Bir Günde Olmaz ama Bir Gün de Olur

Bir süredir Tasavvuf erlerinin kitaplarını okuyorum. Son iki aydır ise ağırlıklı olarak modern zamanların mutasavvıflarının biyografilerini, sohbetlerini vs. okuyorum. Bir heyecan, bir telaş var ki üzerimde sanki atlı yarıştırıyorum. Okuyorum, çiziyorum, notlar alıyorum, kitaplar kitap olmaktan çıktı basbayağı ders kitabı ve dahası katalog ayarında oldular. Böyle yaz, çiz, not al ne olacaklar bilmiyorum. Ama her neyse çizerken ve yanına notlar düşerken daha iyi hissediyorum.

by delianne Scotland (84)

Su Üstüne Yazı Yazmak‘la başlayan bu dürtü son okuduğum kitap: Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü ile devam ediyor. Okuduğum her kitaptan çok şey öğrendim ama bilgilerimin tümü havada başıboş uçuşan toz zerrecikleri gibi, dağınık, kopuk… Bilgi düzenlenmeyince, zihin adeta bir hard disk gibi veriyi ya da bilgiyi dosya dosya  yerli yerine yerleştirmeyince, o kalabalık sahici yorgunluğa ve arızaya sebep olabiliyor, en azından bende öyle.

Bu nefes nefese okumalar son okuduğum kitaba dek devam etti. Bu kitap gene Sufi bir psikoterapistin sohbetlerinden oluşuyor. Yazar Robert Frager isimli bir Amerikalı, Muhyiddin Şekur gibi. Robert Frager’in daha önce iki kitabını okumuştum ama şimdi daha iyi anlıyorum ki öncekiler kötü çevrilmiş olduklarından güzelim mana ortaya çıkamamış, kopuk ve kayıp kalmış. Ancak bu kitap bir harika. Timaş Yayınlarının Sufi Kitap serisinden ne okuduysam harika çıktı gerçi. Çevirileri müthiş özenli, müthiş akıcı, billur gibiler… Bu kitapları okumuyorsunuz içiyorsunuz adeta bu sebepten.

by delianne Scotland (18)

Sufi Psikoterapistin Sohbet Günlüğü öyle bir cezbetti ki beni, okumaya kıyamadım. On yıllar önce okuduğum psikoloji kitaplarının lezzetini aldım. Normalde hızlı bir okuyucu iken bu türden psikolojik, sorgulattıran, kendini düşündürten, hele hele somut örneklerle pekiştiren kitapları hızlı okuyamam, çabucak bitmesinden ve bir şeyleri atlamaktan korkarak milim milim okurum adeta. Yudum yudum içer gibi… Bazen bazı cümleleri tekrar başa sararak… Bu kitap da tam böyle oldu. İlk andan itibaren doğal olarak yavaşlattı beni. O nefes nefese halim duruldu, o ana dek bir-iki günde bir kitap bitiren ben her gün bir kaç sayfa okumaya, her bir paragrafta veya cümlede okumayı bırakıp on dakika düşünmeye başladım.

Herhalde ikinci kez okuyacağım bu kitabı zaten sırf altı çizili yerleri okumaya kalksam neredeyse tüm kitabı yeniden okumuş olacağım zira pek çok yer çizili, işaretli, notlu ve bence kıymetli. Bu kıymet beni desteklemesinden değil üstelik, beni dönüştürmeye vesile olmasından. Nasıl mı? Anlatayım:

by delianne Scotland (38)

Hep duyduğum bir şey: Birlik. Doğu Öğretilerinde, Semavi dinlerde, hatta sadece tabiat ile başbaşa olan; Kızılderililer, Aborjinler gibi kadim toplulukların doğal öğretilerinde, bilhassa Tasavvuf söylemlerinde sıklıkla geçer. En az bir yıldır bu konu hakkında değişik yerlerden, yörelerden, kişilerden, kaynaklardan bakınıyorum. Görüyorum ki; kalbiyle düşünebilen hemen her insanın o Birliğe çıkıyor yolu.

by delianne Scotland (47)

Öğrendiklerim evet ‘Bir’liğe çıkıyordu fakat zihnimde birlikten eser yoktu bu sıralarda. Her bir bilgi kendi aralarında kümelenip, dağınık bulutlar gibi dolaşıyordu sanki zihnimde. Bazen birbirlerine temas etseler de, bazen bir küme birkaçı ile birleşse de netlik yok, Birlik hiç yok. Bilgi kafada asılı, kalbe inen bir şey yok. Sadece duyduğumda kalbimi ısıtan ama oraya tam olarak oturmayan bir şeyler var.

