Umut Var! Vallahi Var! Ümitvar olun a Dostlar!

Kayıplar, ölümler, suda boğulan, bombalarda ölen, ağırlık yapmasın diye bir tutam örgüsü kesilip sahilde bırakılan çocuklar… yaşayana ayrı, seyirci kalana ayrı zor zamanlar… Seyredenlerdenim… düşüyorum… kalkıyorum… düşüyorum… en son kaldıramıyorum kalbimi düştüğü yerden. O kadar ağırlaşıyor ki ruhum daha önce başkalarına gayet de inançla sarfettiğim nice ümitli sözü ben mi söylemişim şaşıyorum. Gözlerim hep yaşlı, hep üzgünüm. Dünyanın havası ekstra ağır, kuzeyde kışlar zaten kapkaranlık.  Aileden gelen sıkıntılı haberler, ülkeden gelenler vesaireler derken kaptırmış gidiyorum karanlıklara…

İki sene önce çok sıkıntılı zamanlarda uğultularla birlikte ses kaybına uğrayan kulaklarım infilak noktasında yeniden. Üstüne on günü bulan seğirmenin ardından, giderek kasılıp kısılma evresine geçen gözlerim ekleniyor. Biliyorum aslında olanı biteni, hepsi psikolojik. Sıkıntıları duymak istemeyen kulaklar, acıları görmek istemeyen gözler hep sebep buna. Üç maymunu oyna diyor açıkça bedenim bana… Ben kapatmayınca kendimi, beden fişini çekmeye girişiyor kendinin, bir tür savunma mekanizmasıyla adeta. Doktora gidiyorum, depresyon diyor. Eh bunu ben de tahmin ediyorum.

Bu dönem bir şey oluyor. İskoçya’daki ilk komşularımızı ziyarete gidiyoruz, bayramlarını kutlamak için. Bu kez de geçen seneki gibi el emeği şeyler hediye ediyorum, P. abiye bir atkı, eşine bir şal, A. Teyzeye de bir başka şal. Zaten uzun zamandır bana iyi gelen şeylerin başında hakikaten muhabbetle, sırf muhabbet için ördüğüm bu şeylerle uğraşmak geliyor.

Hediyeleri veriyoruz, komşularımız geçen seneden de sıcak davranıyorlar. Daha önce sadece tokalaştığımız komşular bu kez sımsıkı sarılıyorlar bize. Şaşıyorum, P. abi ilgili ama kendinden mesafeliydi hep, şimdiyse ikişer üçer kez çekip bizi sarılıyor hepimize. P. abinin eşi yatalak, komşumuzken de tek ambulansa binişini görürdük ancak.  Hastaneden çıkmış bir kaç gün önce kontrol ve tedavi için, herhalde göremeyiz diyorum ki bizi yanına çağırıyor, sıkıntılı esasen bu yüzünden anlaşılıyor ama buna rağmen geçen seneye nazaran çok daha güleç karşılıyor bizi. A. teyze ise çok keyifli her zamanki gibi bizi gördüğü için..  Telefonu arızalı, İ. (eşim) hemen görevlileri arıyor, sorunun kaynağı çözülüyor, merdivenlerin başındaki koridordaki ampule bir merdiven dayamış, İ. hemen soruyor bakayım mı diye, kibarlık yapıyor A. teyze ama İ. bir koşu hallediyor. A. teyze eskiden de yaşlı görünüyor artık, yalnız, beli daha da bükülmüş… o halde onca titrek merdivene çıkacak ve ampul değiştirecek demek, içim acıyor.

O gün arabaya bindiğimiz an başlayan, bütün ailede gözle görülür bir hafiflik, ferahlık, huzur var. İçimde daha önce maddesel hiçbir şeyde yaşamadığım muazzam bir haz. Dünya üzerinde şahidi olmadığım bir tatmin duygusu. Soruyorum eşime, o da aynı hissediyor. Öyle müşfik, öyle sevecen ki herkes. Çok etkiliyor beni bu durum. İçime dolan bu eşsiz huzur duygusunun tek bir sebebi var, biliyorum: dünyalık hiç ama hiçbir şey beklemeden, sadece muhabbet için iyi bir şey yapma gayreti.  Bu saf hal, Yaradan tarafından öylesine hoş karşılanıyor ki (ki bunu içimizde hissettiğimizden, halimize yansımasından anlamak mümkün) bu lezzeti yaşıyoruz. Birkaç kez ödüllendiriyor bizi vesselam.

