını kaldırmadan hızla sokak kapısından kaçtı, neticede sağır değilse insan neden bir selamı duymamış gibi yapıp, selam vermekten aciz olabilirdi ki? Haliyle o mağara adamlığı zihniyetinden bu kıvama gelmek kolay iş değil bizim için:)

Türkiye’ye en son gittiğimde markete gittim. Bir bayan görevli ayakta duruyor. Onu görünce gayri ihtiyari gülümsedim. Yüzüme donuk donuk baktı görevli. Ben bu kez gülümsemeye ve selama alışmış olunca, bu donukluğa hemen adapte olamadım. Kızamadım, zira unuttuğumuz bir haslet bu. Birine dik dik, öküz gibi bakmaktan çekinmiyoruz da, hiç olmazsa baktığımız insanla göz göze gelince selam vermekten hadi onu geçtim gülümsemekten çekiniyoruz.

Türkiye tatilinde 3 kişiyle karşılıklı selamlaştık. Biri ablamın mahallesinde bir komşuydu. Aslında bir başka apartmanda oturan bir komşu. Günaydın, nasılsınız dedi ve hayırlı günler deyip ayrıldı. İçime ümit veren bir andı bu. Yaşasın unutmamışız selamı dedirten. Diğer ikisi ise maalesef iki turistti.

İki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir diye Peygamber Efendimize soruyorlar. Cevap şu oluyor: ?’ “O iki adamdan Allah’a en yakın olanı.”

Bu durumda soruyorum; biz mi Allah’a daha yakınız, selamı yemek-içmek gibi elzem ve olağan algılayan bu insanlar mı? Dahası tanımadığına selam vermemek kıyamet alameti ise biz kendi kıyametimizi mi yaşıyoruz ülke olarak? Hatta tanıdıklarımızla selamlaşmaktan bile kaçınarak kıyamet ötesine mi geçtik? Azıcık düşünelim.

Shems Friedlander’ın kitaplarında harika bir öneri ile tanıştım. Her hafta bir hadis ile amel edelim diyordu. Ne dersiniz, benden bir şey olmaz demeden, bu hafta aramızda selamı yaymayı deneyebilir miyiz? O küçük sandığımız bir kişilik enerji, dünyanın kimyasını değiştirecek bir sinerjiye dönüşecek belki. Niyet edelim. Niyet her zaman dediğim gibi sihirli, çok sihirli. Dünyayı yerinden oynatacak denli sihirli. Ciddiye alalım. Hani diyorlar ya yaşamak ciddi bir iştir, öyle ciddiye alsak yaptığımız işi.

Hem bu bizim özümüzde var, sadece yeniden açığa çıkartmak gerek. Üstelik tümden unutmuş değiliz bu güzel hasleti, biliyorum, Anadolu’da hala selamı doğallıkla verip, doğallıkla almak var. Hem çok kolay, hem de kazançlı bir alışveriş selam verip almak. Ne dersiniz? Ah bir inansak. Kendimize inansak. İçimizdeki saklı o cevhere bir inansak harika şeyler olacak…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.