İçimizdeki Müthiş Güç: Hayal Hazinesi’ni Uyandırmak

Einstein bir arkadaşına evinin yanındaki evden bahseder, arkadaşı da iyi ama orada ev yok ki der. Kendinden gayet emin cevap verir Einstein, ben hayal edersem olur.  Karısı ondan boşanmaya yanaşmayınca, Nobel’i aldığımda tüm parayı sana vereceğim diye karısını ikna eder. Alırsam değil, aldığımda, olmuş bitmiş kesinliğinde konuşur yani.. dahası karısı da inanır dediyse olacağına.

Tesla, Einstein gibiler çok emin konuşurmuş ya, geleceği görürmüş gibi bir keskinlikle. Tesla, küçük hesaplarla hiç uğraşmadan işine bakmış, maddiyatçı modern dünya onu kaybeden gibi lanse etmiş durmuş ya, ne ki kazanmak sadece şöhret ve parayla, sayılarla, istatistiklerle ölçülüyor bu dünyada, ama bakın Tesla nasıl emin ne söylemiş;

Bırakın doğruları gelecek söylesin, herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.

Gelecek onun olmuş hakikaten, ışıyor şu an yaptıkları ve kıymeti gün be gün daha da anlaşılıyor. Bana bu insanlar hayat sırrına ulaştıkları için bize dahiymiş gibi geliyor diye düşünürüm hep.

Gene Einstein der ki, çok zeki olduğumdan değil, uğraşıdan vazgeçmediğim için başarıyorum. Çünkü inanır başaracağına. Muhtemelen devam edebilmesindeki itici güç bu kuvvetli inançtır. Ve gene der ki Einstein, kendimin diğer insanlardan daha zeki olduğunu düşünmüyorum. Onlardan tek farkım hayal gücümü daha etkin kullanıyorum. Ki Einstein’in beyni yıllarca türlü biliminsanı tarafından incelendiğinde ortaya çıkan sonuç tastamam hayal kırıklığıdır. Zira Einstein’ın beyninin, normal bir insanın beyninin 3/4’ü kadar olduğu tespit edilir.  Hatta küçükken aptal olduğunu düşünürmüş çevresindekiler.

Einstein ve Tesla’nın bir ortak özelliği de, adına ‘düşünce deneyi’ denen şeyi yapmaları. Yani birşeyi zihinlerinde detay detay canlandırıp öyle gerçekleştirmeleri. O kadar doğal bir şeymiş ki bu onlar için, diğer insanların bunu yapmıyor olduğundan haberdar dahi değillermiş. Einstein zamanın göreceliğini bu düşünce deneylerinde keşfetmiş, Tesla tüm buluşlarını önceden zihninde çizip uygular gibi tasarlamış, öyle ortaya çıkarmış. Hani bizler projeler yazıp çiziyoruz, yeniden deniyoruz ya, O bütün projeyi kafasında bitirip öyle somutlaştırıyormuş.

Düşünce, düş, hayal, imgeleme, canlandırma, tahayyül, tasavvur mevzularına bu bilgilerden sonra bulaştım. Hz. Mevlana’nın, İbni Arabi Hz.nin, Hazret İnayet Han’ın ve pek çok alimin aynı düşünceyi farklı cümlelerle ne çok ifade etmiş olduklarını gördüm ve çok, çok heyecanlandım. Ve aslında o cümlelerin çoğunu çok kez duymuş, okumuş, hatta kimini blogda yazmış olsam da ilk defa farklı bir şekilde uyandım. Henüz hakiki idrakinden çok uzakta olsam da, hani uzakta bir aş kaynar, leziz mi leziz, bilirsiniz ki size ulaşan bu kokulu is ondan bir zerre izdir, işte tam öyle, bu işte akıl uçuran bir kaynak/sırların sırrı olduğunu hissettim kuvvetle ve işin peşine düştüm.