Yaptığımız minicik bir şey biliyorum, hele bunca zalimliğin yanında devede değil kulak, bir tüy bile değil. Ama maddesel boyutta küçük görünüyor yaptığımız, perde arkasında o minik sandığımız şeyin bin zalimlikten daha büyük olmadığını kim söyleyebilir? Bu yüzden kıymetsiz addetmiyorum olanı. Şunu hissediyorum; dünya karanlık günler yaşıyor, ayrılıklar, bölünmeler, ötekilemeler, en masum olanımızda bile çıkarlar had safhada… Elimden gelen uyduruk şal olsa bile, aksine gayret etmem gerek. Ki örerken de çok güzeldi hislerim, sahiden muhabbet ve sevgiyle ördüm, bu yüzden çok eminim o uyduruk şalın içine yüklenen kalbi, pozitif enerji geçti/geçiyor o insanların kalbine de aynı şekilde.

Ayrışma adına insanın insana kırdırıldığı bu dünyada esas duygu bunların hiçbiri değil! Zalimler, sesi çok çıkanlar bizi neye inandırmak isterlerse istesinler şimdi içinde olduğumuz bu kaos, bunca zulüm, bizi inandırmaya çalıştıkları bu dünya hakikat değil! Muhabbet milyonlarca kez misliyle güçlü onlardan… Zira kainatın, insanın yaradılış mayasında muhabbet var. Şimdilerde gözümüzde çok büyüttüğümüz, belki çok korktuğumuz ama bir gün çer çöp değerinde olduğunu anlayacağımız bunca gürültü, esasta muhabbetin gücünün yanında öyle küçük ki.  İyinin tarafında Kimin olduğunu düşünmek bile açıklamaya yetiyor durumu.

A. Teyze ve P. Abinin etkisi ne yazık ki diri tutmaya yetmiyor kalbimi. Bu arada İskoçya’ya gelen Suriyeli mülteciler için yardım kampanyası var, onlar için de kısıtlı zamanda iki bere örebiliyorum ancak, bir yığın da giyilebilir hatta hala giydiğimiz kışlık bot, mont vs topluyorum. Bu da iyi geliyor. Ama bunun da etkisi neredeyse ertesi gün geçiyor. Düşüyorum yeniden… Anneliğim, kendimliğim, eşliğim, evlatlığım ve kardeşliğim yerlerde sürünüyor.

İşte tam bu esnada bir dost bana kendisine gelen bir mektubu gönderiyor. Bir süre önce buradan duyurduğum, Malatya’nın ilçesindeki bir  okula kütüphane için destek yazısı vardı. Oraya kitap gönderen bir güzel insan, şimdi oradaki öğrencilerden teşekkür mektubu almıştı. Ve bana da o fotoğrafla birlikte şu notu yazmıştı: Sevgili Mümine Hanım, müsterih olun. İyilik yapmaya, teşvik etmeye devam edin. Bunlar sizin sebep olduğunuz hayırlar, bugün beni ağlattılar. (ben sadece ilettim, dostumun hüsnü zannı sebep kısmı)

Mektubun ilkini okudum. Bir kısmını buraya belki de hakkım olmadan koyacağım, izin almış değilim çünkü ama karşıdaki etkiyi hissetme halinden sizi mahrum etmemek için isim vermeden koyacağım. Zira kalpler alışverişte iken hissediyor belli ki. Mailden gelen bir mektup bile olsa bu.

08c7aaee-ce39-460e-a8c2-b77e398f3f4c

Bu mektuplardan ayrı ayrı birkaç tane var. Dostum tamamını göndermemiş bile.. Ve altına eklemiş:

Herkes bildiği işi yapacak.