by delianne Scotland (79)

Derken son kitap: Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü’ne geliyor sıra. Bu kitapta sadece söylemler yok, pratikle giden canlı, herkesin uygulayabileceği örnekler var. Yani okuyup; ah evet ne harika sözler, deyip geçemiyorsunuz üzerinden, kendinize uzak da hissetmiyorsunuz zira abartısız, samimi örnekleri alıp kendi yaşantınıza direkt koyabiliyorsunuz.

Misalen Tasavvuf bir yaşam biçimidir, deniyor her yerde. Evet kulağa çok hoş geliyor bu cümle, muhakkak doğrudur, diyorsunuz duyunca. Ama beri yandan; bunu uygulayanlar var ama çok uzakta, da diyorsunuz. Zira uzak hissediyorsunuz böylesi dışarıdan bakınca. Ama tepeden ve teorik değil de, modern yaşamın çıkmazlarında boğuşan herkese indirgenebilen örnekler devreye girince anlayış, idrak, şuur aktif hale geçmeye başlıyor. Benim tasavvufun yaşam biçimi olduğu örnekleri ile birlik kavrayışım da tam böyle örtüştü.

by delianne Scotland (24)

Anda kalmaktan bahsediyor Robert Frager sıklıkla. Derviş ibn-ül Vakt’tir diyor. Yani zamanın, anın çocuğu. Mesela birini dinlerken anda kalın, kendinizi o dinlemeye verin, diyor. Buraya kadar duyduğumuz milyon cümleden biri gibi bu cümle de, hani; ya, evet, doğrusu bu dediğiniz ama pratiğe dökmekten uzak olduğunuzu hissettiğiniz ve hatta pratiğe dökmeye çabalasanız da zorlama ve yapay olduğunuz. Ama şurası aldı götürdü beni: Eğer karşınızdakini dinlemezseniz, Allah’ı nasıl dinleyeceksiniz? İşte benim için klik sesinin duyulduğu yer tam burası oldu.

by delianne Scotland (40)

Normalde bir maddi, bir de manevi olmak üzere iki ayrı hayatımız varmış gibi yaşıyoruz. Sanki ikisi birbirinden keskince ayrıkmış gibi. Oysa biz bir taneyiz. Misalen dünya hayatı içine ibadetlerimizi sıkıştırıyoruz ve yapınca sanki işimiz bitmiş gibi hissediyoruz… Tasavvufta bunları birlemekten bahsedilir. İkisi içiçe geçmelidir. Ama nasıl? İbrahim Bin Edhem Hz. hep namazda gibi dimdik dururmuş, zira her an Rabbin huzurunda durduğu şuurunda olurmuş. O İbrahim bin Edhem canım, ben öyle yapamam, diyorum duyunca mesela.. Yani sesli dile getirmesem de içimden geçen his böyle… Ama…. ama iş öyle değil işte.

by delianne Scotland (4)

Düşündüm; çocuklarımı gerçekten dinlemiyorum, dinlemem gerektiğini düşünüp, kendimi zorlayarak dinlediğim oluyor ama bu dinlemeler ne onları, ne de beni doyuruyor. Hep işlerim var, hep telaşlıyım. Eşimi gerçekten dinlemiyorum. Eşim de beni dinlemiyor. Bunu kabullenmiş olarak yaşıyoruz. Oysa bu dünya bir temsil yeri değil mi? Tahsil yeri değil mi? Yaşadığımız her şey ama her şey gelişmeye yönelik örnekler değil mi? Ayrı değil ki hiçbir şey. Hiçbir şey ayrı bir yerden de geliyor değil. Her şey ‘Bir’ yerden ve sebeplice geliyor. Maksatla. Zira değil mi ki diyoruz bir yaprağın kımıldaması bile boşa değil. Çocuklarım konuşuyorsa şöyle diyemem; dur şu kitabı okuyayım da maneviyatıma katkı sağlayayım, onlara sonra kulak veririm. Tasavvufun yaşam biçimi oluşu burada devreye giriyor tam. O çocuk o anda orada konuşuyor, anda kalmak, dinlemek, duymak en evvela benim için, bana lazım. Çocuğun özgüveni, şu, bu tamam ama esas; o birlikle uyumlu olmak, kendi içimizde de uyumlu ve sabit olmak meselesi. Bölünmüş bir yaratık değilim ben, bütünüm. Bölünürsem mananın etrafında dolaşan ama hissedemeyen başıboş toz zerrecikleri gibi oluyorum tam. Zaten bölündüğüm an dağılıyorum ve kendimi toplamaktan aciz kalıyorum.