Düşün içine düşmek diyordum bir ara, yaşar gibi işlemek hayalleri, nakış gibi ince ince, işte tam öyle. Bu dünya çok, çok büyülü bir dünya. Ve bir sır işte bu. Hatırladım ki küçükken ne çok yapıyormuşum bunu, oturduğum yerde bırakın dünyayı, uzayı gezerdim. Taş evlerin taş sokağın içindeki o evden dışarı çıkmadan yeşillikler içindeki bilmediğim bir yerlerde koşardım ve şimdi bakıyorum da onları yaşıyorum. Einstein diyor ki gene, hayaller gelecek etkilerinin ön izlemesidir. Ben de gelecekten bir zamanı gördüğümüzü düşünürüm hayal ederken. Derler ya, Allah kabul etmeyeceği duayı ettirmezmiş, yaşatmayacağını da hayal ettirmiyor sanki. Bir kaç zaman önce bir dost bunun Hz. Osman’ın sözü olduğunu yazmıştı, maalesef doğruluğunu teyit edemedim, ancak düşündüm bunun üzerinde uzun uzun. Mesela bazı şeyleri zorlasam da hayal edemiyorum, olmuyor, ya iğreti ya sıkıcı oluyor, hissi zayıf ve gözde canlanmıyor.. ama bazı şeyler de kendiliğinden film gibi önümde açılıyor. O kadar gerçek ki içine girip orada yaşıyorum nerdeyse. Ki gerçek ne, hayal ne o apayrı mevzu. Defterlerimden birine ne ara bilmem, kocaman harflerle ve bütün bir sayfayı dolduracak şekilde şunu yazmışım; Düş, en hakiki gerçektir. Önceki gün tevafuken açtığım yerde bu cümleyi görünce hayret ettim, nasıl oluyor da bunca emin yazmışım bu cümleyi diye. Ancak ilginçtir ki, giderek inandığım şeye dönüşüyor bu. Zira ulaştığım kaynaklar bana sık sık bunun farklı versiyonlarını söylüyor.

Eminim herkeste oluyordur bu, mesela bazı duaları ettiğimde o dua öyle bir canlanır ki gözümde, duanın içine girer, içine girdiğim yerde yaşayan birine dönüşürüm. Ve ne zaman bu şekil gözümde canlansa dua, içine girsem müthiş bir gönül ferahlığı,  tarifsiz bir tatmin hissederim. Hatta öyle tatmin edici gelir ki o içine düştüğüm o canlı dua, kabul olsun olmasın derdim kaybolur, içim sevinçle hayatıma devam ederim. Muhtemelen o  bir kaç saniyede, açılan o pencerede o duayı zaten yaşadığımdan olur bu sevinç ve tatmin duygusu. Derler ya, dua meditasyondur, meditasyon dediğimiz de derinleşmektir esasta, işte derinleşip içine girdiğimizde onu yaşıyoruz o esnada. Bazı dualar var, özellikle ariflerin derlediği, onlarda da var bu kuvvetli his.

Hayal diyoruz adına ama benim için tam ifade: ‘CANLANDIRMA” Bu ifadeyi bulduktan sonra çok şey açıldı sanki içimde ve dışımda. Arifler diyor ya, muhayyile, tasavvur (İngilizce visualization dedikleri) ruh üflemek gibidir.. Canlandırma, can verir gibi oluyor kişi tasavvur ederken o hayali. Cavit Utku’dan duyduğum, ‘yaratılmış yaratım gücü’ ifadesi çok manidar geliyor bana bu yüzden. . Ve bence Yaradan tarifi yapılamaz, çok büyük bir güç bahşetmiş bizlere de farkında değiliz. O kadar küçük hesaplar ve işler peşindeyiz ki bu gücü farketmek, farkedip güvenmek, denemek aklımıza dahi gelmiyor. Belki bu yüzden Tesla’nın para, mal, mülk, aile kurmak dahi umrunda değildi. Öyle büyük bir varoluş içindeydi ki bunlar toz kadar kıymetli değildi  gözünde. Nasıl ki Star Wars’da Jedi’ler eğitime başlarken gücünden bihaber oluyor, ya da Matrix’te Neo.. Önce haberdar olup, sonra az farkına varıp giderek kavrayıp hakimiyet kuruyorlar o güç üstünde.. Öyle gibi geliyor bu da bana.

