Sevdiğim Sevgili Filmler -1

Çok uzun zamandır sözüm var, sevdiğim filmler listesini yazacağım diye lakin liste öyle uzun ki ve ben bir şey uzun ve çok yoğun olunca öyle çok dağılıyorum ki toparlayamıyorum, toparlamayınca da erteliyorum. Şimdi bir kez daha deneyeyim

Bazı filmler hayata bakışımı çok etkilemiş dahası değiştirmiş, bazısı gerçeğin sertliğini dan dan yüzüme indirmiştir, bazısının bazı replikleri zihnime kazınmıştır, bazısının konusunu unuttum ama etkisini unutmadım, bazısı saf sanat eseridir, sanki şiir gibidir.. Bir dönem tokat gibi filmleri çok izliyordum ama uzun süredir bunca sert olanları izleyemiyorum; ne ki hayat, dünya, ülke zaten zor, bu kadarını bile kaldırmakta kalben zorlanıyorum, bir de bunun üzerine dışarıdan bünyeye zorluk şırınga etmeye gerek yok diyorum. Bu yüzden buraya da sevdiğim sevimli, sıcak filmleri yazmaya çalışacağım. Biraz da duygulu. Klasikler ile yeniler içiçe olabilir, bir de onları ayırmaya kalkarsam yazmaktan vazgeçerim zannediyorum:)

Not: çocuklarla izlenebilir olanları özellikle yazdım..

.

THE SOUND OF MUSİC


Çok klasik. Çok Keyifli. Çok enerjik. Çocuklarla da birlikte çok keyifle izlenecek bir film.

.

MARY POPPINS


Bir efsane. Bu filmde de, The Sound of Music’te de çok sevdiğim, sıcacık yüzlü Julie Andrews oynuyor. Müzikleri unutulmaz… bir hatırlanınca bir daha akıldan çıkmıyor.. Gene çocuklarla keyifle izlenebilir bir film.

.

BREAKFAST at TIFFANY’s

Çok klasik, herkesin bildiği… Zarafetle dolu Audrey Hepburn hep izlenesi. Hele şu efsane Moon River sahnesi…

Audrey Hepburn’un pek çok filmi tatlı tatlı izlenesidir zaten. Roman Holiday’de çok keyiflidir. Aşağıda bir sahnesi var örneğin. Ne güzeldir eski masum filmler…

.

THE RED BALLOON

1956 yapımı yaklaşık yarım saatlik sıcak ve derin bir film. Yani bence. Kesinlikle çocuklarla izlenebilir hatta izlenmelidir.

.

BEFORE SUNRISE

Yaklaşık onar yıllık arayla aynı oyuncularla; Julie Delpy ve Ethan Hawke çekilen üçlemenin ilki… Oyunların yaşlarının filmle birlikte gerçekçi ilerleyişi çok çekici kılıyor zaten bu seriyi… Yanısıra çok doğal, hiç zorlama olmadan geçen diyaloglarla, iki başarılı aktörle ve her serinin başka bir şehirde geçmesiyle  billur gibi akıyor adeta filmler.  Bu film 1995 yapımı ve Viyana’da geçiyor

.

BEFORE SUNSET

İkinci film 2004 yapımı ve Paris’te geçiyor. İlki bir geceyi kapsıyordu bu film bir gündüzü..

.

BEFORE MIDNIGHT

2013 yapımı son film ise İtalya’da Toskana’da geçiyor. Eh bu bile izlemek için yeterli :)

.
STEALING BEAUTY – Çalınmış Güzellik

stealing beauty

Toskana tutkum bu film  ile başladı.  Sanırım izleyen hemen herkeste aynı tutkulu istek başgöstermiştir. Ama sırf bu değil elbette, taş evler, altın ışıklarda çekimler, yaz akşamları, bence Allah’ın numunelik önümüze koyduğu Liv Tyler’in dupduru güzelliği, filmdeki estetik geçişler, italik yazı geçişleri, çok sevdiğim Jeremy Irons ve yönetmen Bernardo Bertolucci farkı ile listemin başında yer alan filmdir. Doğrusu konusu neydi deseniz hatırlamam ama işleyişe dair, görselliğe dair detayları tek tek hatırlıyorum, çok çok uzun zaman önce izlememe rağmen. Şiir gibi filmlerdendir velhasıl.

.

