Alerjik Astımlı Çocukla Yaşam

Selim’in Alerjik Astım hastalığı var. Malum çağımızın hastalığı. Mevsim geçişlerinde ve kış aylarında bizi yere seren bir meret. Üstelik Rusya’da iken bu denli şiddetli değildi. Ne zamanki İstanbul’a temelli dönüş yaptık, ondan sonra perperişan oldu Selim. Temiz havayla doğrudan ilgisi olduğunu sanıyorum. Zira Moskova ve daha ziyade Petersburg bol karlı ve yeşillikli bir yer olduğu için havası İstanbul’a göre çok daha temizdi. Bir de sanırım anne sütü alması da etkendi o dönemde hastalanmayışında. Nitekim anne sütü alerjik belirtileri ötelermiş. Rusya’da ilk hava değişikliğinin ardından ciddi bir hastalık geçirmedi Selim ancak 15 günlük Türkiye tatillerinin tamamının zehir zemberek geçtiği çok oldu.

Geçen kış Domuz Gribi abartısı vardı malum. Bu hastalığın, Selim’in hastalığının ve benim de hamileliğimin korkusuyla ilaçsız ne yapabilirim’in peşine düşmüştüm. Bu zamanlarda her sabah Selim’e pekmez ve fındık+ceviz+badem+bal karışımı veriyordum, mesir macunu kıvamında.  İşe yarıyordu zannımca, zira Selim bütün kış hastalanmadı. Bu macunun tek handikabı; Selim’in enerjisi tavan yapıyor ve zaptedilemez duruma geliyordu. Öyle ki Selim zeminde yürümeyi unutmuş, koltuk üsterinde koşar, zıplar, hoplar olmuştu. Hepsine razıydım, yeter ki hastalanmasındı. Selim bu işkenceden ilacı aldığında kusmaya başladığında kurtulabildi ancak. Ne yazık ki ilkbahardı ve okula da başlamıştı. Zamanla berbattı. Selim hastalandı elbette. 2 gün okula gidiyor 3 gün yatıyordu devamlı. Ve ciğerleri sökülürcesine, geceleri uyutmamacına öksürüklere boğuluyordu. Aylarca ilaçların biri bitmeden diğerlerine geçiyorduk. Kullandığımız ilaçlardan biri Singulair idi. Faydalı olmasına oluyordu da, Selim bu ilaçla deliye dönüyordu adeta. Uyuyamıyor, aksileşiyor, öfkeli, sinirli, kontrol edilemez, kesinlikle söz dinlemez oluyordu. Öyle ki ben “imdaaaat” diye çığlıklar atarak dört dönüyordum evde. Üstelik hamile idim. Sonradan durumu farkettik de ilacı kestik ve kısa bir süre sonra normale döndü Selim.
Bir kaç hafta önce, Selim’den ilk korkunç işaretleri alınca, endişeleri bertaraf etme yoluna girdim. “Yoktur birşey, yoktur, geçer.” diye avuttum kendimi. Öncü belirtileri kessin diye çoğu zaman işe yarayan arı sütü  ilacı Propolsaft’ı verdim hemen. Normalde işe yarardı. Ancak gelen kuvvetli bir dalga idi belli ki. Öncü ilaçlar işe yaramaz oldu. Kuru öksürükler giderek şiddetini arttırdı taa ki gece uyutmaz olana dek. Ardından da kuru öksürük yerini gümbürtüye çevirdi. Selim’in yüzü sarardı, gözaltları karardı ve dudakları bembeyaz kesildi. Oldukça sağlıksız dolanıyor ortalıkta velhasıl. Gene ilaç bombardımanına başladık. Ve gene yan etkilerini unuttuğumuz Singulair’e de başladık. Bir kaç gün önceki delirmelerimin kaynağı büyük oranda o imiş meğerse. Selim gene çıldırdı, gene uyumaz, uyutmaz oldu. Üstelik İlter gene yurt dışında. Üstelik tık sesine zıplayan bir bebek de var evde. Gece Selim öksürük krizlerine tutuluyor-bebek ağlıyor, bebek ağlıyor-Selim uyuyamıyor, sabaha dek aşıklar gibi atışıyorlardı vesselam. Bana da zombilik düşmüştü. Ve kabus dolu günler bu gecelerin ardından. Gündüz de öksürük krizine boğulan Selim kah bebek uyanmasın diye kafasını yastıklara gömüp öksürüyor, kah “Ayy, ne zaman bitecek bu gıcık!” diyerek şikayetleniyor, kah teslimiyete geçiyordu. Derken doktor ilacı anımsatınca, uyanıp kestik derhal. Şimdi tam aksine uyku veren Zyrtec’e geçtik. Öksürük krizleri azaldı. Uyku süresi uzadı Selim’in. Gece huzursuzluğu da geçti çok şükür.
Rus kadınlarının adeta görev bilinciyle yerine getirdikleri bir şey vardı, hayranlıkla izlediğim. Çocukları günde 2 kez, kar kış demeden dışarıya çıkartır, pislik, çamur, çöp, sokak köpeği, kedisi aldırış etmeden herşeye temas etmelerine izin verirlerdi. Üstelik doğumdan itibaren başlarlardı bu ritüele. Biz modern (!) Türk anneleri ise aşırı hijyen takıntısı, aşırı koruma içgüdüsü ile doğaya karışmadan, temastan uzak bir ortam içinde zemin hazırlıyoruz alerjiye. Hele ilk çocuklarda tam sapıtık oluyor insan. Ben de Selim de herşeyi kaynat, aman yere düştü sakın verme, sterilize et vs. ile bozmuştum. 2.çocuk bu yüzden keyif oluyor, “Amaaan canım n’olcak, deyip yere düşen dişliği alıp veriyorum nerdeyse. Çocuğun mikropla karşılaşmasına izin vermek gerekli bence. Ve bünyenin bu mikroba alışmasına. Görmemişlik yapıp zavallıları hastalıklı yapmasak keşke.
Şimdi “Her işte bir hayır vardır.” teslimiyetinde olmak kalıyor geriye. Zira alerjiyi çocukluğunda geçirenlerin büyüdüklerinde alerjiye yakalanmaları az bir ihtimal imiş. Üstelik çocukken olan geçiyor yaş ilerledikçe de, büyüyünce yakalandınız mı ölene dek kurtulamıyorsunuz. Bir tez daha var ki; alerjik astım geçiren çocukların yetişkin olduklarında kansere yakalanma riski büyük oranda azalıyormuş. İnşaallah bahsedildiği gibidir. Güzel düşüneyim, güzel olsun.
Bir not daha; sigara diye kıvranan ben, içemeyişimin en büyük nedeni; yanlış rol model olmak değil; sigara dumanının alerjiyi tetikleyen en büyük etken olmasıdır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments are closed.