 

Şimdi derlediğim bir kaç sözü ve alıntıyı buraya ekleyeyim:

‘Birçok kişi onu hayal aleminde addetse de, inancın ne anlama geldiğini hayatlarında kanıtlayanlar Bayezid gibi insanlardır. Bayezid, Mekke’ye Hac yolculuğuna çıkmıştı. Yolculuğunda bir derviş yo kenarında oturuyordu. Bayezid bu manevi zata saygısını göstermek için yanına gitti ve duasını almak için yere oturdu. Derviş ona, nereye gidiyorsun, diye sordu. Bayezid, Mekke’ye gidiyorum, dedi. İş için mi? Bayezid afallamıştı, hayır, Hac için. Hac için mi? Hac da ne yaparlar? Bayezid cevapladı, Kutsal Kabe taşı etrafında yürürler. Derviş dedi ki, o Hac için uzağa gitmene gerek yok. Benim etrafımda daireler çizer ve geri dönersen haccın tamamlanmış olur. Bayezid, evet, buna inanıyorum, dedi. Dervişin etrafında daireler çizdikten sonre eve geri döndü. İnsanlar, Kabe’ye hacca gittin mi, diye sorduklarında Bayezid, evet, canlı bir Kabe’ye hacca gittim, dedi.

İnanç, tahayyülden ibaret değildir. İnanç kendi içinde mucizedir. Çünkü inanç yaratıcıdır.

….

Örneğin bir kişi bir Lira karşılığında bir sürü kuruş alabileceğinden emindir. Buna herkes inanır, çünkü kanıt ortadadır. Bunu ispatlamak için kişinin uzağa gitmesine gerek yoktur, yalnızca bankaya gitmesi yeterlidir. Ancak ortada kanıt olmayınca inanç zordur. Bu, tıpkı havada bir kale inşa etmeye benzer. Ama o kale sonradan cennete dönüşür.

Varolmayan bir şeye inanırsak, inanç onu var edecektir.

İnandığımız bir durum varsa ve o durum mevcut değilse bile, üretilecektir.

İnananın zihni ile inanmayanın zihni arasındaki farka gelirsek. İnananın zihni bir fener gibidir, inanmayanın zihni ise adeta ışığını yaymasına izin vermeyen bir şeyle örtülmüş gibidir.

Bedenin şifası ruhun şifası – Hazret İnayet Han

.

‘Imajinasyon her şeydir. Hayatın gelecek etkilerinin ön izlemesidir.”  Einstein’

 

‘Yaşadıklarımız düşündüklerimizin sonucudur.’ Buda

‘Niyet, hayale aşıktır.’ Semerkand Dergi

‘Hayal edilen, görünen kadar gerçektir.” Pir Ziya İnayet Han

‘Evlere, köşklere bak, bunlar da yapılmadan önce, mühendisin zihninde, düşüncesinde birer masala benzerdi. Hoşumuza gittiği için seyrettiğimiz, sofası düzgün, tavanı, kapısı uygun bir şekilde yapılmış filan ev, mühendisin zihnindeydi. Mühendisin zihnindeki o düşünce aletleri hazırladı. Ormanlardan kesilen direkleri getirdi. Böylece ev yapılıp meydana çıktı.

Her sanatın, her hünerin aslı, temeli, mayası, hayalden, düşünceden başka nedir ki?’ Hz. Mevlana

 

 

‘Hayalin en belirgin fonksiyonu cisimsiz/bedensiz olanı cisimleştirmek, cismani olanı ise ruhileştirmek veya inceltmektir.

Bediüzzaman’a dönersek, Muhakemat’ın İkinci Makalesi olan Unsuru’l-Belağat’ta da, şiiri, cansızlara ruh üflemek, onları canlandırmak, hayat vermek biçiminde tanımladığını görürüz. Bunu ise, dış ve iç etkilerle tahrik edilen ve çeşitli görsel imgeler üreten hazinetü’l-hayal yapar. Yani duygular, çıplak olarak hayal hazinesine girer ve orada herbiri kendisine uygun bir biçimi giyer. Hazinetü’l-hayal tabiri İbn Arabi’de de karşımıza çıkar: ‘En dar anlamda hayal, aşağı yukarı, İngilizcede ‘imagination’ olarak bilinen insani yetiye tekabül eder. Bu, nefsin, cismani olanla ruhani olan arasında köprü kuran, kendine özgü bir gücüdür. Bir yanda hayal, duyularla algılanan cismani şeyleri, ruhanileştirir ve bunları hafızada biriktirir; öte yandan da kalpte algılanan şeyleri onlara bir şekil ve kalıp vermek suretiyle cismanileştirir. Nefisteki ‘hayal hazinesi’, hem dış hem de iç dünyadan devşirilmiş hayallerle dolu bir hazinedir. Herbir hayal, hem şeffaflık hem yoğunluk, hem aydınlık hem karanlık, hem apaçıklık hem kopkoyuluğun bir karışımıdır.’