In The MOOD for LOVE

Sigara dumanı bile zarefetle salınabilir bu filmde. Herşey çok zariftir, akar gider tüm film şiir gibi gözünüzün önünden. Konusu var mı emin değilim, o denli içine aldı zarafeti beni.. Ve efsane olan müzikleri… Yönetmen Wong Kar Wai’nin tüm filmlerinde benzer şiirsellik vardır, film görüntüsüyle, müziğiyle sizi tamamen içine alır ancak bu film bence en başkadır.

.

AMERICAN BEAUTY

Oyuncusu Kevin Spacey’i görmek bile tek başına yeterli filmi izlemek için. Lakin tek sebep bu değildir. Filmdeki bir tek poşet sahnesi bile efsanedir. Farkındalığımı artıran en unutulmaz sahnelerdendir bu sahne.
.

AMELié


Bilmeyeni herhalde yoktur ama sevdiğim filmler arasına bu filmi koymazsam da olmazdı. Görüntüler, renklerin sıcaklığı, harikulade müzikleri ile liste başıdır Amelié.

.

CHOCOLAT- Çikolata

Amelie kıvamında gibi geliyor bu film de bana. Juliet Binoche ve Johnny Deep, yanlarında bir çok esaslı oyuncu ile, müzikleri ve hikayesi ile çekici bir filmdir. Özellikle o çağıran rüzgarlar ile harekete geçen anne tiplemesini kendime yakın hissettiğimden sanırım ayrıca seviyorum bu filmi.

.

Sıcak filmleri yazacağım dedim ama bende şok etkisi yapan, yaşamı sorgulattıran hiç unutmadığım bir kaç filmi de eklemeden edemeyeceğim. Bunların hakkında yorum yapamayacağım filmlerin üçü de kendi ağırlığını koyuyor ortaya, kendini okutuyor…

Into The WILD

Bu film hakkında herhalde pek çok kez yazmışımdır. Bir tüm yazı burada var mesela. Bilinen de bir film. Bilmeyen de izlesin tavsiye ederim…

.

FIGHT CLUB

.

MATRIX

.

ClOUD ATLAS

.
.

Bunların dışında Şiirsel Sinemanın başlangıcını, en esasını görmek isteyenler için Andrey Tarkovki’yi tavsiye ederim. Benim için Edebiyatta Dostoyevski neyse sinemada Tarkovski de tam odur. Sadece kitap değildir Dostoyevski kitapları pek çok şey içerir, kendini tanımaya yönlendirir en evvela insanı. İşte bu filmler de tam öyledir. Evet bir estetiği, zarafeti vardır ancak izleyip geçemezsiniz bu filmlerin üzerinden, sahneler zihninizin salıncağına asılı durur uzunca süre, gidip gelip yoklarsınız. Bir çok yerde hayatınızı sorgularsınız, bakış açınız ters yüz olur. Özellikle Ayna, Kurban, Andrei Rublev daha şiirseldir, ama geneli çok özeldir. Bir de bu şekilde Ingmar Bergman filmleri vardır. Sinemanın piri ve efsaneleridir zaten bu iki isim.

Tatlı-acı, ağızda, dimağda buruk bir tat bırakan filmler var bir de. Sanırım ben en çok onlardan etkileniyorum. Bu konuda bence en efsane isim İtalyan yönetmen Guiseppe Tornatore’dir. Bu dönemin italyan filmleri zaten efsanedir ama benim için en cazibi Tornatore’nin filmleridir. Özellikle;

Cinema Paradiso

ama ben bu buruk filmler kısmına girmeyeyim, Cinema Paradiso burada tadımlık olarak kalsın, zira baktım liste çoooook uzun. Zaten daha sıcak, keyifli filmleri bile tamamlayamadım… şeker-şirin ama sabun köpüğü olmayan filmler var bir de çok sevdiğim.. romantik dönem filmleri var sonra… yarı fantastik olanlar var… çok güzel belgeseller var… biyografiler var, var da var… ohoo neler var.. ve ben hatırladıkça içinden çıkamayacağımı düşünüp yazmaktan kaçacağım sanırım, hem de düzen insanıyım düzgünce sıralayamazsam hasta olurum:) Bu liste sevdiğim filmlerde diş kovuğunu bile doldurmayacak bir liste oldu ama şimdilik bu kadarlık olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.