Teşekkür, Şükür, Çekilme, Çürüme

6 yılı aşkındır kimi zaman aralıksız, kimi zaman aralıklarla blog yazıyorum. Bu sırada her öğrendiğimi, her faydalı bulduğum şeyi şayet benim için vakti geçmemişse, anlamını yitirmemişse gücüm yettiğince paylaşıyorum. Blogun durağanlaştığı zamanlar Instagram’da paylaşmaya devam ettim aynı şekilde. Basit bir şarkıdan tutun da bir söze, kitaplardan filme, bir dehadan bir alime, bilinmesi gerektiğini düşündüğüm sanata, sanatçılara, blog veya Instagram profillerine, bir programa, pofuduk pankekten video yapımına ve  elişine dek, ne olursa. Hiçbir karşılık beklemeden sadece ve sadece paylaşmak adına yaptım her defasında.

Bilen bilir, reklamları geri çeviriyorum, karşılıklı tanıtıma asla yanaşmıyorum, maddi hiç ama hiçbir çıkarım, beklentim, ne de site hit kaygım şu bu yok. Pek çok güzel şey yazıyorsun, bunları kitabına sakla, orada burada yazık ediyorsun diyen yayıncılara rağmen, alma verme dünyasında karşılıksız iş yapma, zira insanlar bedeli olmayana kıymet vermez ziyan olursun diyen insanlara rağmen, salak, enayi, ve ucube etiketini yememe rağmen ısrarla yaptım bunu. Beklentisiz paylaşımdı niyetim ve belki şu çıkar dünyasında farkedilmese de, sessizce bir kırılma yaratmaktı niyetim.

Altı yıldır sayısız e-posta, mesaj aldım, sayısız konuda yazdı insanlar. Çoğunluğunu cevapladım. Kimi çocukları konusunda, kimi yurt dışında yaşam konusunda, kimi geçmişindeki acıları aktaracak bir yer aradığında, kimi İlahi arayış içinde olduğunda, kimi sadece paylaşmak için birini aradığında bilmediğimi de, bildiğimi de söyleyerek cevaplamaya uğraştım. Kendime ait vakti, aileme, çocuklarıma ait vakti harcayarak, tüm samimiyetimle.  Karşılık beklemedim, hiç! hatta karşılığı hissettiğim an ters tepki verip ilişiğimi kestim. İncelikten yoksun, karşısındaki maaşlı elemanı olsa bile hükmedemeyecek denli hükmedene bile ters çıkmadım çoğu zaman.

Çok insanı tanıttım buralarda gönülden. Bilinsin, yayılsın istedim güzellikler zira. Bir zorluk çektiysem paylaştım, zorlukları kolay etmenin tecrübe ettiğim yolları ile birlikte. Ne ki aynı yoldan geçen zorlanmasın diyerek. Gizlice takip eden oldu, sinsice fikir çalan oldu. Pusuda bekleyip paylaştığım basit bir şarkıyı bile Amerika’yı yeniden keşfetmiş gibi yayanlar oldu. Cümlelerimi tıpatıp kelimesiyle bir araya getirip paragraf üretenler ve bununla caka satanlar da oldu. Bu sırada kaynak kurumasın diye canım cicimler de havada uçuşuyordu. Gazeteciler bile izinsiz alıp paylaşıyordu yazıları. (Haberler mutlaka dikkatli birileri tarafından bana ulaştırılıyordu, yeniden teşekkür ederim bu inceliği gösterenlere)

Ben bilirimciler de çoktu etrafta. Şimdiye dek bilmem ne sebeple paylaşmamış şimdi birden ortaya atılan yahut biliyormuş gibi yapıp o bilgiyle bundan gayri etrafta rahatça kurumla salınanlar da.. Hepsinin ama hepsinin farkındaydım. Uzunca bir süre aldırmadım, ne ki çocukça, saçma ve ilkel geliyordu bana. An oldu takıldım ama aldırmayaya uğraştım.

Bu blog vesilesiyle tanışıp birbirini tanıyan onlarca insan, bir araya gelen ve hala arkadaşlıklarını devam ettiren insanlar oldu. Instagramda ha keza. Bazen dünya misyonumu sadece bundan ibaret sandığım bile oldu,  kafadar, hisdaş insanları bir araya getirmek ve geri çekilmek gibi… Bu durumu bile fırsata çevirenler oldu. Arkadaş bulmak için, tanınmak, alkışlanmak, bilinmek, sevilmek için küçük oyunlar içinde olan da çoktu. Farkettiğim an soğuduğum, anlaşılmayınca bunu kabahatim sayanlar da oldu. Aldırmamaya uğraştım.

