Çok Kelimelik Büyülü Tek Kelimeler

Bazı kelimeler vardır, birkaç kelimelik bir tasviri tek bir sözcükle anlatır, hele bazısı çok güzel, çok latif durumları anlatır. Böylesi bir kelimeyi işittiğim an bir resim açılır önümde, sanki kelime zihnimde ötelenmiş güzel bir şeyleri ayaklandırır, hatta ayaklandırmakla kalmaz  çağrıştırdıkları ile bana özel bir film gibi gözünümün önünde o şeyleri canlandırır. Meftunum onlara. Yıllar önce ‘keanu’ kelimesinin dağlardan gelen esinti olduğunu okumuş, okur okumaz da o serin ve ferah esintiyi ta yüzümde hissetmiştim. Dahası o esintinin eteğine takılan görüntüler ile olduğum yerde  dağlara, dağ köyünün birine gitmiştim.  Küçüklüğümden beri ilginç ve güzel kelimeleri anında cımbızlayan, cımbızladığıyla hemen hasbihal eden, hayalle etrafında dönen ben yıllardır peşindeyim böylesi güzel kelimelerin.

İki yıl önce BBC Türkçe’nin böyle bir listesini görmüştüm. Karşılığı olmayan kelimeler diye. Bir kısmına bayıldım. Ara ara Türkçe’de böylelerini aradım, maalesef pek de yok, daha doğrusu eskiden varmış ne yazık ki şimdilerde yok.

Yıllarca dilin kültür üzerindeki önemine dair sözler duydum. Bir türlü bu konu ne derece etkin anlamadım. Ancak şimdilerde anlıyorum ki kelimelerin içindeki mana ne denli yüksekse, kullanan da yükseliyor aynı şekilde. O mana aslında göremediğimiz bir cisim olan enerjisi ile sarıp sarmalıyor bizi. Bu yüzden de güzel konuşmak önemli. Ama aynı zamanda şu var, dildeki kelimeler ne denli latif ise o dili konuşanlar da o derece latif oluyor.  Mesela geçen gün farkettiğimiz birşey var evde, İngilizce’de ‘poor’ fakir demek ama aynı zamanda zavallı da demek. Haliyle bu dil ile yetişen kişi yoksul birinin zavallı olduğu manasıyla büyüyecektir. Haliyle maddesel yokluk, zavallılık olacak gözde. Zira fakirlik zihne temelden zavalıllık olarak işlenmiş olacak bir kere. Ki Batı felsefesinde genellikle olan bu, maddesel kısmın ağırlığı. Tersi bir örnek olarak Doğu dillerine baksak, özellikle de incelikli kelimeler konusunda epey gelişkin bir dil olan Japoncaya. Örneğin Japonca’da komorebi kelimesi ‘güneş ışınlarının ağaçlar arasından süzülüp yarattığı alacalı ışık’ anlamına geliyormuş. Haliyle bu dille büyüyen kişi de süzmeli ışıkları kısaca etrafında olan inceliklerin farkında olarak yetişecektir.  Anlaşılıyor ki dil, o kültürün yaşam felsefesini belirleyen, yaşam felsefesine şekil veren şey oluyor. Yanısıra dil ne denli geniş ise hayal de o denli geniş oluyor. Hayal ise başlıbaşına devasa bir konu.

.

Gelelim güzel tasvirli kelimelere:

Duende (İspanyolca): Bir sanat çalışmasının bir insanı derinden etkileyen gizemli gücü.

Luftmensch (İbranice) : Hayalci insanlar. Direkt manası hava insanı imiş. Aklı bir karış havada misali.

Boketto (Japonca): Özel herhangi birşey düşünmeksizin uzaklara dalıp gitme halini anlatan bir kelime.

Gökotta (İsveççe): Sabahları kuşları dinlemek için erken uyanmak veya doayı izlemek için erkenden dışarı çıkmak.

Wabi-sabi (Japonca): Herşeyin içindeki güzelliği görebilmenin, yaşam ve ölümün doğallığının ve hata yapma payının bir döngü olduğunu ve bu döngünün güzelliğini niteliyor. Japon halkı arasında bir bakış açısını anlatırmış.

Sobremesa (İspanyolca): Öğle ya da akşam yemeğinden sonra yemeğ birlikte yiyenlerin arasındaki kısa sohbet.

Aranyhid (Macarca) : Güneşin suya yansıması.

Utepils (Norveççe) : Güneşli bir günde açık alanda içecek keyfi yapmak.

Fika (İsveççe): tatlı bir şey yerken yanında kahve içmek.

Fernweh (Almanca): Hiç gitmediğiniz,  daha önce orada bulunmadığınız bir yere karşı duyulan özlem.