Zulme uğrasak da zalimi anlamıyoruz, bu hal şükür istiyor vesselam…

Bu mektup ve dostumun bu sözleri şimşek etkisi yapıyor bende. Düşmüş halimden eser kalmıyor.. Yanılıyorsun diyorum kendime, bu kadar basit değil ne hayat, ne de insan… çok küçük de olsa iyi bir hareket, sandığın havaya öylesine bırakılmış balon değil, var işte, devasa bir etkisi var. Bir çocuk kalbini açıyor size bir tek kitapla mesela.. Üstelik birşey yapamayacağımıza inandığımız için umutsuz ve karamsar kıvrandığımız bizlere, biz yetişkinlere (!)  çok büyük bir tüyo var sanki burada, kitapların sırrına dair. Açıkça, Kitapla sakinleşiyorum, diyor. Günümüzde artık çocuklarda bile çok nadir görülen o samimiyet ve masumiyetle ne de güzel anlatıyor.  Bu çarpmanın yüklediği yeni bir enerji ile yükleniyorum.

Birkaç gün önce yine çok sevdiğim bir dostumdan duyduğum, Yunus Emre’nin şu enfes dörtlüğü epeyce güç kazanmış şekilde, özgüvenle dönmeye başlıyor zihnimde, :

“Bir serçe bir kartalı, salladı vurdu yere.

Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu!”

.

Derken, Güneydoğu’da çatışma bölgesinde kalan masumlar için ne yapabiliriz, diyen bir başka dostumun yazdıkları geliyor aklıma. Evlerimizi açalım, hiç olmadı çocukları yanımıza alalım, diye gayet samimiyetle söylediklerini anımsıyorum. İçime o gün belli belirsiz dikilen ümit fidanını da alıp, tevafuken ulaştığım bir öğretmene ulaşıyorum. Sizin için ne yapabiliriz diyorum? Yapacak hiçbirşey yok… Sokaklara çıkılmıyor, eşya taşınmıyor, birşey göndersen gitmiyor… Kitaplar lazım diyoruz, çocukların içinde kaybolacağı kitaplar… fantastik, içine alan… belki o dünyadan kopacak onları okurken çocuklar… yukarıdaki çocuk mektubunda geçtiği gibi onları sakinleştirecek kitaplar…  Beri yandan bir başka öğretmenden işitiyorum, gene bu zor bölgelerde öğretmenlik yapan biri, öğrencisinin birine Alice Harikalar Diyarında kitabını veriyor ve çocuk onca sıkıntı içinde, o esnada çok eğlendiğini söylüyor.  Harekete geçmeliyiz, ama elbette yapamıyoruz. Ama daha bu aşamada bile birşey oluyor… Umutsuzluğa düşmüş, yorgun ve bitik öğretmenler çocuklarını düşünen birileri olduğunu duyunca çıkıyorlar bir nebze o umutsuz ve karanlık dehlizden.

Sosyal medyada vicdanına kalbine güvendiğim, aklıma ilk gelen isimlerle iletişime geçiyorum. Destek istiyorum, fikir istiyorum, kitap konusunu açıyorum. Sosyal medyada görünen, insanların çoğu ilgisiz yanıbaşındaki ateşe, acaba ses verirler mi diyorum… Veriyorlar… Elbette aldırmayanlar da oluyor ama neticede yardım almaktan ziyade, asıl yardım etmek nasip meselesi.  Cesur ve merhamet dolu yürekler hemen ama hemen harekete geçiyorlar. Anlıyorum ki, sanki umutsuzlaştıkça derinleşen kör bir uykuya gömülmüş gibi herkes, ama ilk ışıkta atılıyorlar beklenmedik bir canlanmayla ve kahramanca. Fikirler gidip geliyor, kitapları araştıranlar oluyor hemen, maddi destek diyor birileri… Hiç organize olamadan, nasıl olduğunu bilemediğim şekilde organize oluyoruz. İhtiyaçlar var şüphesiz, üstelik sadece kitap da değil, bilmediğimiz kadar büyük bir yokluk var, çocukların yüklendiği yokluk ise en acısı, ama bundan da acı olan bir şey var, kimsenin umurunda olmadıklarını düşünüyor muhtemelen o çocuklar. Kimsenin onlara aldırış etmediğini, değersizliklerini… buradan mektup fikri geliyor akla… Çocuklarımız çocuklara, kadınlar kadınlara yazsın diyoruz. Sen oradasın biliyorum, görünmez değilsin benim için, seni görüyor ve seni düşünüyorum demek için. Bir tür az önceki mektuptaki gibi kalben irtibata geçmek ve hissetmek için..

