Benim Deli Anneliğim ~ 12

Bölüm 11’den devamla ~

Bulduğum isimlerin arasında gidip gelmek ve bu ikilemi çözememek zaten fiziken yorgun düşmüş bedenime, bir de zihnen yorgunluk ekliyordu. Böylece her türlü zorlanıyordum. Birşeyleri tezcanlılıkla neticelendirmeyi pek seven bünyem yanıt alamayınca havluyu attı ve ben bu işi sonlandırmayı bir kenara bıraktım.  En iyisi vakti gelene dek direnmeden kapılıp gittiğim o ılıman, şefkatli ve dingin hayat nehrinin akışına bırakmaktı kendimi gene ve öyle yaptım. Hele bir vakit gelsin elbet bir yolu bulunur, dedim ve bu teslimiyet bana çok iyi geldi. Böylece hiç olmazsa düşünerek gereksiz yere yorulmaktan kurtuldum.

Bu işten kendi adıma sıyrılmıştım sıyrılmasına da bu kez etrafımdaki insanlar meraklanmaya başlamıştı. Annem, kayınvalidem, eş, dost, akraba, arkadaş hatta sokaktaki yaşlı teyzeler dahi sorup duruyordu isim bulup bulmadığımı. İçimde duran o iki isimden pek bahsetmedim. Zira birinin burun kıvırması  zaten varolan naif kırılganlığımın etkisiyle içte,  bazen bunun tam aksi kaba saldırganlığımın etkisiyle de dışta devasa tepkilere dönüşebiliyordu. Ben susarak kendimi , bebeğimi ve bebeğimin nadide isimlerini korumaya çalışıyordum sözümona ama işler o kadar da kolay yürümüyordu.

İsim bulma acziyeti içinde olduğumu düşünen sevdiklerim boyuna isim koyuyorlardı önüme. Kendilerince belki masumca yardımcı olmaya çalışıyorlardı ama benim için olay kabustan beter olmuştu. Hamileliğimin etkisiyle duygularım zaten haddinden fazla coşkun ve taşkındı ve ben duygularımın sahihliğine güvenmediğimden birşey söylemekten kaçınıyor, zor da olsa genellikle nezaketle fikirleri savuşturmaya uğraşıyordum. Bazen düşünmek için henüz erken diyordum, hem zaten riski atlatmadığımı vurguluyordum, bazen kararsısız diyordum bazense sadece susuyordum. Ama suskunluk, fikirlerin artmasından hatta suskunluğumdan güç bulup şahlanmasından başka bir işe yaramıyordu. Haliyle çıldırıyordum, çıldırınca da  her zamanki gibi bir kendimi, bir de Alper’i yiyordum.

Sanırım insanların büyük çoğunluğu şunu düşünemiyordu, anne babanın çocuğuna isim vermesi, eğer bunu talep etmiyorlarsa, başkasının seçimiyle olacak şey değildi. Tek bildiğim ve öğrendiğim; kişi lütfen bana yardım edin, bir isim önerin, demedikçe birinin çocuğuna kesinlikle isim önerilmemesi gerektiğiydi. Zira isim dediğimiz şey dayatmayla, direktifle, iyi niyetli de olsa öneriyle olmuyor, olamıyordu. Üstelik neden kaçsam o gelip beni buluyordu. Öneri diye gelen isimlerin çoğu son dönemin moda isimlerindendi ve duymaktan yorulmuştum bu isimleri. En son kayınvalidem o dönemin dizilerinden, henüz yıldızı parlamış yeni yetme şöhretlerin isimlerinden derlediği bir liste hazırlayıp önüme koyduğunda, hıçkıra hıçkıra ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Şükürler olsun ki deli hormonlarımın etkisinde değildim ve saygıda kusur etmedim. Sadece koyacağımız ismin mümkünse, değerini zamanla kaybetmeyecek eskilerden olmasınının ve dahası derinliğinin olmasınının bizim için önemli olduğunu söyleyebildim. Birgün dayanamayıp Osman ismini söylediğimde ve ciddiye bile alınmayıp espri yaptığım düşünüldüğünde ise bu konu ne zaman ve kim tarafından açılırsa açılsın he deyip geçtim. Galiba tüm taarruzların önünü kesmenin yolu; ismi buldum ve konu kapandı demekti ancak bu da doğru olmadığından söyleyebileceğim birşey değildi. Sustum ve sadece zamanı geldiğinde konuştum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...