Gönül Ferman Dinlemiyor

Selim’den beri bunca düşünmedim bu konuyu, Kerim’den beri düşündüğüm kadar.  Ölçüyorum, tartıyorum, nerdeyse her an, lakin bir karara varıp da, zihnimin derinliklerine gönderemiyorum mevzuyu. Ve haliyle teskin edemiyorum ne kendimi, ne de düşüncelerimi.

Kalabalık bir ailede büyüdüm ben. Çok kalabalık. Kalabalık aileleri severim bu yüzden.  Tek çocuklu, iki çocuklu aileler kuru bir ağaç dalı gibi gelir bana hep. Verimsiz, çorak ve ıssız bir toprak sanki. İki çocuklu bir aile olmayı kabullenemiyorum galiba bu sebepten.Yanısıra çocuklara düşkünüm ben. Bakmayın her an çıldırmanın en üst seviyesinde dolaştığıma, seviyorum çocukları, hala ve hala. Hep öyleydim zaten. Küçüklüğümden itibaren büyüklerin aksine hoşsohbetimdir çocuklarla. Onlarla birarada olmak, vakit geçirmek çılgınca, bazen sadece seyirci kalmak doğallıklarına ve devamlı oyun halinde olmalarına, çok büyük keyiftir bana. İşlerden fırsat bulup da annelikte yalınlaştığımda halen çıkar çocuk sevdam ayyuka.

Garip bir çiftiz sanırım İ. ile. Kesin ve kati bir konuşma geçmiyor aramızda böylesi bir mevzuda bile. Konuşmaya kalksam havada kalıyor mevzu her seferinde. Kerim’in ilk aylarında küçülen giysilerini kaldırmaya yeltenirken – Giysilerini saklasak mı, yoksa elden çıkarsak mı?- diye sordum İ. ye. -Belki başka çocuğumuz daha olur, saklayalım- dedi İlter de. Konu kapandı öylece. Saklamaya başladım ben de. Selim’de İstanbul-Moskova-Petersburg-İstanbul ekseninde göçebeleştiğimizden dağıttık ne var ne yoksa. Bu kez yerleşiktik ya İstanbul’a, küçülmüşleri  toplamakla akıllıca hareket ediyorduk sözümona. Lakin beyhude bir uğraş içindeyiz gördüğüm kadarıyla. Zira bir başına dört duvar arasında, son derece konforsuz koşullarda, annelik yapayım, derken ilerlemek hastanelik olma  yolunda ne yapmam gerektiğine dair işaretleri veriyor bana esasında. Gönülden 3.çocuk hayalleri geçiyor, lakin mantık buna geçit vermiyor.

İstiyorum ki çoğalalım. İstiyorum ki cıvıl cıvıl olalım. İstiyorum ki ilk ikisinde içimden geçen -erkek olacak- hissine karşılık, 3. olursa -bu kez kız olacak!- hissine kendimi bırakayım. İnsana canından can, kanından kan karındaşından daha yakını yokken istiyorum ki çocuklarıma iyi bir armağan bırakmaya vesile olayım. Lakin olmuyor da olmuyor.

Selim’in bebekliğini doya doya yaşayamadım ben. Zordu. Çok zordu Selim. Aklım fikrim her bir zorluğu atlamadaydı. Kolik zamanlarında başlayan çeteleye çentik atma işi her aşamada korudu kendini. Dolayısıyla geçsin de geçsin dedim hep bebekliği. İçimde uktedir bu mevzu. Kerim’de ise nispeten tadına varıyorum bebek sahibi olmanın. Onu koklamanın, onunla uyumanın, onunla oynamanın tadını çıkarma peşindeyim. Lakin genellikle kaçıyor anlar. Bir bebek daha olsa tadına varabilir miyim, emin değilim. Daha çok dağılıp, daha derbeder olabilirim. Muhtemeldir ki derbeder de derim. Olsa etrafımda şöyle yükü alan insanlar; keyifle, gözlerinin içine bakan, onlar için içi titreyen dedeleri, büyükanneleri, yahut yardımcıları, bakıcıları ve bir önceki postta Özlem’in dediği gibi sadece annelik yapabilseydim; eminim ki 3.çocuğa gönül rahatıyla evet derdim. Hatta 4, 5 isterdim. Lakin bu koşullarda olmuyor da olmuyor dediğim gibi.  Yanısıra esirikliğim olmasaydı. Kaçma isteklerim, yalnız kalma ihtiyaçlarım delirtmeseydi zaman zaman. Olsaydım Angelina Jolie gibi, içimdeki alaturka kadını durdurmazdım tıpkı annem gibi, dizerdim peşisıra bebeleri. Lakin olmuyor da olmuyor dediğim gibi. De gönül ferman dinlemiyor, mantığımı ezip geçmek istiyor. Üstelik yaşadıklarımı unutturduğu yetmezmiş gibi, yaşayacaklarımı da güllük gülistanlık gösteriyor her zamanki gibi.

Siz nasıl karar veriyorsunuz sahi?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.