Kitaplar toplanıyor ve yasaklar kısmen kalkınca gönderiyoruz. Elinden başka şey gelen başka tür yardımlar yapıyor. Bölge hala sıkıntılı,  rahat hareket etme imkanı yok. Ama bizden giden bir mesaja bir öğrencinin verdiği tepki yetiyor:

Bize bu mesaj yeter öğretmenim, hediyeleri vermeseniz de olur.

Bu olayların a-sı, b-si ile kendimi tüketmek akıl karı değil artık biliyorum. Evet, herkes görevini yapacak. Bir arkadaşım bu mesajların arasında çok sakinleştiren bir şey demişti bana o günlerde:

Düşünüyorum, bunca kötülük iyiliği hatırlayalım diye mi var?

Belki de öyle… Belki hatırladığımız kadar çıkacağız bu dehlizden. Siyaset, zulüm, ölüm bunlar benim işim değil. Olamaz. Gücümü aşan şeyler bunlar. Ben bir kalbe uzanıp uzanmamayı tercih edecek kadar irade sahibiyim ancak.. O zaman yapabileceğime vermeliyim dikkatimi ve enerjimi. Hem belki hepimiz sadece kendi dairemizde, kendi işimize baksak, bunca zulme de gerek kalmayacak.

Önceki öğretmenimize yazdım ardından. Gönderdiği o çocuk mektuplarının nereye dek temas ettiğini bilsin diye ve teşekkür etmek için kendisine.

Birşeyler kötü gittiğinde heder etme kendini ne olur. Allah kulunun sahibidir!

diye bitiyor onun da yanıtı. İçime anında bir sekine ve inşirah duygusu iniyor bu cümleyle… Kendimi kul sınırları içine çekmeliyim… acilen!

Dünyanın gene çok sıkıntılı olduğu bir zamanda çok sevdiğim bir dostum şunu paylaşmıştı:

main_1200
1940 yılında (II. Dünya Savaşı sırasında) bir hava bombardımanı sırasında Londra’da çekilmiş bir fotoğraf

İnancımızda ümitsizliğe yer yok. Zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacak. Gül de açacak, bülbül de ötecek.

Bize düşen fiili ve hali dua.

Ve Kafka’nın şu sözüyle bitirmişti bu paylaşımı:

“Çünkü insana en çok kitap yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor.”

.

Bir başka paylaşımda gördüğüm şu gerçek:

“Kitapların gölgesinde büyütemediğimiz bir nesli, silahların gölgesinde yaşamaktan kurtaramayız.”

İşte bu sebeplerle kitap kampanyaları başlattı bazı çok güzel insanlar. Bazı çok güzel insanlar da katılmak için hazırda bekliyorlar. Bazı başka güzel insanlar da bu kampanyaya büyük bir coşkuyla destek veriyorlar. Bazı insanlar mekan ve imkan teklifinde bulunuyorlar. Ölmedik dostlar. Duyarsız olanlar illa ki var ama tümden düşmedik daha.. Umut var… Vallahi var.  Belki bir ilk ışığa ve onun peşinden hemen gitmeye ihtiyaç var.

Bir serçenin bir kartalı yere sermesi misali, bir kitabın, kitapla kurulan bir bağın belki şu an dünyanın genelinde var olan daha nice zulmü yere sereceğine ve tozunu da gözlerimizle göreceğimize inanmamız lazım.  Çoğumuz kartal değiliz, kartalı yere sermek için de kartal olmamıza gerek yok illa, serçeyken de bunu pekala başarabiliriz. İnşallah. İnanmamız lazım. Zaten farkettim ki korku felan da değil mesele, umutsuzluk büküyormuş belini insanın.

Eğer hala duymadıysanız, Çocuk Kütüphanesi için Masal Gecesi linkine tıklayabilirsiniz.  Ama ben ayrıca da yazacağım ki karışmasın.

Daha pek çok şey var böyle, onları da yarın yazayım.

Çok uzun yazdım affedin. Yapabildim mi bilmiyorum ama, sadece umutsuzluk sarmalında gitmekle basit bir şeye temas etmenin farkını,  kendimden örnekle anlatmak istedim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.