Çok anormalliklerle karşılaştım. Yaşamak için maddi manevi rızkımı veriyormuşcasına küstahça ya da şuursuzca birşeyler isteyen çok oldu. Mesela, şu yazınız yayından kalkmış e-postama gönderin diye emreden, önce canım cicim harikasın deyip pohpoh girizgahı yapıp, bana ve eşime İngiltere’de bir yer ve iş verin diyen, çocuklarınızın kitaplarını ve giysilerini çocuklarıma gönderin diyenler, blogda ve instagramda, yorumlarda defalarca yazmama rağmen vakit harcamayıp benim vaktimi futursuzca harcamak isteyen ve pek rahatça video nasıl çekilir hemen anlatın diyenler, şu kimsemi takibe alın, diyenler olduğu gibi, babam bana sen birşey yapamazsın dedi, annem bana neden farklısın dedi benim travmam var beni alttan alacaksın gibi binbir zırva dinledim. Çok çıldırmamışsam adam gibi cevap verdim. Ama çıldırdığım zamanlar da oldu. Gene de aldırmamaya uğraştım. Bu esnada bir teşekkür ihtiyacı hissetsem de aman be canım, teşekkür bekleyen nefsin boşver bunları diyordum.

Ama bir şey oldu. Son bir kaç gündür olağanüstü şeyler yaşayıp ve olağanüstü şeyler öğreniyorum. Normalde dayanamaz mutlaka paylaşırdım. Ah bu çok etkili, ah bunu insanlar mutlaka öğrenmeli, ulaşabileceğim kim varsa onları mutlaka haberdar etmeli, deyip. Tam bugün farkettim ki, bunları yapmak içimden gelmiyor artık. Kendimi koşulsuzca ortaya koyuşumdan geçtim sanırım.

Bir süredir bilmediğim şekilde birşeylerden rahatsızdım, adını koyamıyordum, hatta bu isteksizlikle bilinçli olmasa da laylaylom ıvırzıvırlar yazıp duruyordum instagramda. Ama altın vuruşu yapan birşey oldu:

Son günlerde yoğun bir biçimde mail, mesaj aldım gene. Bloga da topluca cevap mahiyetinde birşeyler yazdım. Bu esnada beklettiğim insanların kimine özür dileyip ayrıca cevap da yazdım. Ne ki yana yakıla yardım isteniyordu ve karşılıksız bırakmak olmazdı. Peki, sayfalarca mail yazıp yardım isteyen bu insanlara cevap yazınca ne oldu? SIFIR tepki! Saatlerce yazdığım son yazı,  sırf facebookta 41110 kez okunmuş, çocuklar için bir yazım  25000 kez okunmuştu bir haftada, sonuç bir kişi dışında teşekkür eden yok sanırım. Çoktandır farkındaydım da bugün net olarak şunu diyebilirim, %99,8 oranda basit bir teşekkürden yoksun bizim insanımız, %1,2 gibi bir oranda teşekkür ediyoruz. İsterken rica eden çok, güzel dil döken (ki bundan da ayrıca hoşlanmıyorum) ama istediğini alınca ricası riya olan, teşekkür edebilen insan neredeyse yok. Empati yapayım diyorum, ı ıh olmuyor, kendimi yerlerine koyayım diyorum bu kez daha beter bir tablo çıkıyor. Zira bakıyorum, Anne Cafe vardı, Evgeny Grinko’yu ondan öğrendim diye onlarca yazımda her Evgeny deyişimde Anne Cafe de dedim. Bana Evgeny Grinko’yu Türkiye’ye sen tanıttın diyenlere, yo ilk yazan Anne Cafedir dedim. Yazılarım uzun oluyor ya çoğunluk bu detaylar yüzünden uzuyor, çünkü o isim bana nerden ulaşmışsa kaynağından bahsetmezsem haksızlık olacağını düşünüp rahatsız oluyorum.

Şimdi bakıyorum, teşekkür beklemiyordum evet, zira benim egoma yönelik birşey bu sanıyordum. Çalana, çırpana bile boşver diyordum. Kıymetsizlik ve pervasızlığa da. O kadar önemseme nefsini diyordum. Hep bu sebepten kulak arkası ediyordum. Ama bugün şu cümle ile başka türlü düşünmeye başladım.

‘Kula teşekkür etmeyen, Allah’a şükredemez’.

.

Basit bir teşekkürden yoksun insanlara verecek birşey olmadığını düşünüyorum bu yüzden artık. Çünkü iş benim benimin beklentisinden farklı birşeymiş. Belki de içinde olduğumuz bu kaos, bu çürümüşlük sadece bundan bile olabilir zira teşekkür şükre, şükür de bolluk berekete götürürken, tersi de darlık ve yokluğa götürür, götürüyor da zaten.

.

O yüzden bundan gayri, kişisel mailleri, mesajları, dm leri de cevaplamak için asla kendimi zorlamayacak, kendimin, ailemin zamanından çalmayacağım zira vakit değerli. Ne bulduysam yazayım, ne öğrendiysem anlatayım, aman şu faydalı şunu mutlaka paylaşayım demeyi bırakıp, binlerce hesap gibi ıvır zıvırla laylalom yapacağım illa yazacaksam. Ki dediğim gibi bir süredir başka şey içimden gelmediği için zaten böyle yapıyordum. Yazılarımı da kendimde toplayacağım. Bunları da erdemden yoksun yerlerden ve insanlardan da uzak tutacağım, hayırla, inşaallah. )

Son yazımı da tam bu sebeple kaldırdım. (Teşekkür eden 1 kişi vardı sanırım. Bunca yılda sırf teşekkür içn uzun uzun mailler yazanlar da oldu, işte %1.2 lik kesimdi onlar da, ben de yeniden teşekkür ediyorum bu insanlara)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.