Commuovere (İtalyanca): Özellikle bir hikayeden çok etkilenip heyecanlanmanızı ve içinizin açılmasını karşlayan kelime.

Tretar (İsveççe): Kahve fincanını ikinci, üçüncü kez tazelemek

Cafune (Portekizce): Birisinin saçlarında elini nazike dolandırma isteği.

Waldeinsamkeit (Almanca) : Ormanda tek başınaymış gibi olma hissi’ anlamına geliyor. hem yalnızlık hem de doğa ile bütünleşme anlamı veren bir kelime.

Palegg (Norveççe) : Bir dilim ekmek üzerine sürülebilecek birşey, herşey.

Gufra (Arapça): Bir avuçta biriktirilebilen su miktarı.

Destinesia : Bir yere gidip oraya neden gittiğini unutma hali.

Toska (Rusça): Ortada belli bir sebep yokken hissedilen derin keder.

Tartle (İskoçça): Birini bir başkasıyla tanıştırırken ismini unuttuğunuz için duyduğunuz çekinme hissi.

Saudade (Portekizce): Artıkolmayan, kaybolan ya da giden birine, bir şeye duyulan sürekli özlem.

Kalpa (Sankskritçe): Zamanın kozmolojik akışı.

Kilig (Filipinlerde konuşulan Tagalog dilinde): Karnında kelebeklerin uçuşması. Manevi gerekçelere dayanan ve bünyeyi allak bullak eden heyecan veren, düşündükçe hoş eden anlar.

Hiraeth (Galce): Geçmişte yaşanan, varolan ama artık dönmenin mümkün olmadığı bir yerden, aslında hiç var olmayan bir yeri özlemeye dek geniş manaları olan kelime.

veee gelelim eski Türkçe’de sevdiğim kelimelerden bazısına:

HEMHEME: Ağaç yapraklarının rüzgarın esintisi ile çıkardığı ses .. En sevdiklerimden…

Neşve: Sevinç sarhoşluğu

           Yakamoz: Denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı

Terennüm: Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme

 …

Bu konuya nereden geldiğime gelince… Bazı durumlar var, mesela üzerine güneş ışığı düşen yaprağın neonlu, şeffafımsı bir renge kavuşması, mesela ağaç yapraklarının ışık-gölge oyunu gibi yerde oluşturduğu şekillenmeler, ya da duvarda, mesela bir yaprağa düşmüş çiğin titreşimi, mesela bir çiğin üzerinden görünün (yansıyan) dünya, mesela bir çimenin ucuna takılı kalmış inci tanesi gibi parıldayan bir çiğ damlası; aşağı doğru sarkık, mesela güneşin uzattığı ağaç gölgelerinin şeritli hali, mesela ışık alan bir kedinin tek tek parıldayan tüyleri, ya da ışık alan bir çocuk saçındaki tek tek parıldayış, bir çayın buğusunun uzayışı göğe doğru, soğuk havada görünen nefes alışları insanların, hayvanların vesaire, işte farkettim ki böylesi halleri sürekli uzun uzun tasvir ediyorum. Oysa komorebi, hemheme gibi tek kelimeyle anlatılılabilirdi bunlar. Hem daha az yorucu olurdu, hem de en önemlisi bu kelimelerin içiçe geçtiği hayat da incelirdi. Düşünsenize dilinde neonlu, şeffaflaşmış yaprak olan bir insan hiç o şeffaf yaprağı görmeden yanından geçip gidebilir mi? Ya da çiğin titreşimini gören.. ya da ışık-gölge oyunlarını gören.. Ve kimbilir daha neler var böyle.. O zaman da her yana serpiştirilmiş halde bulunan bunca güzellik farkedilir, görünür olmaz mıydı, ve o zaman kainat kitabı olağanlıkla okunmaz mıydı? Farkındalığımız daimi olarak  yüksek olmaz mıydı?

 

Bilmiyorum var mıdır böylesi durumları tasvir eden kelimeler, varsa ortaya çıksa, yoksa da bulsak, dilimize yerleştirsek, çocuklarımız bu incelikli kelimeler ile büyüse, farkındalıklarını korusak ve artırsak bu vesileyle, hayatın sadece okul okumaktan ya da kitap okumaktan ibaret olmadığı, asıl yapmamız gerekeni kainat kitabını okumayı da doğal hal olarak hayatımıza katsak, buradan kalp kitabına giden yollar açılsa .. çok istiyor, hayal ediyor, üzerinde düşünüyor, dostlarıma da danışıyorum.. Belki bir yol bulunur.. hem hayalini kurduran yolunu da açar inanıyorum. Varsa fikirleriniz lütfen yazın, olur mu?

 

Kaynaklar: BBC Turkçe, Radikal , Portakal Tercüme, Milliyet , Çeviriblog 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...