Benim Deli Anneliğim ~ 16 & 17

Bölüm 15’ten devamla ~

16.

Tecrübeli bir anne, diğer annelerle tecrübesini keyifle paylaşıyordu.  Hele ki henüz anne olanlar içlerine düşmüş yüksek merhamet duygusuyla, büyük bir iştiyakla ve canhıraş şekilde yapıyorlardı bunu. O yüzden de bu annelere tüm çekincelerden uzak soru sormak olasıydı. Karşımdaki beni anlıyordu, her türlü anormalliğimi anlıyordu, beni yargılamıyor ve bana her şekilde şefkatle ve ilgiyle yaklaşıyordu. Eski arkadaşlarımla birlikteyken yadırganma korkusu çeker olmuştum, zira ister istemez farklı hissediyordum, hatta farklı hissettiğim için kendimi sorguluyor bazen vicdan azabı bile çekiyordum. Kendimi zorlamam da bundandı. Oysa farklı hissetmem olağandı ancak anlaşılmayacağımı da iyi biliyordum. Şimdiyse yadırganma korkusu taşımıyor ve bu yüzden tüm anormalliklerimi rahatça ortaya dökebiliyordum. Bu da yapaylıktan uzak, samimi bir birliktelik ve beraberlik doğuruyordu ve yeni çevremle muhabbet tadından yenmiyordu.

Normalde sorgulardan kendine rahat vermeyen ve kendimi kendimden bunaltmayı başaran ben bu kez yaşadığım bu yeni ve hazla dolu zamanların tadını çıkartıyor ve sorguları kulak arkası ediyordum.  Her ne ise şunu çok iyi biliyordum;  aynı duyguyu paylaşanlarla birlikte olmak kesinlikle iyi geliyordu, abuk sabuk şeyleri anlatıp da, aaa ben de yaşamıştım bunu diyecek karşılık almak ve anormal olmadığını duymak,  giderek her türlü şeyi paylaşmaktan çekinmiyor olmak bizi birbirimize yaklaştıran ortak bir duyguydu bu tamam ama benim gözlemlediğim bir başka şey daha vardı:

Çocuk mevzusu öyle bir şeydi ki; daha doğmadan bahsi tüm dünyayı kaplıyordu. Öyle tatlı birşeydi ki evlat konusu, onun geçtiği kelimeler ağızda has bal gibi kendiliğinden eriyor ve oradan bedenin tüm hücrelerine dağılıyordu. Öyle birşeydi ki her yer o tatlılıkla ısınıyordu.  Bu yüzden bu sohbetlere doyum olmuyordu. Bu yüzden bu lezzetin tadına varanlar içinde bu mevzunun geçmediği yerlerde fazla barınamıyor ve bunalıp kaçıyordu. Hatta eşler, baba adayları ve babalar bile bu konuyu anlamakta çok zayıf kalıyordu. Bu yüzden anne olmuş ya da olacak kadın ilk fırsatta kendi dilinden anlayan birilerini arıyordu.

.

17.

Yeni arkadaş grubumda ben dahil altı kadın vardı. Bunlardan biri Dilara’ydı, içimizdeki en tecrübeli kadındı ve iki çocuğu vardı. Biri Ayşegül’dü onun da bir çocuğu vardı. Diğerleri; Aysel, Hande ve Sibel benim gibi üç hamile kadındı. Sık sık biraraya gelir olmuştuk zira kendine has absürt sohbetin tadını almıştık. Aklımıza ne gelirse gelsin çekincesizce ortaya koyuyorduk.