by delianne Scotland (111)

Bir kişiyi bile dinlememek demek, içerikte bir çatlak yaratmak demek. Bütünlükte bir ayrışma yaratacak bir çatlak demek. Kaldı ki dinlemeyi alışkanlık haline getirmezsem Allah’ı da tam olarak dinleyemem. Şimdi işim var dur bitireyim de sonra dinlerim, de derim, çünkü o hareketi alışkanlık haline getirmişimdir. Ne oluyor o noktadan sonra; çocuğu bazen dinlediğim gibi, Allah’ı da bazen dinliyor oluyorum. Çocuğu bazen zorla dinlediğim gibi, Allah’ı da zorla dinliyorum. Bunu kendimizi dinlemek kısmına da uygulayabiliriz. Kendimizi de yeterince dinlemiyoruz ki zaten. Hatta kendimizi duymamak için hemen kalabalığa karışıyoruz, suskunluktan korkuyor ve hemen tv vs gibi avuntular buluyoruz. Dinlemek bütün. Ben bütünüm. Ve Allah her yerde. Aşağıda örneğini vereceğim kapımı gelen çocukta, beni gün boyu dürten çocuklarımda, her yerde. O çıkarıyor karşıma her bir meseleyi ve hiç ama hiç biri rastgele gelişmiş olaylar değil. Aksine birbirine bağlı, birbirini ve kainatı etkileyen, çok iyi kurgulanmış olaylar silsilesi yaşadığım. Küçük çocuk, büyük adam diye bir şey yok. Bir tek BİRlik var.

by delianne Scotland (45)

Ve dinlemekten başlayan bu örnek her şeye uygulanabilir oldu benim için. Mesela o gün ben Cevşen okurken kapı çaldı. Üst kattaydım, kapıyı çalan da mahallenin küçük çocuklarından biri, sesini duyuyorum. Çocuklar yok… Okumayı bölmeyeyim, nasılsa bir kez çalıp gider çocuk dedim. Ama sonra bu örnekten yola çıkan düşünceler kovaladı beni. Oraya gelen çocuk boşuna gelmiyor, bu zaten belli. Benim ne yapıp ne yapmayacağım önemli orada. Ben o küçük çocuğa aldırmazsam gene o birliği, o birlik ahengini ve kendi içimde sabit ve tutarlı olma gerekliliğini bozmuş oluyorum. Zira aman önemli değil o çocuk diyebiliyorsam, bana göre o an önemsiz görünen her işte bu eylemi gerçekleştirebilirim. Kendime bu potansiyeli yüklerim bu davranışla çünkü. Zira fıtrata işleniyor yapılan hareketler bir, ki, üç derken birer birer. İkilik oluşuyor ardından. İkilik de yaşamdaki birliğin tekliğini bozuluyor ve arıza veriyor bünye ondan sonra. Bu yüzden de OLamıyor insan. Bölük pörçük, bazen öyle bazen böyle, şuna şöyle buna böyle reaksiyon vermek bozuyor yapıyı. Oysa olaylar, zaman, mekan değişse de içinde birlik uyumu olan kimse hep sabittir. Bir bebeğe de aynı reaksiyonu verir, bir krala da. Haliyle duruş dikleşir, işte bence Sırat’- Müstakim üzere olmak da bu oluyor.

by delianne Scotland (19)

Tasavvuf yaşam biçimidir ve anda kalıp, anın edeple farkında olmak demektir. Tasavvuf ve esasen İslam maddi -manevi yaşam ayrımı yapmaz. O ayrımı yapan ve normal sayan biziz.

Bugün o kapıyı çalan çocuğa kulak tıkadıysan yarın Allah’a da kulak tıkayacağın kesin. Üstelik kapıyı çalan o çocuk eliyle Yaradan’dır aslında gelen. O değildir elbette ama O’ndandır. Zaten aslında gördüğün, değdiğin, işittiğin, el attığın ya da atmadığın her şey O’ndan geliyor ya.