Hayal, İlahi belirtileri kavrama ve anlamlandırma sürecinde oldukça işlevsel bir rol yüklenir. İmaj dünyası olarak muhayyile, az önceki alıntıda görüldüğü üzere, görünür alemin görünmeyen alemdeki arketiplerine bizi ulaştırır. Ayrıca, alemin tümü, bizatihi bir ‘hayal’den ibarettir. Bu, İlahi birlik ilkesinde batına doğru yol almış tüm ariflerin ortak kabulüdür.’

Sadık Yalsızuçanlar

….

Derlenecek sayısız kamil cümle, özlü söz var bu konuda. Şimdilik burada bırakıyorum. Bırakırken şunu diyorum, bizlere hayal gücü sanki sırf yaratıcı bir sanat eseri ortaya çıkarmak, hiç olmayanı keşfetmek için lazımmış gibi anlatıldı. Hatta dedik ki çoğumuz, benim hayal gücüm yok. Oysa hepimizin tam da Said Nursi Hz.nin dediği gibi hazinetü-l hayali var. Evet tam da bu, hayal hazinesi, bir hazine olan olan hayal. Şimdi o hazineyi tozlarından arındırıp, ortaya çıkarmak ve hayatın her anına koymak vakti..

Esasta bu muazzam güç manevi tarafımızı kuvvetlendirmede tam yerini ve hakikatini buluyor. Ama belki kendimizi ikna etmek için, minik denemeler yapabiliriz. Mesela kırlar içinde bir ev hayalimiz var diyelim. Canlandırın bunu gözünüzde, ilmek ilmek işleyin bu hayali nakış gibi.. kapısını, penceresini, kapı ve pencerenin rengini, penceresindeki çiçekleri, o çiçeklerin cinsini hayal edin.  Çiçekleri sulamak üzere olduğunuzu, misal yeşil renkli sulama kabına uzandığınızı,  mesela bir sardunya ise bu, şu an onlara yeşil kaptan su döktüğünüzü, suyun damlacıklarını, hatta topraktan taşmasını, toprağın suyla dolmasını, kırmızı çiçeklerinin kadifemsi yapraklarını ve onları sevdiğinizi canlandırın gözünüzde… Bir film gibi.. mümkün olduğunca tüm duyularınızı katın devreye. Kokusunu içinize çekin.. Sonra diğer pencereye geçim,  diğer hayali çiçeklerinize… Kuş seslerini duyun etrafta… belki ayaklarınız çıplak, toprağa basıyorsunuz… Toprak da mutlulukla tepki veriyor size… Hafif bir rüzgar var, eteğinizin uçlarını havalandırıyor… Belki bahçeye asmış olduğunuz nevresimlerin eteklerini şişiriyor.. Mutfak penceresinin perdesini uçuruyor bahçeye doğru.. ah evet fırına koyduğunuz kekin kokusu dağılıyor sonra etrafa.. güzel dostlarınız, komuşlarınız var gelecekler az sonra…  ağaç altındaki masayı ışıklandırmışsınız, hazır masa… gibi gibi.. Gece uykuya geçmeden hele bu tatlı hayaller geceyi de yumuşatıyor.. Ve inanın çok hoş bir duygu isanı kaplıyor. Meditasyon gibi bir şey oluyor zaten böylesi hayaller.. İşte böyle detay detay detaylandırdığınızı bir gün bakıyorsunuz ki yaşıyorsunuz sonra.. Nasıl, ama, ya, fakat demeden lütfen sadece o düşün içine düşmek üzere bırakın kendinizi..  Ve lütfen küçük görmeyin ve küstürmeyin bu gücü… Bu minicik ve belki önemsiz hayallerle hem talim etmiş oluyoruz hayal gücüyle, hem tecrübe kazanıyoruz ve gide gide bu gücü makul yerde kullanmayı öğreniyoruz… Ve inşaallah aslolana yol almaya yolunda güç olarak yanımıza katıyoruz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...