Ben en çok Ayşegül’le anlaşıyordum. Bu yüzden sorularımın da, türlü abukluklarımın da muhatabı en çok o oluyordu. İsim konusundaki çekincelerimi açtığım ilk kişi de oydu. Ayşegül bıkmadan usanmadan, ama beni hiç de yormadan kısa ve net cevaplar verirdi. Asla hamile ve şüpheci bir kadını düşünmeye sevk edip şüphe dehlizlerinde kıvrandırtacak cevaplar vermez, kısa, tok ve kesin cevaplar verirdi. Doğrusu bana da gereken buydu ve bu bilge cevaplar çok iyi geliyordu. Zira kafamda dönüp duran düşünce uğultularının sesini ancak bu kesinlik bozuyor ve beni tatmin ediyordu. En azından bir süre. 

-Ayşegül, isim konusunda kararsızım. Birisi seçtiğim isimlerden birine olumsuz birşey der diye sakınıyorum, kimseye anlatamıyorum, sence ne yapmalıyım?

-Söyleme kimseye. Beklersin, bebek gelince Kızılderililer gibi sen de duruma göre istediğin ismi verirsin.

-Ayşegül, annem diyor ki  beşinci aydan itibaren bebeği hissetmen, hatta tekmelerini duyuyor olman lazım. Ama ben emin olamıyorum karnımdaki tekme mi, yoksa uğultu mu?

-Bebeğin hareketidir o, sadece herşeyden olduğu gibi bundan da emin olmak istiyorsun. Ama bu öyle birşey değil.

-Ayşegül, bebekle konuşuyorum ama ismi olmadığı için kuvvetli bir hislenme yaşayamıyorum, sence ne yapmalıyım?

-Ona sevgi sözcüklerinden bir hitap seçebilirsin, mesela canım!

-Ayşegül, ben –canım-a müzik dinletiyorum, özellikle ney sesi, ama hiç de okuduklarım ya da filmlerden izlediklerim gibi olmuyor. Bebek koca hareketlerle tepki vermiyor. Sence benim bebeğim duymuyor mu, ya da müzik bahsettikleri gibi işe yaramıyor mu?

-Bakma sen onlara, abartıyorlar. Gerçek hayatta bebeklerin küçük, küçücük hareketleri olur. Ve biz çoğunlukla onları duymayız. Ancak bebek büyüdükçe hareketler de büyür.

-Ayşegül, sokakta hamile kadın patlaması var. Bu sene çok kadın hamile kalmış anlaşılan? Ne yana baksam bizden birilerini görüyorum. Senin zamanında da böyle miydi?

-Haha, evet benim zamanımda da öyleydi. Dilara’nın zamanında da öyleydi hatta annelerimizin, anneannelerimizin zamanında da. Ve hatta hatta senden sonra da öyle olacak.

-Nasıl yani?

-Çünkü daha önce dikkat kesilmemişiz. Şimdi algıda seçicilik ile her birini gerçekten görüyoruz ve çoğaldıklarını sanıyoruz. Oysa çoğalan sadece bizim dikkatimiz.

-Hmmm, iyiymiş…

İlerleyen aylarda sorularımın da ciddiyeti artmıştı. Ama Ayşegül’ün cevapları hep hem çok gerçekçi hem de çok tutarlıydı.

-Ayşegül, doğum nasıl birşey, gerçekten canın çok yanıyor mu?

-Canın yanıyor ama düşündüğün kadar değil.

-Çok gerçekçisin, sağol Ayşegül!

-Ayşegül, doğum vakti olduğunu nereden anlıyorsun? Bu kasılma dediğimiz şey artık  çok sık olmaya başlıyor.

-Hiç merak etme gerçeği olduğunda pek ala anlarsın.

-Sağol Ayşegül.

Ayşegül o dönemlerimin en iyi arkadaşıydı. Bilirdim ki bir soru sorduğumda, ya da bir endişem olduğunda  ne beni korkutmamak için konuyu zayıflatır ve ne de korkutmak için abartırdı. Hep en doğal olan o ince çizgide durmayı başarırdı. Ve verdiği cevapların bunca gerçekçiliğine rağmen o anlatınca hiçbirşeyden gözüm korkmazdı. Beni normal doğum konusunda en çok rahatlatan da bu üslubuna rağmen gene Ayşegül olmuştu.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...