Kainatta müthiş bir nizam var, işleyiş var. Bir yanda yaprak kımıldaması boşa değil diyoruz, bir yanda bir çocuğun kapıya gelmesini lüzumsuz sayıyor ve kulak arkası ediyoruz… Hiç Allah lüzumsuz iş yapar mı, haşa! Lüzumsuz sanma yanılgısına düşen biziz sadece!

by delianne Scotland (39)

Hz. Musa’nın kavmi bir akşam yemeğe Allah’ı davet etmek istemişler. Hz.Musa celallenmiş, hiç Allah yemeğe gelir mi, demiş. Ancak Hz. Allah Hz. Musa’ya geleceğini söylemiş. Hz. Musa da Allah’ın yemeğe geleceğini söylemiş. Büyük hazırlıklar başlamış, herkes heyecanla ve telaşla koşturuyormuş. Akşama yaklaştıkça üstü başı yırtık, gariban bir adam çıkagelmiş. Bu fakire bir lokma, demiş. Ahali ve Hz. Musa; biz Yüce bir Misafir bekliyoruz, sen bekle, seni sonra doyururuz, demişler. Üstüne garibe iş yaptırmışlar. Akşam olmuş beklemişler, beklemişler gelen giden yok. Bu sırada fakir de bir lokma yemeden ayrılmış oradan. Halk Hz.Musa’ya söylenmiş, hani Allah yemeğe gelecekti diye. Ertesi gün Hz. Musa Hz. Allah’a sormuş: Ya Rabbi, ben mahçup oldum. Kavmime Seni yemeğe çağırdığında Allah yemeden, içmeden münezzehtir, yemeğe gelmez dedim, Sen gelirim dedim. Kavmime gidip bu kez geleceğini söyledim, gelmedin demiş. Hz. Allah cevap vermiş: Geldim Ya Musa. Ama siz beni doyurmadan gönderdiniz.

by delianne Scotland (21)

Bütünlük, Birlik konusuna dönersem: mesela ibadetlerimizi şuurla yapamıyoruz çoğu zaman, neden? Zira ibadet dışındaki hayatımızda da şuurlu, idrakle, anda kalarak yaşamıyoruz da ondan. Yemek yerken tv izliyoruz ya da telefonlarımızı kullanıyoruz, telefonla konuşurken bir başka şey yapıyoruz, dinlerken konuşma sırasının bize gelmesini beklediğimiz için dinliyoruz çoğunlukla… hayatın her aşamasında şuurdan uzak yaşayınca ibadette şuurlu olmayı bekleyebilir miyiz? Her şeyimiz telaşlı ve hızlı ise ibadetlerimiz de öyle oluyor otomatikman.  İki ayrı hayat yok çünkü, tek hayat var ve genelimiz nasılsa tüm işlerimize aksediyor o hal.

by delianne Scotland (108)

Bunlar teoride güzel sözler olarak kalmadı. Kafama dank eden çok şey oldu. Bir haftayı aşkındır bu şuuru diri tutarak çocuklarımı sahiden dinliyorum. Öyle uzmanların, kitapların aman kişilik gelişimi, dikkat vs söylemleri evet doğru dedirtse de yaşarken yerleşmiyordu içime. Dinleyemiyordum işte. Ama şimdi başka şeyler hissettim. İnsan olmak için; bir şöyle bir böyle değil, hep dümdüz bir çizgi gibi gitmeliyim. Duruma, şarta, mekana, zamana, kişiye ya da işlerin önem sırasına, çokluğuna vesaireye göre değil sadece kendime göre dümdüz gitmeliyim. Karşıma çıkan her ne ise, bir yaprak, bir hayvan, bir bebek ya da bir kral hep aynı şuurla, hep aynı hassasiyetle hareket etmeliyim. Zaten O’na hizmet etmek yarattıklarına hizmet etmek değil mi? O’na hürmet etmek demek cümle yarattıklarına; taşa bile hürmet etmek demek değil mi? Zira karşıma çıkan her şey O’ndan değil mi? Üstelik her şey sebepli. Ve her şey BİR’den gelen Bir.

Allah bu idrak üzere sabit kadem eylesin beni ve dileyen herkesi.

Hayırlı Kandiller ve şimdiden güzel Bayramlar olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.